Ölümüne giyinmeye paydos!

Eklenme Tarihi21.01.2019 - 8:15-Güncellenme Tarihi21.01.2019 - 8:15

Her gün, “Bugün ne giyeceğim” stresiyle uyanmak... Senin her gün yeni bir şey giymen için durmadan süren üretim... Tükenen kaynaklar... Kirlenen denizler... Moda ömrümüzü yedi! 

Kadınlar artık “başarı tarzına” geçiyor. “Özel” etkinliklerde bile aynı kıyafeti giyiyor, aldığı çantayı dört kişiyle paylaşıyor, ayakkabı sayısına değil rahatlığına odaklanıyor.

Kadınlar hiçbir şeyden çekmedi modadan çektiği kadar. 1800’lerde ‘Viktoryan style’ denilen geniş etekli elbiselerle, beli ince göstermek için giyilen korseler kaç kadının hayatına mal oldu. Çoğu metal olan bu korseler, başta metal zehirlenmesi olmak üzere tetanoz, organ yetmezliğine yol açıyordu. Nefes darlığı yaratan korseler iç organlara zarar veriyordu. Kadınlar kilo alsalar da ince belli görünmek uğruna korse bedenini değiştirmiyordu. Bu elbiselerle yerden kalkmak için dahi yardımcılarının el uzatmasına ihtiyaç duyarken, yürürken nasıl zorlandıklarını varın siz düşünün. Kadının özgürleşmesinde en büyük devrim belki de bu korselerden kurtulmak oldu. 

CHANEL DEVRİMİ

Takvim yaprakları, 1940’ları gösterdiğinde Coco Chanel tayyörleriyle korse zulmüne son verdi. Siyah elbisenin tasarımcısı Chanel, korseleri hayatımızdan atarken aslında kadınlara özgürlüğü, rahatlığı ve sağlığını geri veriyordu. Chanel tayyörlerini üstlerine çeken kadınlar artık özgürce yürüyüp, seyahat edebiliyorlardı.

Ancak bu özgürlük çok sürmeyecekti. Tüketim çağının başlamasıyla kadınlar bu kez sürekli alışveriş yapma boyunduruğu altına giriyordu. Artık, ‘Ne kadar çok tüketirsen, her kıyafetine uygun bir ayakkabın, çantan varsa o kadar özelsin’ çağına girilmişti.  

ALIŞVERİŞ MESAİSİ

Amerikan kültürünün de etkisiyle tüketim deli gibi pompalanırken kabak yine kadınların başına patlamıştı. Kadınlar ideal eşi, ideal işi bulmak için şık giyinmek zorundaydı. Şıklığın anlamı ise gömleğe uygun etek, eteğe uygun ayakkabı, ayakkabıya uygun çanta taşımalarıydı. Evde, işte yorulan kadın artık enerjisinin önemli bölümünü şık giyinmek için alışveriş yapmaya ayırmak zorunda. Ki bu çalışan kadınlar için epey zorlu bir mesai anlamına geliyor.

BAŞARI STİLİ

Bugünlerde, Huffington Post’un kurucusu Arianna Huffington’un kadına uygulanan moda zulmüne ciddi bir başkaldırısı var. Thrive Style (Başarı Stili) akımı adını verdiği bir hareket başlatmış durumda. Huffington katıldığı bir konuşmada kendisi dahil kadınların özenli ve çok şık, erkek olan moderatörün ise t-shirt ve blue jean giydiğini görünce canı sıkılıyor. Bu konunun üzerine epey düşünüyor ve kadınlar için de her duruma özel bir kıyafet arayışının gereksiz olduğunu fark ediyor. Huffington bu konseptle özellikle iş kadınlara sesleniyor. ‘Aynı kıyafeti giymek ayıp değildir, çekinmeyin. Bunu normalleştirin’ diyor.
Bakımlı olmak doğru parçaları pratik olarak bir araya getirmekle de mümkün... Hatta bu konuda şöyle bir sözü var: “Tekrar giydiğim kıyafetleri taçlandırırım. Bir davete hazırlanırken ne giyeceğim hakkında dertlenmek yerine sıklıkla giydiğim favorilerden birini seçerim ve kafam rahat olur.” 

ONLAR ALDIRMIYOR

Cate Blanchett, Meryl Streep, Emma Watson, Kirsten Dunst, Kate Middleton bu akımın öncüleri. Aynı kıyafetleri birçok etkinlikte eleştirileri göğüslemek pahasına giyiyorlar. Çoğu ünlü oyuncu, başarılı iş kadını olan isimler galalara, ödül törenlerine, arkadaş buluşmalarında aynı kıyafetleri giyiyor. Sürekli koşturma halinde olan kadınların sürekli yeni kıyafet giyecek ne vakitleri ne de enerjileri var artık. 

TELAFİSİ İMKANSIZ

Kadınları gerçek anlamda özgürleştirecek, doğayı kurtaracak dip dalganın izlerini ise Londra’da hafta sonu gezdiğim Albert Museum’daki, ‘Doğadan gelen moda’ sergisinde gördüm. Dünya bu kadar çok tüketimi kaldırabilecek kaynaklara sahip değil. Sergide basit bir kıyafetin üretilmesi için su başta olmak üzere ne kadar kaynak tüketildiğini görüyorsunuz. Böyle devam edersek 2030’da giyecek giysi, yiyecek gıda bulamayacağımızı da... Kıyafet üretiminde kullanılan kimyasal maddeler nedeniyle doğal kaynaklar kirleniyor. Özellikle hızlı moda çevreye telafisi imkansız zararlar veriyor. Gençler en çok kendilerini ilgilendiren bu konular üzerine düşünüyor ve çözüm üretiyorlar.    
                                               
ÇANTA KARDEŞLİĞİ

Gördüğüm kadarıyla gençler arasında “az satın al, onar, paylaş ve bağışla” akımı başlamış. Londra’da, ‘Sürdürülebilir moda’ alanında araştırmalar yapan, Albert Museum’daki sergiyi birlikte gezdiğim Melodi Türkeş, gençler arasında dalga dalga yayılan yeni akımın ipuçlarını şöyle anlatıyor: “Dört kişi bir araya gelip tek çanta alıyor mesela. Çantayı her hafta birisi kullanıyor.” 

GENÇLER KURTARACAK! 

Türkiye’de özellikle kız kardeşler arasında kıyafet paylaşımı bir gelenektir. Gençlerimizin, köklerimizde olan bu geleneği dünyadaki örnekleriyle birleştirip daha ileri taşıyacağını görüyorum.

5 bin böceğin canı pahasına güzellik!  

Serginin belki de en ilginç bölümlerinden birisi ‘böcekli elbise’nin sergilendiği alandı. 1700’lerde parlak renkli işlemeler yapılamadığı için fotoğraftaki elbisenin süslemeleri için 5 bin sırtı parlak mavi ve yeşil böcek öldürülmüş. Elbise, böceğin kadavrasıyla birlikte sergileniyor. 

1700’lerden bugüne çok şeyin değişmediğini ise hemen yanındaki leopar elbise gösteriyor. Leoparın bedeni olduğu gibi elbisenin üstüne dikilmiş. Kürklerin kolay çıkıp, uzun ömürlü olması için hayvanlar hâlâ canlı canlı yüzülüyor. Aksesuarlar için filler öldürülüyor. Şık düğmeler için midyeler yok ediliyor. Sonuçta hayvanların nesli tükeniyor ve ekosistem zarar görüyor. 

Paylaş, yamala, umursama

Gençler arasında paylaşım ekonomisinin başladığına yönelik sözleriyle yeni akımın haberini veren Melodi Türkeş, gençlerin yeni alışveriş alışkanlıklarını şöyle sıralıyor:

1- Organik ve uzun ömürlü, çevreci giysileri tercih ediyorlar.

2- One size (tek beden giysi) kıyafetler alıyorlar. Bu tür kıyafetler tek beden üretildiği için yapımında daha az kumaş kullanılıyor. Arkadaşlar ve aile üyeleri de giyebiliyor.

3- İkinci el mağazalardan alışveriş yapıyorlar ve satıyorlar.

4- Eski kıyafetleri çöpe atmak yerine bağışlıyorlar.

5- Elektronik ortamda her şeyi kendin yap videolarını izleyip kıyafetlerini dikiyorlar. Babaannelerimiz gibi yama yapıyorlar. Tişörtleri mi yırtıldı, o bölgenin üstüne bir gül dikiyorlar mesela.

6- Fonksiyonel kıyafetler giyiyorlar. Uzun bir tişörtü farklı katlamalarla dikiş yapmadan, mayo, tişört, elbise olarak kullanabiliyorlar. 

7- Az giysi alıyorlar. Ve aynı kıyafeti farklı birçok etkinlikte giyiyorlar.

8Spor ayakkabıları artık lüks restoranlar dahi kabul etme noktasına geldi. Böyle olunca ayakkabıya çok fazla para harcamıyorlar. 

9- Cinsiyetsiz kıyafetler giyiyorlar. Kadın ve erkek için fazla üretimin önüne geçmeye çalışıyorlar. 

Bağışlanmanın yolu!

Londra’da hemen her sokakta bağış mağazalarına rastlamak mümkün. Herkes kullanmadığı eşyaları, giysileri, kıyafetleri bu mağazalara bağışlıyor. Satışlardan elde edilen gelir aç çocuklar, yardıma muhtaç kadınlar, sahipsiz hayvanlar, ağaç dikimi, kanser araştırmaları ve okuyamayan çocukların eğitimi için harcanıyor. Türkiye’de de en yakın zamanda bu tür girişimlerin olmasını umuyoruz.

EtiketlerModabugün