Jak Kamhi: İsrail ziyaretimi ABD’deki dostlarımla paylaştım

İş dünyasının “güvercin tedirginliği” ile ilk kez karşılaşmıyorum. Yanlış anlaşılma kaygısını besleyen yolların, Ankara ile kesişmesi de rastlantı olmasa gerek.
Bu girişi yapmamın nedeni, yazımda gayet açık ve sarih biçimde kayda geçtiğim ifadelere rağmen, 500. Yıl Vakfı Kurucu ve Onursal Başkanı Jak Kamhi’nin “Küçük de olsa yanlış intiba bırakmasının önüne geçmek amacıyla” açıklama yapma gereği duyması.
Kamhi’nin cevap verme hakkına duyduğum saygıdan dolayı bana gönderdiği mektubu sizinle paylaşıyorum:
Kamhi’nin mektubunda yapmaya çalıştığı “ince ayarlara” bakarsak, iki nokta göze çarpıyor. Bunlardan birincisi; “dışişleri rolü”, ikincisi de “alınan sinyalin adresi.”
Kamhi’nin Çankaya Köşkü’nde dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in elinden “Devlet Üstün Madalyası” almasının gerekçeleri herkesin malumu.
1974 Kıbrıs ambargosu, 1985 ABD Kongresi’ne gelen Ermeni tasarısı, AB ile müzakere sürecini başlatan 17 Aralık 1994 Brüksel Zirve Kararları, Türkiye’nin AB adaylığını açıklayan 1999 Helsinki Zirvesi ve Davos’ta ortaya çıkan “one minute krizi” sonrası İsrail ziyaretleri; işadamının ABD-AB ve İsrail üçgeninde yaptığı çalışmaların yalnızca başlıkları olabilir. Elbette 500. Yıl Vakfı Kurucu ve Onursal Başkanlığı, İKV Başkanlığı ve Avrupa Birliği dışından tek üye olarak “Yuvarlak Masa”da (Europan Raund Table-ERT) 12 yıl boyunca sürdüğü temsilcilik de önemli kayıtlar.
Kamhi’nin eline T.C. cumhurbaşkanları tarafından verilen mektuplarının öykülerini sanırım, en erken 2012 yılında yayımlanacak “Hayatım” kitabından okuruz... Bu kadar önemli eşiklerin aşılmasında kilit rol oynayan ve partiler üstü kalan kaç Türk vatandaşı var ki? Tam da bu sorunun gereği olarak, gayet içime sindirerek Kamhi’nin önüne yazılabilecek “bir manada dışişleri personeli” tanımını “aşırı” bulmam. Bana kalırsa bu tanım, Kamhi’nin lobicilik CV’sinin yanında mütevazı bile kalır!

Taksim Anıtı’nı açan paşa
Ayrıca Kamhi’nin herkes tarafından bilinmeyen bir yanını da bu vesile ile paylaşmak isterim. Kamhi iki oğlunun annesinden ayrıldıktan sonra Tüli Hanım ile evlendi ve bu evlilikten Kerem Şinasi Kamhi isminde bir çocukları oldu. İş dünyasına atılan Kerem Kamhi, TÜSİAD’ın en genç üyelerinden.
Oğlunun ikinci adı olan Şinasi’nin öyküsü bizi tarih sayfalarına götürüyor...
Tüli Hanım’ın Büyükbabası Dr. Hakkı Şinasi Paşa, (Erel soyadını aldı) Cumhuriyet Halk Fıkrası Müfettişi’ydi ve 1923-1941 yıllarında TBMM’de milletvekili olarak yer aldı.
Deniz Hastanesi Başhekimliği da yapan Paşa, Sultan Hamid’den, Nâzım Hikmet’e kadar dönemin önde gelen isimlerinin doktorluğunu yaptı.
Hani her törende, herkesi bir araya getiren “Taksim Cumhuriyet Anıtı” var ya; onun İtalyan sanatçı Pietro Canonica’ya ısmarlanması kararını veren komisyonun başkanlığını da Hakkı Şinasi Paşa yapıyordu.
Şinasi Paşa’nın eşi Resmiye Hanım, Fırka’ya İstanbul’dan üye olan ilk kadındı.
Kamhi, mektupta sözü geçen Haluk-Ebru Sanver çiftinin yemeğinde Müslüman bir Türk ailesine mensup eşi Tüli Hanım’ın, Atatürk’ün eşi Uşakizade Latife Hanım ile akrabalık bağlarını vurguluyordu.
Tüli Hanım ayrıca Osmanlı’nın Mısır’daki son temsilcisi Kral Faruk’a üç kız evlat veren eşi Feride Hanım ile kuzendir..
Kamhi’nin Atatürk hayranlığını da, Cumhuriyet’e bağlılığını da, insanlığını da ben bu “küme” içinde anlamaya çalışıyorum. Bilmem yine de yanlış anlaşılma olabilir mi?

* * *

Milliyet gazetesindeki “Sobe” köşenizde “Türk-İsrail ilişkilerinde Kilit isim Bahar Müjdesi Veriyor” başlığıyla yayımlanan yazınızda kullanılan ifadeler üzerine, Bay ve Bayan Sanver’in, Şili’nin eski Cumhurbaşkanı Ricardo Lagos onuruna verdikleri davet sırasında, Lagos’un bazı suallerinde İspanyolca ve İngilizce verdiğim cevapların aktarımında lisan farkından kaynaklanan nüansların, küçük de olsa yanlış intiba bırakmasının önüne geçmek için, aşağıdaki açıklamamı gazetenizde yayımlamanızı rica ederim.
Uzun yıllar boyunca tamamen şahsi olarak ve Atatürk’ümüzün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” şiarını benimseyerek bazı odakların Türkiye’mizi karalamak amacıyla ürettikleri olumsuzlukları gidermek yönünde gayretlerim olmuştur. Politik alandaki çalışmalarım, Eski Ticaret Odası Başkanı Behçet Osman Ağaoğlu’nun isteğiyle, Roma Kulübü’nün, ve peşinden AB’nin kuruluşunu gönüllü olarak takip etmemle başlamıştır. İktisadi Kalkınma Vakfı başkanlığım sırasında da bu alanda uğraşılar verdim.
AB’nin kurulmasından sonra, geçmişte savaşlara neden olan “ekonomik çıkar” kavramının Avrupa’da barışı sağlayan önemli bir unsura dönüştürülmesi ve AB’nin 62 yıldan beri barışı muhafaza etmesi üzerine, başka ülkelerin de bu modelden ilham alarak ekonomik yararları çalışmaları destekledim ve bu bağlamda barışı her şeyin önünde tutan Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız yürüttükleri Filistin Erez Serbest Bölge projesine elimden geldiğince katkıda bulunmaya çalıştım.
Belirttiğim gibi bütün bunlar benim gönüllü olarak gerçekliştirdiğim çalışmalardır ve İKV başkanlığım döneminde, Dışişleri Bakanlığımız AB ilişkileri konusunda bizleri gönüllü elçi olarak değerlendirmiştir. Gazetenizde yayımlanan ifade üzerine belirtmek isterim ki çok değer verdiğim ve ülkemize çok büyük katkıları olan Dışişlerimizin bir personeli olabilmek benim için ancak bir şeref olabilirdi fakat hiç bir zaman bu şerefe erişemedim. Ancak benden devamlı olarak mülakat isteyenlere, uğraşlarıma zarar verebilecek mülakatlardan çekindiğim için, Dışişlerinde büyük hizmetler veren kişilerin politik konulardaki ketumiyetiniörnek gösterdiğim olmuştur.
Yine yazıda yer alan “sinyaller aldım” ifadesinin yanlış yorumlanmaması için de bunun, ABD’deki bazı dostlarımla görüşmelerimde onlarla da paylaştığım, Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşmesi konusundaki arzumun ifadesi olduğunu belirtmek isterim. Bu hususta ne ülkemizin ne de İsrail devletinin bir yetkilisiyle temasım olmamıştır. Haziran ayında planladığım İsrail seyahatimin maksadı da yıllardan beri davet edildiğim bir toplantıya tamamen gönüllü olarak iştirak etmektedir ve Türk-İsrail sorunlarıyla ilişkisi yoktur.
Bazı odakların ülkemiz aleyhine üretmeye devam ettikleri olumsuzluklara rağmen, kalıcı barışın tesisi çabalarına önemli katkısı olan ve anlamlı başarılar elde eden hükümetimizin, yine bu doğrultuda hiç bir ülkenin başaramadığı İsrail-Suriye ve bu yeni başarısının da Türkiye’miz için uluslararası alanda olumlu etkiler yaratacağına inanıyorum.
Konunun hassasiyetine bianen yukarıdaki ek açıklamalarıma gazetenizde yer vermenizi diler, başarı dileklerimle saygılar sunarım.

Jak V. Kamhi