İyimserlik hayatınızı nasıl değiştirir?

Albert Einstein “Çok zeki olduğumdan değil, sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmediğimden başarıyorum” der. Başarı sorunlarla uğraşmaktan vazgeçilmediğinde, mutluluk ise zorluklara rağmen vazgeçmeyip iyimser kalabilmekte mi yatıyor dersiniz? Sanırım Tanrı’nın sevip cömert davrandığı kullarından biri olmak için iyimser olmayı öğrenmek gerekiyor.
İyimserlik derken Polyanacılık gibi kaybedilen herhangi bir şey için üzülmek yerine elindekilerle yetinmeyi ve mutlu olmayı kast etmiyorum. İyimserlikten kastım iyi durumlar ile karşılaşma olasılığımızı olduğundan yüksek öngörüp kötü durumlarla karşılaşma olasılığımızı olduğundan daha düşük görmeye yatkın olmak. W. Arthur Ward da iyimserliği en kapsamlı hali ile şöyle özetliyor;
“Gerçek iyimser problemlerin farkındadır ama çözümleri de bilir, zorlukları görür ama üstesinden gelineceğine de inanır, olumsuzlukları yakalar ama olumlulukları da vurgular, en kötüye açıktır ama en iyiyi de bekler, şikâyet etmek için nedeni vardır ama gülümsemeyi seçer.”
Tabi böyle olunca başarı da başarının sonucunda alınan keyif de diğerlerine oranla iyimserlerde daha fazla oluyor.
Nasıl oluyor da bir sürü zorluk var iken insanlar iyimser olmayı başarabiliyorlar dersiniz? London College Üniversitesi’nden Nörolog Tali Sharot’un araştırmalarına göre, insanlar bir şeyi öğrenirken beyinlerindeki nöronlar iyimserliği güçlendirebilecek bilgiyi kodluyorlar, ama hiç beklemedikleri arzu edilmeyen bilgiyi ise kaydetmede başarısız oluyorlar. Örneğin çok zengin ve varlıklı birisiyle ilgili başarı hikayesini dinlediğimizde bizim de bir gün inanılmaz derecede zengin olabileceğimize inanabiliyoruz. Ancak her üç evlilikten birinin ayrılıkla sonuçlanıyor oluşu üzerinde bir konuşma dinlediğimizde bizimkinin de bir gün sonlanma ihtimali olduğu düşüncesini aklımıza getirmiyoruz. Yani beynimizdeki nöronlar iyimserliğimizi destekleyecek şekilde bizimle işbirliği yapıyorlar. Peki, iyimserlik işimize nasıl yarıyor? İyimser düşüncelere sahip olmanın, olumlu düşünmenin ve iyilik yapmanın sağlığa, özellikle de ruh sağlığına son derece faydalı olduğu birçok bilimsel araştırma ile de kanıtlanmış durumda. Kanser gibi ciddi sağlık problemlerini atlatanlara ya da hayatta baş edilmesi zor sıkıntıların üstesinden gelenlere baktığımızda iyimserlikten beslendiklerini görüyoruz. Hatta bilimsel araştırmalar iyimser insanların kötümserlere göre daha sağlıklı ve daha uzun yaşadıklarını dahi gösteriyor. Tali Sharot, insanların hayatta kalabilmeleri için daha iyiyi düşünmek zorunda olduklarını ve bundan dolayı iyimser olmayı öğrendiklerini ve ileride daha sağlıklı olacağına inanan birinin bunu gerçekleştirmek için yediklerine dikkat ettiğini, boşanmayacağını düşünen birinin ilişkisine daha çok özen gösterdiğini, beynin de bu sisteme bağlı çalıştığını savunuyor.
Nasıl iyimser olacağımıza gelince; bunun yolu da bilgimizi artırmaktan ve farkındalığımızı maksimize etmekten geçiyor.
Kişinin iyimser veya kötümser olması; olayları kendi ruh hali başta olmak üzere kültür, yer, zaman, statü ve rol faktörleriyle bileşkeli şekilde algılayışında yatıyor. Bu algılayış şekli de sonuç olarak önce kişinin kendisini, fiziki ve ruhi yapısını daha sonra genişleyerek çevresini ve olayları da etkilemeye başlıyor.
Alman Filozof Edmund Husserl kişinin farkında olması ile farkında olduğu şey arasında sıkı bir ilişkinin var olduğunu; her bilincin kendine özgü bir niyet geliştirdiği ve bu niyetinin de bilincinin neyi algılayıp nasıl anlamlandıracağını etkileyeceğini savunur. Karşılaşılan güçlükleri ne şekilde ele aldığınız iyimser veya kötümser oluşunuzu gösterir. Üstesinden gelmekteki kolaylık ise iyimserliğinize ve farkındalığınızın gücüne bağlıdır.
Seçim sizin...