HANDE ERÇEL DİZİSİ

21 Kasım 2019

Sanırım, Hande Erçel’in kitlesi düşünülerek yapılmış bir dizi ‘Azize’... Çevresine epey kalabalık bir ‘tecrübeli oyuncu’ toplanmış. Bol aileli bir mafya projesi... Bu dizide bir ‘kötülükler masası’ vardı. Hikayenin ne kadar, Azize (Hande Erçel) ne kadar, diğer karakterler arasında geçecek, denge nasıl kurulacak, buna nasıl karar verilecek, ilerleyen bölümler gösterecek. Mustafa Yıldıran (Balkan Alpan) ilk bölüm çizdiği psikopat mafya babası karakteriyle dikkat çekti. Mafya olayını olabildiğince derinlerde arayan ‘Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’ oldu. Vurdu kırdı dışında, özel yaşantılarındaki gezintilerde olabildiğince ‘inceleme’ yapıldığını bizlere hissettirmişti. Diyorum çünkü artık onlar da yoruldular. 180 dakika özenli dizi çekmek mümkün değil. ‘Azize’ ne kadar bu mafyanın içine girecek ya da zaman içinde Erçel’in aşk hikayeleriyle süslenip uzaklaşacak mı? Kartal (Buğra Gülsoy) ve Okan (Tugay Mercan) durumları... Azize, kendi başına bu dizinin ‘başrol’ünde olabilecek mi? ‘Halka’da bir yönetmen el dokunuşu Erçel’i, Müjde karakterinde tam kıvamında oynattı. Ne çok başrolde, ne çok arkada ne de tam orta yerde. Burada dizi onun adı üzerine kurulmuş. Yani ‘katıksız başrol’. Çok izlenen bir kanalın, iddialı dizisinde başrolde olmak büyük sorumluluk. Bu işin altında kalkabilecek mi? Instagram’da 11 milyon takipçisi olduğu yazıyor. İletişim konusunda çok başarılı biri... Bunun ‘reyting’e de yansıması gerekiyor. ‘Ben artık olgunlaştım, iyi oyuncu ve iyi dizilerin ismi olacağım’ mesajının da peşinde... Tüm bunların sonucu ‘Azize’yle bu projeyi onun ismi üzerinden yapanları memnun edecek ya da ‘Bir başka dizide buluşalım’ olacak.

Orayı bir açar mısınız festivali

CNN TÜRK’te canlı yayınlandı 9. Malatya Film Festivali ödül töreni... 45 dakikada bitti. Ya da ekranda bitti bilemem. ‘Türk Sinemasına Katkı’ ödülü ‘Aidiyet’ filmine verildi. Yüksel Arıcı (Vehbi) ödülü vermek üzere Yunus Emre Yıldırımer’le (Alpaslan Çakırbeyli) sahneye davet edildi. EDHO ekibi sanırım damga vurdu geceye. Zarfı açtı Yüksel Bey ‘Aydıyat’ dedi. Sonra ‘Aidiyet’ diye düzeltti. Ödülü almak için gelebilmek, salonda epey zordu. Çünkü koridorlar silme insan doluydu. Sunucumuz Eser Yenenler, “Orayı biraz açarsak, zamanımız da kalmadı” diye seslendi. Ülkemizin her yanında böyle festivaller yapılsın. Ama hani şanına uygun bir düzen içinde olabilse! Bir de şu giyim kuşama bir özen gösterilse...

Yazının devamı...

KOMŞU DİZİYE MİSAFİR OLDU

20 Kasım 2019

Ev ahalisi görünce şaşırdı. Yayınlanan son bölüm fragmanında ‘Mucize Doktor’daki Ali Vefa birden ‘Kadın’ dizisinde belirdi. Nisan ile Doruk konuşurken, Nisan kardeşinde tuhaflıklar seziyor. Nisan durumu annesine aktarırken Bahar, Doruk’u alıp hastaneye koşuyor. Oğlu için endişelenen Bahar’ın yanında ise, ‘Mucize Doktor’ Ali çıkıyor. Satırları yazdığımda dizideki olayların nasıl geliştiğini izlemiş olacaksanız. ‘Kadın’ MedYapım, ‘Mucize Doktor’ ise MF yapım işleri. Her iki yapım şirketi ortak. Bir nevi, projeleri merak uyandırmak ‘reyting’ artırmak için yapılan küçük ‘hoşluklar’ bunlar. Peki böyle ‘komşuluk’ ilişkileri olan diziler var mıydı?

Ulusoy da görünmüştü

MedYapım bu konunun uzmanı... ‘Adını Feriha Koydum’ dizisi yılları... Çağatay Ulusoy’un ilk projeleri ve ortalık yıkılıyor ‘Emir’ diye...  Yapım şirketi iyi bir reklam fırsatı olarak görmüş ve Emir’i iddialı dizisi ‘Eve Düşen Yıldırım’ın ikinci bölümüne konuk oyuncu olarak yerleştirmişti. Peki hangi sahne? Sait (Mehmetcan Mincinözlü) okulda arkadaşlarıyla merdivenden iniyor. Sait karşısında arkadaşlarından sakladığı sevgilisi Pınar’ı (Buket Dereoğlu) görüyor. O sırada işte Ulusoy birden yanlarında bitiyor. “Ne yapıyorsun? Bu akşam yeni bir kulüp açılmış oradayız gelsene...” diyor Sait’e, Emir... Bu sahne epey konuşulmuş, magazinin baş köşelerinde yerini almış o yıllar.

Tehlike çanları ‘Kurşun’ için

Hemen belirteyim, şu sıralar ekranda ev ahalisinin izlediği üç diziden biri ‘Kurşun’... Son bölümde, ‘Hemen aşk olayına girdiler’ diye bir tepki geldi. Bir savcı adalet sistemindeki yamukluklara tepkili filan... Hani ağır bir konu. Birden gazeteci hanım kardeşimizle sıkı fıkı oluyor. Aşk dizisine acele bir dönme hali... Dönem dizisi yapmak hele ‘geçmişi yıkmakta’ pek maharetli bir ülkede, ipliği iğne deliğinden geçirmek gibi bir şey. Mekan, giysi ve eşya bulmak zor. Sonra bunları ‘hakikisi’ gibi sunmak kolay değil. Böyle bir işin kendisine saygıdan üzülüyor insan. Tamam Total izleyici dediğimiz kitlenin beğenisi belli... Bu ‘beğeni dengelerinin değişmesi’ lazım ama ortada bir de, izlenme oranı gerçeği var. Kendi kitlesinde bile dizi yüzde 4.51 civarında. Yani geçer notun altında. Total izleyicide sormayın durumu; 3.07. Senaryo kadrosu değişti, umarım toparlar. 

 

Yazının devamı...

ARADA BÖYLE HOŞ PROGRAMLAR

19 Kasım 2019

Pazar akşamüstü Habertürk’te ‘Başrol’ programı... ‘Türkiye’nin Filozofu’ başlığıyla Ioanna Kuçuradi’nin kendi ağzından yaşadıkları ve fikirleri... Felsefeyi kurumsallaştırdı, İnsan Hakları ve Felsefe UNESCO Kürsüsü’nü kurdu. Uluslararası Felsefe Kurumları Federasyonu’nun tek kadın başkanı... Enteresan olan böyle bir felsefecinin, felsefe dersinin ‘zorunlu’ olsun mu olmasın mı tartışmasının yaşandığı bir ülkeden çıkması...

Sevmiyorsan fırsatı gelince

‘Ben sizi sevmiyorsam bir fırsat bu’... İnsan haklarının tarihinin özeti gibi... Ioanna hoca bu örneği asistanlık günleriyle ilgili verdi. Hocası Takiyettin Mengüçoğlu,

27 Mayıs sonrası üniversiteden atılan 147’liler arasındaydı. “Sevmeyebilirsin, eleşirebilirsin ama böyle şeyler hele akademik hayatta, hiç olmamalı” diye devam ediyordu hocamız. Gülümsedik inceden!

Erzurum’da bir Ioanna

1965 yılında Kuçuradi, Erzurum’da üniversiteye görevli gitti. Bir göz oda, bir ayağı sallanan açılır kapanır tahta masa...Felsefe, Latince ve Alman şiiri dersleri veriyordu. “Benim oraya gidişim birkaç bakımdan garip. Mesela Ioanna olmam. Casus olduğum söylendi. Komünizm ile Mücadele Derneği vardı. Ben konu oluyormuşum orada. Baş komünist”...

İnsanlaştıran eğitim

“Robot yaptınız orta öğrenim çocuklarını” diyordu Kuçuradi... “Değer konusunda hiçbir şey öğretmiyoruz. İnsanın etik yetenekleri de var. Gelişebilir. Ama değer yargıları öğretmekle değil. Değer, sorunlarını görmekle olur. Eğitimi insanlaştıran eğitim yapmamız gerekiyor. Herkes aynı eğitimi görmeli. Kişileri insanlaştıran eğitimi”... Bilmem anlatabildim mi durumu.

Yazının devamı...

İSPANYA TV’Sİ BU MAÇLARI YAYINLAMAYACAK!

18 Kasım 2019

Suudi Arabistan ‘açılım’ halinde. Batı da bu duruma ön ayak oluyor. Futbol önemli bir araç. Milan-Juventus ‘İtalya Kupası’ maçı S. Arabistan’da oynanmıştı. ‘Sadece duygusal’ değil tabii ki. 21 milyon euro aldığı yazılmıştı İtalyan Futbol Federasyonu’nun.  Epey bir tepki oldu. Kaşıkçı cinayeti ve kadın hakları üzerinden... Şimdi sırada ‘İspanya Süper Kupası’ var. 8-12 Ocak tarihlerinde S. Arabistan’da Valencia, Atletico Madrid, Bercelona ve Real Madrid aralarında oynayacaklar bu kupa için. Tantana şimdiden başladı. İspanyol devlet televizyonu RTVE, “Ben ihaleye katılmıyorum” dedi.

İnsan hakları ihlali yanı sıra, ‘Ekonomik olarak zorlar’ diyerek iki farklı gerekçe sundu. Özel televizyonlarda durum nedir? Atresmedia ve Mediaset turnuvanın oynanacağı yer bilinmeden önce böyle bir ihaleye girme niyetlerinin olmadığını söylemişler. Birileri yayınlar bizde de alıcısı olur tabii ki.

FENERBAHÇE-GALATASARAY MAÇLARI!

Mesela Galatasaray-Fenerbahçe maçı için acayip para teklifi geldi. Bütün pürüzler kalktı, özel bir statü belirlendi. “Gelin bu karşılaşmaları burada oynayın, alın size bu kadar para”...

Klasik laf hani, beş sene önce kim düşünürdü İtalya Süper Kupa finali S. Arabistan’da oynanacak diye? Yakında büyük derbiler için de böyle durumlar olursa şaşırmayın. Bu para dünyası ve paranın fantazi gücü çok yüksek!

Hani deli bir kuyuya taş atmış diye düşünbelirsiniz!

Tüm bu yazılanlar 2000’li yılların başında düşünülebilir miydi? Futbol endüstrileştikçe, yani para kazanılır meta olduktan sonra geriye dönüşü yok. Geçenlerde TRT Spor’da gördüm Liverpool’un maç trafiğini, ligi, Avrupa Kupası, Kral Kupası, milli maçlar...

Yazının devamı...

Instagram hesapları kapansın!

17 Kasım 2019

‘MasterChef Türkiye’de yarışmacılar lokanta tanıtıyor ve aşçılık yapıyor. Sosyal medya hesapları da serbest... Kim daha çok tıklanıyor? Hatta bir kardeşimiz, şu sıralar jüri üyeleriyle zamanında çekilmiş fotoğrafını da koymayı ihmal etmiyor. Sonra, “Yarışma adil değil” tartışması yapılıyor. Orijinalini izliyoruz, katılanlar amatör ve iş oradan başlıyor. Ev ahalisi, “Instagram hesapları yarışma süresince kapansın” dedi. Bu arada baktım, iki yarışmacının kapalı duruyor. Yemek bahane, dedikodu şahane!

Böyle eğitim

‘Güldür Güldür Show’da ana okulunda Naime öğretmen... Çocuk şarkılarını ‘toplumsal bilinç’ kıvamında söylüyor, masalları da öyle... Kül Kedisi mesela...
Üvey anne ve üvey kızlar hikayesi. Çocuklar, “Üvey ana kalleş, kül kedisi kardeş!” diye bağırıyor. Ana okulu yöneticisi, “Çocuklar daha birinci sınıfa başlamadan sınıf bilinci oluşmuş”diyor. Bu durumlara, vatandaş olarak gülüyoruz. Şöyle bir okul hikayelerine baktığımızda, nasıl gençler yetiştirmenin hedeflendiğini düşündüğümüzde, hayli ‘anlamlı’ bir skeç olduğu söylenebilir.

'Öğretici olnasın'

TRT Haber’de Arif Verimli Hoca’mız siyanürle toplu ölümler üzerine konuşuyordu. “Reyting kaygısıyla haber olmasın, öğretici tekrar olmasın” mesajları verdi.
Siyanür hayatımızda vardı da, alıp intihar etmek düşünülmemişti.

Kadrolu tartışma

Yazının devamı...

NETFLIX KENDİSİYLE ÇELİŞİYOR MU?

15 Kasım 2019

Brezilya eski devlet başkanı Lula de Silva, tahliye edildi. Ülkedeki en büyük yolsuzluk soruşturmasının başındaki isim iddiasıyla, hapse mahkum olmuştu. Lula da Silva ve İşçi Partisi, tüm bu iddiaların Silva’nın favoriler arasında gösterildiği devlet başkanlığı seçimine girmesini engellemek amacıyla, siyasi rakipleri tarafından ortaya atıldığını savunmuştu. Aynı şekilde onun yerine devlet başkanı olan Dilma Rousseff de suçlanmış ve görevden alınmıştı. Bu iddia, ‘Car Wash’ (Araba Yıkama) adıyla büyük yankı yaptı. Ve buradan bir Netflix dizisi çıktı, ‘O Mecanismo’...
Proje, “Kişiler ve olaylardan esinlenilmiştir. Bu bir dizidir, kurgudur” diye başlasa da, karakterlerin bire bir her iki siyasetçi olduğu izleyenler tarafından hemen anlaşılıyordu. Lula, Netflix’e dava açacağını söyledi. Senaryonun gerçeği yansıtmadığı örneklerle gösteriliyordu. Yönetmen Jose Padilha (aynı zamanda yine
Netflix için ‘Narcos’ ve ‘Narcos Mexico’ dizilerinin de yönetmenliğini yaptı) için ülkenin önemli yönetmenlerinden Antonia Pellegrino; “Padilha’nın ülkeye ki kendisi orada değil artık, ‘bir kurgu’ olarak sunduğu, faşizme giden bir yoldur” diyordu. Ne tesadüf, yine Netflix’te yayınlanan Brezilya siyasi kaos dönemini anlatan ‘The Edge of Democracy’ belgeselinin yazı ekibinde yer alıyordu, Pellegrino... Belgeselde, Brezilya’nın iki cumhurbaşkanı Lula da Silva ve Dilma Rousseff’in ‘yolsuzluk’ operasyonuyla devrilmesinden, 2018 yılının sonunda cumhurbaşkanı seçilen Bolsonaro’ya kadar, ülke tarihinin çalkantılı yılları anlatılıyor.

Bu dizi ne olacak?

Senaryo, “Kurgu” dedi diye, ‘O Mecanismo’ kurtulmuş mu oldu? Netflix bir de ‘eleştiren belgesel’ yayınlayarak, hâlâ kendi raflarında duran ‘O Mecanismo’ öz eleştirisini mi yapmış oldu? Hayatın gerçekleriyle ‘yaşanmış olaylardan esinlenmiştir’ dizileri, bazen böyle kendi çelişkilerini ortaya koyuyor. Bu kadar yakın zamanla ilgili senaryoların gerçekte karşılığı, ters köşe olabiliyor. Ev ahalisi, “Netflix işini yapıyor. Hangi dizi ya da belgesel ses getiriyorsa, onu çekiyor. Onun doğrusu budur, şaşırmamak lazım” dedi.

Yazının devamı...

VAR; SANKİ BİR DRAMATİK DİZİ!

14 Kasım 2019

VAR, yani Video Hakem Uygulaması... Üzerine TRT Spor’da Erbatur Ergenekon bir çeşitleme yaptı.
Ceyla Büyükuzun’la enteresan bir ikili oluyorlar. Biri, ‘mahallenin temiz pak çocuğu’, diğeri, ‘haşarı kızı’...
Bizim Etiler Basın Sitesi’ndeki günlerim aklıma geliyor. Ben Erbatur gibiydim. Bir de kulakları çınlasın, Lalehan vardı, sıkıysa bir itiraz et. Korkardık. Aynı durum...

Konuya dönelim, İngiltere’de VAR kararları 20 saniyede veriliyormuş. İzliyoruz maçları, tak karar çıkıyor. Söyleyeyim, orada iş VAR’a gidince, kararı onlar veriyor. Bizde hakem son sözü söylüyor. Kıyamet ondan kopuyor galiba. Neyse devam edelim, Büyükuzun sordu; “Bizde böyle olamıyor mu?” diye... Erbatur başladı anlatmaya: “Getiremeyiz” dedi ve VAR karar sahnesini bizlere hareketlerle anlatmaya başladı. Dizüstü bilgisayarını ekran yaptı ve devam etti; “Bu VAR görüntüsü... Ekrana doğru gidiyor hakem. Gelme, gelme git (etrafını saran futbolculara). Sonra şu var (elini kulaklığa götüren hakemlerin odayla konuşma sahnesi). Orada teatral bir durum var. Mutlaka VAR’da dram yaratacağız.”
Doğrudur. Biz de izlerken bakalım ne olacak diye, heyecanlanıyoruz. Bir dizideki 180 dakika bakışmaları izler gibi...
VAR bir senaryodur bizde. Oyuncusu, seyircisi, spikeri, teknik direktörü ve yedek oyuncuları hülasa, tüm stadıyla... Sahada biter mi, bitmez. Bir de akşamı olur VAR’ın. Eski hakemler, emekli futbolcu abi ve kardeşler VAR’ı var yaparlar.

Hikayesi bitmez...

VAR hikayesi bitmez. VAR’ın yazılı basın, sosyal medya ve de biz izleyici ayağı bulunur. İzlerken hepimiz ‘VAR’ oluruz. Spor yazarlarımız köşelerinde VAR olur. Hele sosyal medya; envaiçeşit cümlelerle ‘ben daha zekiyim’ gösterisinin zirvesi gerçekleşir. Küfür mevcuttur, sinir ve gerilim had safhadadır kullanıcı ahalisinde... Bu VAR’dan kimse kendini kurtaramaz. Ne kadar durum değerlendirmesi de yapsak kaçınılmaz, bizde bu kalabalığın içinde yerimizi alırız. Ev ahalisi için, VAR’sız bir maç, keyifsiz ve eksik oluyor... İngilizler’i izlerken “İşte bu kadar!” diyoruz da hemen yanı başındaki kanalda başlayan bizim ‘yerli’ye dönünce, 180 derece oluyoruz.

Yazının devamı...

KENDİSİYLE KAFA BULAN DİZİ

13 Kasım 2019

‘Yasak Elma’, bir yerli ‘Dallas’... ‘Kimin eli, kimin cebinde belli değil’, olayını ‘ciddiye’ almak yerine, onun ‘mizahını’ da yaparak, hatta ‘kafa bularak’
farklılık yaratıyor. Bunun en çarpıcı örneği, son yayınlanan bölümdeydi. Zehra’nın ‘fenomen kişi’ sitesindeki yeni proje; Argun Ailesi’nin çapraz ilişki haritası!

‘İntegral bile daha basit!’

Dizide, menajer Akın şaşkın... “Bu nasıl harita? İntegral bile daha basit” dediği soy ağacını (!), Zehra anlatıyor; “Benim canım babam, Halit Argun, tam dört kez evlenmiş. Annem Müzeyyen, ikinci eşi Zerrin, üçünçü Ender ve dördüncüsü ise Yıldız...” Yıldız el sallıyor kameraya ve ekliyor: “Bir de nişanlısı var, Şahika isminde...”

Kocalar ağacı...

Akın, dedikodu haritasını yeterli bulmuyor. Yıldız alıyor sazı eline; “Şimdi Zehra’nın kocalar ağına geçelim.
Birinci kocası, doktor Sinan... Onun da Ender’le ilişkisi vardı. Sonra Kemal...” Zehra atlıyor, “Kemal, Yıldız’ın eski kocası. Kendisiyle sadece bir gün evli kaldı” diyor. Yıldız, devam ediyor: “Tabii ki Lila, ablasından gördüklerini taklit edip gitti, Yiğit’le pat diye evlendi. Peki Yiğit kim? Ender’le Kaya’nın oğlu. Kaya kim? Şahika’nın abisi... Sonra Zerrin’in kardeşi vardı Alihan. Ender’le kağıt üzerinde bir evlilik yaptı. Alihan’ın büyük aşkı Zeynep’im,

Yazının devamı...