Sizden Gelenler - Eşim Boşanmak İstiyor

5 Ekim 2018

'14 yıllık evliyim, 3 çocuğumuz var ve karım boşanmak istiyor. Ticaretle uğraşıyorum. Malum ekonomik krizden ötürü işlerim biraz bozuldu ve bu da ilişkimize yansıdı. Eşim çalışan bir kadın. Ailesi, özellikle kardeşleri onu bana karşı kışkırtıyor. Aramızda diyalog kalmadı, aynı evde iki yabancı gibiyiz. Aramızda daha önce kavga gürültü, aldatma, saygısızlık hiç olmadı. Ailesinin etkisinde kalıyor. Ben onu seviyorum ama o bana karşı hislerinin tükendiğini söyledi. Yuvamızı bozmak istemiyorum. Tek başına çocuklarımıza bakamaz, biliyorum, onların mağdur olmasını istemiyorum.'

Tecrübelerim gösteriyor ki insan bazen çok daralıyor, hayata karşı öfke duyuyor ve birşeyleri değiştirebilmek adına kusuru en yanındakinde bulup ona yükleniyor. Anlaşılan o ki eşiniz şu an kişisel olarak bulunduğu konumdan ve hayatından memnun değil. Tercihlerini sorguluyor ve bu kısır döngüden çıkabilmek adına radikal bir değişikliğe gitme ihtiyacı hissediyor. Sizi muhakkak seviyordur ancak şu an için gözü görmüyor olabilir. Kendince hedefe kilitlenmiş, zannediyor ki boşandığınız zaman her şey düzelecek, üzerinden bir yük kalkacak. Şimdilerde ailesinin/kardeşlerinin/arkadaşlarının ona destek vermesi, haklılığını savunması ve kışkırtması da tanıdık bir senaryo. Evvela gaza getirilir, devamında ilgilenen olmaz.

Size tavsiyem şu şekilde olur: Eşinize ve isteklerine karşı direnç göstermeyin. Tamam, madem bu şekilde olsun istiyorsun, o halde ben de seni istemiyorum deyin. Yakınlaşma çabasında bulunmayın. Soğumuş gibi davranın, kendinizi ezdirmeyin. Siz ikna çabasına girdikçe o daha çok haklılığına inanıp bak adama neler diyorum da hala beni bırakmıyor, beni sömürüyor, ben daha iyilerine layığım düşüncesine girecektir. Boşanma konusunda ise çocukları bahane ederek ağırdan alın, hiç sözünü açmayın. Beni seni rahat bırakıyorum diyerek evden uzaklaşın. (Acelen nedir? Zaman içerisinde hayatına bir başkası girer, tekrar evlenmek istersin, boşanırız...) Kendisine istediği kadar özgürlük alanı tanıyın. Ona bu alanı ve rahatlığı verin ki sizin de kıymetiniz anlaşılsın. Boşanma olması halinde aslında ne kadar zorlanacağını algılasın. Siz onun bu hayattaki eşisiniz, destekçisisiniz. Kendi ailenizi kurmuşsunuz. Kardeşi onu bir gün dinler, iki gün dinler, üçüncü gün ilgilenmez, külfet olarak görür. (Şu an anladığım kadarı ile iş inada binmiş, tüm aile size karşı tavır almış. Siz hayır deyip ısrar ettikçe onlar da hırs yapıp boşanmanızın derdine düşmüş. Konu sizden çıkmış ego problemi olmuş. Siz direnç göstermezseniz onların da ilgisi dağılır, savaşacakları bir düşman kalmaz.) Her şey maddiyat değil; sizin haricinizde kim onu dinler, sever, nazını kaprisini çeker, elinden tutup gezmeye gider? Eş ve aile olmanın duygusu başkadır, yeri kolay kolay doldurulamaz. Kendisi çok uzun zamandır sizinle beraber olduğu için yalnız kalmanın ne kadar zor olduğunu, iyi niyetli ve temiz birini bulmanın ne büyük şans olduğunu unutmuş olabilir.

Bütün bunların haricinde siz de iş konusunda gerekiyorsa düşük de olsa maaşlı bir iş bulsanız, kendi ailenizden ya da arkadaşlarınızdan yardım talep etseniz, kendisi ile maddi konularda mümkün mertebe diyaloğa girmeseniz çok yerinde olur.

Hiç üzülmeyin, su akar yolunu bulur. Bu da böyle bir dönem. Yaşananları kişisel almayıp, hayat bizi bu noktaya getirdi, o da böyle bir tepki vermeyi seçti diyebilin. Kendinizi yok yere yıpratmayın. Günün sonunda sadece kendi seçimlerimizi ve tepkilerimizi kontrol edebiliyoruz.

Çok sevgilerimle

Sibel ŞENGÜL

Yazının devamı...

Günlük Rutinini Değiştir, Hayatın Değişsin

3 Ağustos 2018

Hep aynı şeyleri yapmaktan sıkıldın mı? Hayatının monotonlaştığını mı düşünüyorsun? Yeni güne uyanmak artık heyecan vermiyor mu? Dışarıdan keyifli görünen yemek planları, tatil organizasyonları senin için laf olsun diye eşlik edilen programalara mı dönüştü?

Zaman içerisinde öyle ya da böyle sisteme yenik düşüp zombi kıvamına geliyoruz. Tekrar canlanmak için ne yapmak lazım?

Aslında denklem çok basit; kendimizi ne ile beslersek o hayatı yaşıyoruz. Özgür irademizle seçtiğimizi düşündüğümüz pek çok şeyi (okul, meslek, iş yeri, alışveriş, tatil planı, yemek planı, sevgili, evlilik) aslında etkileşimde olduğumuz çevrenin doğal bir sonucu olarak tercih ediyoruz. Ya da tercih ettiğimizi sanıyoruz.

Söylediklerimiz düşüncelerimize, duygularımıza, davranışlarımıza, alışkanlıklarımıza, değerlerimize, karakterimize ve en nihayetinde kaderimize evriliyor. Öncelikle bu farkındalığa sahip olalım, devamında hoşnut olmadığımız bir yolda ilerliyorsak rotayı nasıl değiştirebileceğimize odaklanalım.

Minik değişikliklerle başlayacağız. Bugün itibari ile oturun, hesap edin. Gün içerisinde kendinizi ne ile muhatap ediyorsunuz? Canınız sıkıldığında vakit geçirmek adına neler yapıyorsunuz? Haberleri izle, siyasetçilerin yerli yersiz çıkışlarını takip et, hayıflan. Facebook'u aç, yanında olsa konuşmak istemeyeceğin arkadaşlarını didikle. Instagram'a bak, yüzeysel bulduğun insanları takip et. Magazin izle. Modaya uygun ayakkabı, çanta, araba almanın derdine düş. Eve git, iş yerinde olan keyifsiz diyalogları kafanda çevir. Whatsapp'a gir, dedikodu yapmıyorum de ama aslında senin düşündüklerini dile getirenleri alkışla.

Haber alma kaynaklarımızı değiştirerek bilgi kirliliğinden uzaklaşabiliriz. Kendimize sosyal medya kotası koyarak; örneğin sadece pazar günleri kontrol edeceğim diyerek başkalarına adadığımız vakti kendimize iade edebiliriz. En başta canınız sıkılsa dahi merak etmeyin, zaman içerisinde bu boş vakitleriniz mutlaka farklı aktivitelerle dolacaktır. Belki evdeki kırık sandalyeyi onaracak vakti bulacaksınız. Ya da komşunuzla sohbet etme fırsatınız olacak. Telaşla ütü yapmak yerine keyif alarak yapacaksınız. Kendinizle baş başa kalıp ruhunuzu dinlendireceksiniz. Sevdiklerinizle paylaşmak istediğiniz konular, ilgi alanlarınız değişecek. Her gün öyle ya da böyle kendinizi maruz bıraktığınız paylaşımlar değişince, başkalarına ait gündemlerle kendinize sanal problemler icat ettiğinizin farkına varacaksınız.

Her ne ile temas edersek içimizde ondan bir parça taşıyoruz. Bu ister eleştirdiğiniz, sevmediğiniz biri olsun, isterse bayıldığınız bir ortam. Sevmediğiniz ama merak edip takipten geri kalmadığınız biri mi var? Eminim ona dair her şeyi artık ezbere biliyorsunuz. Dışarıya çıktınız, menü önünüze geldi. İster istemez onun hep övdüğü, bayılıyorum dediği tatlıya takılıyor gözünüz. Bir de ben deneyeyim diyorsunuz. Ya da yolda yürürken onun arabasından gördünüz, dikkatinizi o cezbediyor. Hemen arkasında çalan sokak çalgıcılarının müziğini duymuyorsunuz bile. Aynı şekilde bir sağlıklı beslenme uzmanını takip ederek mevsimi olmayan sebzeleri bilip markete girdiğinizde hormonlu gıdaların farkına varmanız da mümkün.

Birisi sizin için Ayşe bunu sevmez, Ahmet buna gelemez diyerek en baştan ön yargılı konuşsa kendinizi kısıtlanmış hissetmez misiniz? Siz de kendinizi kalıplara sokmayın, yeni birşeyler denemek için kendinize şans verin. Kimse anne karnında Fazıl Say hayranı doğmadı, belki zaman içerisinde siz de konserlerinden büyük keyif alacaksınız. Telefonunuzdan sizi oyalayan 0-6 yaş grubu oyunları silin. Farklı, yaratıcı podcastlere bir şans verin.

Yazının devamı...

Sizden Gelenler - Yüreğim Başka Diyor, Vicdanım Başka

1 Haziran 2018

'Merhaba Sibel Hanım, çok utanıyorum ve çaresizim. 2 senedir beraber olduğum bir hanım var, evlenmeye karar verdik. Başlarda ailesi beni istemiyordu, zaman içerisinde ailesini ikna etti ve nişanlandık. Ancak bu süreçte ben çok yıprandım, iş yerinde başka biri ile yakınlaştım. Birbirimizi çok seviyoruz, onu bırakmak istemiyorum. Ancak nişanlım da çok iyi bir insan, ayrılırsak yıkılır, ona vefa borcum var. Hiçbir kusuru olmadı, bizim için çok emek sarfett, bana çok bağlı.'

Dışarıdan 3. bir göz olarak anlattıklarınızı değerlendirdiğimde yapılması gerekeni çok net olarak görüyorum. Ancak sizi de anlıyorum; olayların içinde iken, işin içinde bu denli yaşanmışlık, verilen sözler ve duygusallık varken açmazda hissetmeniz çok doğal.

Durumun özeti şudur: Daha sevgililik evresinde (tüm duyguların yoğun ve şiddetli olması gereken dönem) nişanlınızı aldattınız. Hem de karşınıza çıkan ilk zorluğu bahane ederek, onun bir kabahati olmadığını bilerek, üstelik yarın öbür gün ne olur diye düşünmeden iş yerinden biri ile. (barda yaşanan tek gecelik bir ilişkiden bahsetmiyoruz)

Bu durumda soruyorum; nişanlınıza bütün hislerinizi ve yaptıklarınızı bugün burada olduğu gibi açık bir şekilde anlatmamanızın sebebi onu düşünmeniz mi? Yoksa onun gözünde çizdiğiniz imajın tamamen yıkılacak olması, doğru-dürüst-kaliteli adam egonuzun yerler bir olacağı korkusu mu? Nişanlınızdan gerçekleri saklayarak ona mı yoksa kendinize mi iyilik yapıyorsunuz? Onu bu kadar pervasızca iş yerinden biri ile aldatan ve hala o kişiyi sevdiğini söyleyen biri ile devam etmek, evlenmek ister mi zannediyorsunuz? Gerçekleri kendisinden saklayarak en büyük kötülüğü yapıyorsunuz. Ortada henüz bir evlilik düzeni, çocuk yokken rahatça ayrılmanız mümkün. Bu oyunu sürdürüp işleri sarpa sardırmak neden? Bu kız size ne kötülük yaptı? Neden hayatını karartasınız?

Evliliği vefa borcu olarak görmeniz hiç doğru bir yaklaşım değil, karşınızdaki kişiye de haksızlık. Kendisi ile açık açık konuşun, bu süreçte ben yıprandım, aklım kaydı, seni aldattım, artık bir başkasını seviyorum deyin. Evet yıkılır, ama tanıyıp sevdiği adam onun gözünde bir hiç olup öldüğü için yıkılır. Sizinle evlenmediği için değil. Gerçekleri kendisinden gizleyerek özgür seçim yapma hakkını elinden alıyorsunuz, hem de hayatının en büyük dönüm noktası olacak bir kararda. Bu hiç adil değil.

Yapılması gereken çok net ama kabul etmek lazım, hiç kolay değil. Şimdi sizin için yüzleşme zamanı.

Sibel ŞENGÜL

Yazının devamı...

Trip Atmanın Zararları

4 Mayıs 2018

İşin içine duygusallık girince mantık devre dışı kalır, çocukça tepkiler verirken buluruz kendimizi.

Yaşanmışlıklar olan bitene tarafsız bakmamızı engeller, sıradan hareketlerden devasa sonuçlar çıkarırız. Dışarıdan üçüncü bir göz izlese, son derece rutin görünen akışta bombanın pimini çekenin ne olduğunu mümkün değil anlayamaz.

'Mesajımı görmediğini söyledi, çünkü işine gelmiyor. Bak o beni arasın ben onun telefonunu açıyor muyum?!' 'Yeni elbisemi çok beğenmediğini söyledi, kıskandığı için böyle yapıyor. Diğer rengini de alayım hepten çatlasın.' 'Haftasonu programım var dedi, kesin bana nispet yapmak için böyle söylüyor. Bir dahaki sefere ben de ona meşgul olduğumu söyleyeyim de görsün gününü!' '

Oysa ki tüm bu pasif agresif mesajlar, trip atmalar kimseye zarar vermez, gününü göstermez. Varsa yoksa seni hırpalar, ilişkinizi yıpratır. Tavşan dağa küser, dağın haberi olmaz, olsa da işine gelmediği için haberi yokmuş gibi davranmayı seçer. Kartlarını kapalı oynamayı seçen sendin, yüzleşmekten kaçındığında onu suçlayamazsın. Peki ne yapmak lazım? Konuya iki aşamada yaklaşmakta fayda var:

Birinci aşamamız paranoyayı yenmek ve güvenmek olsun. İster eşin, sevgilin, ister ailenden biri, arkadaşın olsun bu kişi. Ağzından çıkan cümleleri olduğu hali ile kabul edip anlamaya yatkın olmadığın kişilerle ilişkini tekrar gözden geçir. Bu kişilerin kastettiğini anlamak için gerçekten dekoder mi lazım yoksa bu tamamen senin hüsnü kuruntun mu? Seninle imalı konuştuğunu düşündüğün birine tüm imalardan sıyrılarak yanıt ver. Bakalım ilişkinizde iyi yönde bir değişiklik, daha samimi bir diyalog kurma ortamı oluşuyor mu? Sana söyleneni, olanı olduğu gibi doğru kabul et. Duygularını da bu çerçevede içinden geldiği gibi açığa vur. Kendi kendini doldurup şişirmektense yüreğini ferahlat. 'İşim var diyorsa işi vardır. Ertesi gün onu çok özlediğim ve müsait olduğum halde mazeret bildirerek neden kendimi cezalandırayım?' ya da 'İşinin olduğunu söylüyorsun, haklı olabilirsin ama nedense ben buna ikna olmadım. Asıl sebebin beni özlememiş olman olduğunu düşünüyorum ve bu düşünce beni üzüyor.' Oh be, dünya varmış değil mi? Şimdi artık o düşünsün! Bırak suyu aksın, aksın ki yolunu bulsun.

İkinci aşamamız ise saygı duymak olmalı. Hem kendi benliğinize hem de onun hayatını dilediği gibi yaşama tercihine. Bazı çok bilmiş insanlar vardır, manipülasyonu sanat haline getirmiş. Subliminal mesajlar, pasif tepkiler, akıl oyunları ile karşısındaki kişiyi istediği şekle sokmaya, belli bir yola getirmeye çalışır. Sevdiğini iddia eder ama saygı göstermekten acizdir. Kendin pişir kendin ye şeklinde ilişkisini yürütür. Gün gelip de kontrol edemediği bir faktör devreye girdiğinde ancak fark eder, nasıl pamuk ipliğine bağlı tekil bir ilişki yaşadığını. Karşınızdaki kişiye saygı duyun. Nasıl mı? Özgür seçim yapma hakkını elinden almayın. Bırakın sizi özgür iradesi ile, olduğunuz kişi olarak tanısın ve tercih etsin.

İçinden geçeni dürüstçe söylemek dururken, trip atmak neden? Başkalarının ne hissetmesi gerektiğini kurgulamak yerine kendi hislerinize odaklanın. Bu ilişkiyi yürüten benim, düşündüklerimi açıkça söyleyecek özgüvenim yok, korkuyorum diyebilirsin. Peki bu ilişkideki sen gerçekte ne kadar sensin? Küçük adımlarla bir yerden başlayın. Değişen tepkilerinizle beraber ikili ilişkilerinizin nasıl da rayına oturduğunu görecek, hafiflediğinizi hissedeceksiniz.

Sevgilerimle

Yazının devamı...

Onu Beklemekten Yoruldum

5 Nisan 2018

İlişkilerdeki en büyük açmazlardan biri de bir tarafın istediğini alamaması ve buna bağlı olarak sürekli bir tatminsizlik ve mutsuzluk hissiyatı içinde olmasıdır. Bana evlenme teklif etmiyor, benimle ciddi düşünmüyor, beni sahiplenmiyor, bana çiçek almıyor, hoş sözler söylemiyor, iltifat etmiyor, benimle yakınlaşmıyor, ben söylemeden yapmıyor, ben başlatmasam beraber olmak istemiyor, beni aramıyor, mesaj atmıyor, evden dışarı çıkmıyor, beraber sosyalleşmek istemiyor, tatile gidelim demiyor, ihtiyaçlarımı görmezden geliyor, eli sıkı davranıyor, vakit ayırmıyor, çocuk sahibi olmak istemiyor, çocuklarla ilgilenmiyor, aileme hürmet göstermiyor...

Karşılanmayan beklentiler büyür büyür kişinin içinde yara olur. Sen ona sadık kalırsın, tüm kalbinle ona ait olursun, gözünün içine bakarsın devamında istediğin adımlar atılmaz, beklediğin teklif bir türlü gelmez. Hayallerini ertelersin, sevmediğin bir işte, aileni geçindirmek için, onun yüzünü güldürebilmek için var gücünle çalışırsın. Evde istediğin güleryüzü, beğeniyi, saygıyı göremezsin. Belki bu sefer vakit ayırır, gönlü olur, beraber Venedik'e gideriz, hayalimi gerçekleştiririz dersin. Sıra sana gelmez.

Peki ne yapmak lazım? Kendinden vazgeçince, her şeyini ona göre ayarlayınca, kendince fedakarlıklar yapınca ne kadar yol katettiniz? Ne kadar tatmin oldun, bugün geldiğin noktada nasıl hissediyorsun? Gösterdiğin anlayış sana aynı incelikte geri döndü mü? Yoksa bu çabalama ve kendini tutma hali senin normaline mi dönüştü? Dilimin ucunda kelimeler, söylesem olmaz, unutayım desem aklımdan çıkmaz...

Öncelikle şunu doğru analiz etmek lazım; bir tarafta acı ve öfke varsa o tarafta bir alacaklılık hali ve hayalkırıklığı vardır. Alacaklı olmayı engellemenin en basit çözümü ise beklentilerinizi tahsil edemediğiniz kişiye verici olmayı kesmektir. "Kusura bakma, veresiye defteri kapandı! Bundan sonra benden birşey istiyorsan eğer beni geleceğe dair beklentilerle oyalamak yerine bugüne ait somut bir eylemde bulunmalısın. Olmanı ümit ettiğim kişiye değil, olduğun kişiye layık davranacağım." Diyebilirsin ki ama onun zaten benden istediği birşey yok, bu ilişkiyi ayakta tutan benim çabalarım. Hayır, işin aslı sen ona isteme fırsatı vermeden her şeyi önüne sunduğun için o bugüne kadar bunların peşinden koşmadı. Kaldırımdan geçen adama bu kadar vakit ayırır mısın? Telefon etse açar, vaktini harcar mısın? Sen her buluşalım dediğinde programını ayarladığın için uğraşmasına gerek kalmadı. Müstakbel eşim deyip alttan aldığın için tartışma çıkmadı. Zaten fazla mesaiye kalıp evin her ihtiyacını karşıladığın için birşey istenmedi. Bundan sonra bu tutumundan vazgeç. İstenmeden değil para, güleryüz, öpücük; bir bardak su dahi vermemek lazım, lazım ki o su istensin, devamında bir bardak suyun dahi kıymeti bilinsin.

Güleryüz görmek istiyorsa iltifat etmesini, özel günlerde jest yapmasını bilecek. Saygı görmek istiyorsa verdiği sözleri tutacak. Sadakat bekliyorsa sorumluluk alacak, sahiplenecek. Yakınlaşmak istiyorsa kendine bakacak, flört edecek. Ve sen de tüm bunları yapmayan bir kişiye karşı tavrını koyup verici olmayı keseceksin.

İlişkide beklentilerin konusunda net ol, kendini ifade et. Devamında bir müddet otur, izle, ona zaman tanı. Ancak bir gelişme görmüyorsan eğer hayatı erteleme. Evet, ilk tercihin bu güneşli güzel günde onunla beraber olmak olabilir. Ama program yapmak istemiyorsa belki müsait olur diye evde beklemek yerine bir başkası ile dışarı çık, anın tadını çıkar. Seni arayıp sormuyorsa, nerede kiminle olduğunu merak etmiyorsa sen neden tedirgin oluyorsun? Etrafındaki seçenekleri değerlendir, ilgi duyanlara bir şans ver. Sana karşı verilmiş bir sözü var mı? Ciddi ilişki yoksa, aldatma da yoktur. Kendini kısıtlayarak iki kişilik ilişkiyi tek başına kuramazsın.

Emeklerinizin karşılığını aldığınız, takdir gördüğünüz, mutlu hissettiğiniz bir gün olsun.

Sevgilerimle

Yazının devamı...

En Son Ne Zaman Hoşlanmadığınız Birinin Peşinden Koştunuz?

1 Mart 2018

Bu başlık ilk okuduğunuzda kulağa saçma gibi gelse de aslında kadınların sıklıkla yaşadığı bir sendromun sonucudur: bunu-bana-nasıl-yapar-aklım-almıyor sendromu.

Yeni biri ile tanıştınız, ilk gördüğünüz andan itibaren gözünüzün içine bakıyor. Her söylediğinizi onaylamalar, her fırsatta size olan beğenisini dile getirmeler... Abartılı iltifatlar, jestler, sözler, hediyeler, planlar, akşam yemekleri vs. İlk başlarda çok önemsemiyordunuz ama zamanla siz de onun bu hallerine alıştınız ve şımartılmak hoşunuza gitmeye başladı. Eh, kimin hoşuna gitmez ki?!

Gelin görün ki bir anda başlayan böylesi abartılı ve samimiyetsiz ilişkiler kısa süre sonra erkeğin heyecanını yitirmesi ile birlikte bitmeye mahkumdur. Kelebeğin ömrü gibidir, erkeğin egosunu tatmin etmesi ile beraber 1 aya kalmaz sonlanır. Ve arkasında ne yapacağını, kime kızacağını bilmeyen, öfkeli, kendine olan güveni sarsılmış, şaşkın bir kadın bırakır!

Oysa ki bilindik bir Nasreddin Hoca fıkrası bu durumu çok güzel özetler: Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da, öldüğüne neden inanmıyorsun? Ve cevap da aynı şekilde nettir: İnsan sadece inanmak istediğine inanır.

Kaçan kovalanır. Peki ama neden, hiç düşündünüz mü? Temel içgüdülerinizi bir kenara bırakın ve mantığınızın sesini dinleyin. Ve itiraf edin, siz de zaten aşkınızdan ölmüyordunuz. Siz o adamdan değil onun size olan yalakalığından hoşlanıyordunuz. Madem ki bu tavrından vazgeçti, o zaman güle güle yolu açık olsun. Terk edilmenin verdiği bocalama ile kendi kendinize büyük bir aşk hikayesi yazıp onu ne pahasına olursa olsun geri kazanacağım gibi bir deliliğe girişmeyin. Çünkü aslında ortada kazanılan da kaybedilen de birşey yok. Egonuzun esiri olup kendinizi yok yere hırpalamayın. Kimseye birşey ispatlamak zorunda değilsiniz, özellikle de daha düne kadar varlığından haberdar olmadığınız bu şıpsevdi kişinin sizin hakkınızda artık ne düşündüğü kimin umurunda? Bizim umurumuzda olmadığı kesin, sizin de olmasın!

Ah, bu işin bir de evlilik sendromu boyutu var. Devamlı didişen, birbirini iğneleyen, fiziksel görünümünü eleştiren, gülerken çıkardığı sesten yemek yiyişine kadar irrite olan, kavga eden ama ısrarla evlenmek isteyenler. Haftanın 2 günü görüşüp onca kusur bulup şikayet ederken, 7 günün 24 saatini beraber geçireceklerini hesaba katmayanlar. Hemen buradan bir kez daha hatırlatalım; gıcık olduğunuz biri ile evlenmek zorunda değilsiniz. Evlilik güzeldir ancak aşkın kaynağı değildir, sevgisizlik baki kalır.

Baharın gelişi ile beraber tazelendiğiniz, ferah bir dönemin başlangıcı olsun bugün.

Sibel ŞENGÜL

Yazının devamı...