Sevinçli bir telaş içinde asker-sivil kuvvacıların doldurduğu salona giren iki İngiliz diplomat genç yaverin karşısına dikiliyor:

- Paşa’yla görüşecektik...

- Haber vereyim...

Yaver, kapıyı çalıp saygıyla içeri giriyor, hafif loş bir oda.

İngilizler salonda bir koltuğa oturup beklemeye başlıyorlar.

Kıdemli olanın elinde sık sıkıya sarıldığı bir evrak çantası.

Yaver geliyor:

- Paşa uygun olduğunda sizi kabul edecek...

Saatler geçiyor.

Yaverden ses yok.

İki İngiliz diplomattan kıdemli olanı söylenmeye başlıyor arkadaşına:

- Sabrımızı zorluyor...

Yine saatler geçiyor.

Yaverden yine ses yok.

Tam binayı terk etmek üzere ayağa kalkıyorlar ki yaver görünüyor:

- Buyurun, Paşa size bekliyor...

Yüzlerinde yine bir sevinçli telaş, Paşa’nın odasına giriyorlar.

Paşa, yüzlerine bakmadan eliyle, “Oturun” işareti yapıyor.

İngilizler oturuyorlar, ellerinde çanta.

Çantanın içinde Paşa’ya iletilecek manda teklifi.

Birkaç dakika sonra İngilizler yüzlerinden düşen bin parça, odadan çıkıp, hızlı adımlarla binayı terk ediyorlar.

Salondaki kuvvacılar merak içinde, ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar.

Sivil bir kuvvacı gür sesle öne çıkıyor:

- Arkadaşlar İngilizler bize manda önerdiler. Paşa size şunu söylememi istedi:

“Ya istiklal ya ölüm!”

Salonda alkışlar kopuyor...

O gün, bağımsızlık ve vatan için kopan o alkışlar, önceki akşam, Vatanım Sensin dizisinde canlandırıldığında da on binlerce evin salonunda koptu.

Televizyon başında alkışlara gözyaşları eşlik ediyordu.

Bu nedenle, dizinin ekrana döndüğü sahne sosyal medyayı kelimenin tam anlamıyla salladı.

Ve dün 7’den 70’e yaşlısı, genci, kadını, erkeği, işçisi, memuru saatler 9’u 5 geçe Atatürk’ün önünde sevgiyle, saygıyla, gözyaşıyla, gururla eğiliyordu.

Ölümünün üzerinden 79 yıl geçmesine rağmen halkı tarafından bu kadar çok sevilen bir başka lider var mı?

Bu sevginin temel nedeni, Paşa’nın Kurtuluş Savaşı’nı, “tam bağımsızlık” ilkesiyle yönetmesi ve bunu, “Ya istiklal ya ölüm” diye tarihe yazmasıdır.

Sadece mağlup ettiği komutanların bile saygıyla teslim ettiği askeri bir dehaya sahip olması değil, aynı zamanda siyasi bir deha da olmasıdır.

Sadece savaşmayı değil, savaştığı ülkelerle barış masasına oturmayı ve tam zamanında kalkmayı bilmesidir.

İlber Ortaylı Hoca’nın dün sabah televizyonda söylediği gibi, dünyada halkı tarafından böyle sevilen, böyle kendiliğinden anılan başka bir lider yok.

Bunun nedeni, iç savaşa tutuşmuş komşularımıza, kadınlar otomobil kullansın mı kullanmasın mı diye tereddüt geçiren bölge ülkelerine, din adına kafa kesen terör örgütlerine bakınca hemen anlaşılıyor.

Mustafa Kemal’e duyulan sevginin nedeni, 100 yıl önce ileriyi görebilmesidir.

Tam bağımsız Türkiye’yi inşa ederken çağdaş uygarlık düzeyini hedef, bilimi rehber olarak göstermesidir.

Kadın-erkek eşitliğinin, demokrasinin, laik devlet yapısının, ulus birliğinin, bilimsel eğitimin, sanatçının değerini görerek genç Türkiye Cumhuriyeti’ni akranlarının 100 yıl ötesine taşıyabilmesidir.

Üzerine oynanan bin bir türlü oyunla baş etmeye, bağımsızlığına musallat olanlarla boğuşmaya çalışan yeni Türkiye için de çıkış aynı formüldedir.