Yahudilerin ve Arapların dostça yaşadıkları ülke

30 Haziran 2011

Şili’nin başkenti Santiago’un en lüks semti Vitacura’da son akşam yemeği için Sukalde restoranındayız. 1840’lardan kalma bir ev... Bir yıl önce Filistin göçmeni Zandra Reyes Dihmes, aşçılık eğitimi alan oğlu Matias Paloma Reyes ile bu restoranı hem Şili tadları ile donatıyor, hem de gastronomi eğitim almaya parası yetmeyen gençlere yemek dersleri veriyor.
Matias uzun yıllar New York’da ünlü aşçılarla çalışmış, hem de ABD Başkanı Barack Obama’nın baş aşçısının arkadaşı olmayı başarıp, White House’un turistik olmayan odalarını görebilmiş. Matias pazar pazar dolaşıp, Şili’nin gün yüzü görmemiş deniz ürünlerinden tutun da meyvelerine kadar yeni lezzetler üretiyor. Bizim için hazırladığı menü size yemek türleri hakkında bir fikir verebilir:
Başlangıç içkisi Şili’nin Pasifik Okyanusu’na yakın yerinde yetişen çilekgillerden yaban mersinini andıran bir meyveden yapılmış.
Şili’de karşınıza sık çıkabilecek bir bulgur türü; Quinoa yatağında acılı baharatla hazırlanmış karides; yılan balığı mürekkep balığının boyasıyla üzerine Pablo Neruda’nın yılan balığı şiiri yazılan patetes cipsi, inek sırtı ve yanında sebze püresi, sorbe, Atacama Çölü bölgesinde yetişen Hindistan cevizli tatlı tabağı ve uzun yıllar Paris’te kalan ProChile (Şili Dışişleri Bakanlığı’na bağlı ihracatı geliştirme merkezi) Avrupa Departmanı sorumlularından Pedro Solar’ın şerefine bir Fransız peynir tabağı ile final!
Yemek de, yer de çok özel. Ama benim için en özel yanı sohbetimiz sırasında Zandra”nın “Ölmeden önce İstanbul ve Filistin’i görmek istiyorum” sözü...
Filistin denince aklına ilk ne geldiğini soruyorum, “Devlet olmasını” diyor ve ekliyor “Eğer Amerika isterse...”
Arapların ve Yahudilerin dostça yaşadığı tek ülkenin Şili olduğunu vurguluyor Zandra...

Yazının devamı...

Şili yabancı yatırımı ‘temiz eller’le çekti

29 Haziran 2011

Şili’nin en etkili kurumlarından birisi, başkanlığını Ekonomi Bakanı Juan Andres Fontaine’nin yaptığı ve 1954 yılında kurulan özerk bir idare olan ‘Chile Foreign Invesment Committe’ (Şili Yabancı Yatırımlar Komitesi).
Hazine, Dışişleri, Sosyal Kalkınma, Maden bakanları ile birlikte Merkez Bankası Başkanı’nın da yönetim kurulunda olduğu bu komitenin Başkan Yardımcısı avukat Matias Mori’nin sunumunu izledim. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını çekmek ve hukuki süreçlerde Şili’nin haklarını korumak üzere konumlandırılan komite, 1996’dan beri çekilen yabancı sermayenin milli gelire oranının ortalama yüzde 6.9 olduğunun altını çiziyor.
1974 - 2010 yılları arasında ABD 25.9, İspanya 18.7, Kanada 17.7, İngiltere ise 8.8 milyar dolar yabancı sermaye yatırımı ile başı çekiyor. Şili’deki yabancı sermaye yatırımlarının tutarı ise toplam 77 milyar 261 milyon doları buluyor. Yatırımlar içinde, madenler, hizmet sektörü ve elektrik yatırımları ağırlık taşıyor.
Şili’nin şeffaflık ve finansal görünümünü yansıtan tablolar arasındaki yeri yalnız Latin Amerika değil, OECD ülkeleri içinde de ön sıralarda yer alıyor.
Türkiye ile Şili arasında bir ekonomik ilişkiden söz edeceksek, bunun başına Codelco’yu yazmamız gerekir. Codelco dünya bakır ticaretinin yüzde 11’ini, Şili’nin bakır ihracatının ise yüzde 35’sini gerçekleştiren ve 13.4 milyar doları bakır olmak üzere yılda 17 milyar dolar maden ihracatı yapan yüzde 100 kamu sermayeli bir Şili devi.


Yazının devamı...

Jak Kamhi: İsrail ziyaretimi ABD’deki dostlarımla paylaştım

31 Mayıs 2011

İş dünyasının “güvercin tedirginliği” ile ilk kez karşılaşmıyorum. Yanlış anlaşılma kaygısını besleyen yolların, Ankara ile kesişmesi de rastlantı olmasa gerek.
Bu girişi yapmamın nedeni, yazımda gayet açık ve sarih biçimde kayda geçtiğim ifadelere rağmen, 500. Yıl Vakfı Kurucu ve Onursal Başkanı Jak Kamhi’nin “Küçük de olsa yanlış intiba bırakmasının önüne geçmek amacıyla” açıklama yapma gereği duyması.
Kamhi’nin cevap verme hakkına duyduğum saygıdan dolayı bana gönderdiği mektubu sizinle paylaşıyorum:
Kamhi’nin mektubunda yapmaya çalıştığı “ince ayarlara” bakarsak, iki nokta göze çarpıyor. Bunlardan birincisi; “dışişleri rolü”, ikincisi de “alınan sinyalin adresi.”
Kamhi’nin Çankaya Köşkü’nde dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in elinden “Devlet Üstün Madalyası” almasının gerekçeleri herkesin malumu.
1974 Kıbrıs ambargosu, 1985 ABD Kongresi’ne gelen Ermeni tasarısı, AB ile müzakere sürecini başlatan 17 Aralık 1994 Brüksel Zirve Kararları, Türkiye’nin AB adaylığını açıklayan 1999 Helsinki Zirvesi ve Davos’ta ortaya çıkan “one minute krizi” sonrası İsrail ziyaretleri; işadamının ABD-AB ve İsrail üçgeninde yaptığı çalışmaların yalnızca başlıkları olabilir. Elbette 500. Yıl Vakfı Kurucu ve Onursal Başkanlığı, İKV Başkanlığı ve Avrupa Birliği dışından tek üye olarak “Yuvarlak Masa”da (Europan Raund Table-ERT) 12 yıl boyunca sürdüğü temsilcilik de önemli kayıtlar.
Kamhi’nin eline T.C. cumhurbaşkanları tarafından verilen mektuplarının öykülerini sanırım, en erken 2012 yılında yayımlanacak “Hayatım” kitabından okuruz... Bu kadar önemli eşiklerin aşılmasında kilit rol oynayan ve partiler üstü kalan kaç Türk vatandaşı var ki? Tam da bu sorunun gereği olarak, gayet içime sindirerek Kamhi’nin önüne yazılabilecek “bir manada dışişleri personeli” tanımını “aşırı” bulmam. Bana kalırsa bu tanım, Kamhi’nin lobicilik CV’sinin yanında mütevazı bile kalır!

Yazının devamı...