Oruç genetik mühendisi

Eklenme Tarihi12.06.2017 - 1:41-Güncellenme Tarihi12.06.2017 - 1:41

Sağlıklı, genç görünümlü, uzun yaşam herkesin hayali... Bunun için yıllardır çeşitli formüller üretiliyor. Son dönemlerde ise bilim insanları, “en başa döndüler”.

Atalarımızın yaşam düzeninin, yaradılışımıza en uygun olduğunu düşünüp ona uygun önerilerde bulunuyorlar. İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Erk, diyet ve sağlıklı yaşama dair aykırı şeyler söylediği ve büyük ses getiren ‘Sağlığını Yeniden Keşfet’ kitabıyla bu aralar gündemde. Kitabında sağlıklı bir ömür için özellikle beslenme düzenine ilişkin önerilerini sıralayan Erk’e göre uzun yaşamın sırrı her şeyden önce 2-3 haftada bir yapılacak 16-36 saatlik açlıklarda gizli. Prof. Dr. Osman Erk sorularımı yanıtladı.

Kanser ‘acillik’ oldu

Hocam acil servise daha çok hangi sebeplerle başvuruluyor?

Şu an sizinle sohbet ettiğimiz Çapa Dahiliye acil servisi mesela daha çok kanser tedavisi gören hastalarda ortaya çıkan komplikasyonlara müdahale eden servis haline dönüştü. 10 yıl önce daha çok kalp krizi, mide, besin zehirlenmeleri, başta zatürre olmak üzere infeksiyon hastalıkları, karın ağrıları gelirdi. Şimdi hastaların neredeyse tamamı kanserli hastalar.

Kanser yayılıyor, beslenme, kentsel yaşama düzeni ile topyekün bir savaş başlatmalı. Türkiye’de de Amerika gibi tüketilen gıdaların yüzde 50’si işlenmiş gıdalardan elde ediliyor. Yüzde 40 kadarı hayvansal, yüzde 10’u da sebze ve meyvelerden. Oysa tam tersi olmalı. Sebze, meyve, kuru yemiş, bakliyatın ön planda olduğu bir beslenme düzenine geçilmeli.

Açlık vücudu onarıyor

Büyük ilgi gören kitabınızda açlığın önemine değiniyor ve detoks öneriyorsunuz?

İki üç haftada bir bazen 16, bazen 24, bazen de 36 saat kadar hiçbir şey yemeyip sadece su içiyorum. Sadece su içip vücudu dinlendirmek adına uyguladığım diyet türü bu. Karaciğer, mide, safra kesesi gibi iç organların dinlenmesi için zaman zaman aç kalınmalı. Açlık, vücudun kendi yağından yakma moduna geçmesini sağlar.

Avcı toplayıcı biyolojik atalarımızın da beslenme düzeni böyleydi, her dakika yiyecek tüketmiyorlardı. Açlıkta vücut onarım moduna geçiyor. İnsülin düzeyleri azalıyor. Normalde 20’li, 30’lu yaşlarda olan büyüme hormonu salgılanıyor. Yaşlanma genleri kapanıyor, gençlik genleri aktif olmaya başlıyor.

Oruç da sözünü ettiğiniz onarımı sağlar mı?

Orucun, genlerin ifadelerini tamamen olumlu yönde değiştirdiği biliniyor. Oruç, sigara ve alkol gibi zararlı faktörlerden uzak durmak, iftar ve sahur arasında dengeli ve yeterli beslenmek, vücutta onarım ve gençlik genlerinin aktif hale geçmesine, yaşlanmayı kontrol eden yaşlılık genlerinin baskılanmasına yol açıyor. Oruçla birlikte 500 kadar kansere neden olabilen genin kapandığı çalışmalarla gösterildi. Bir yandan vücuttaki yağların yakılmasına neden olurken diğer yandan vücutta eskimiş, yaşlanmış, hasara uğramış hücrelerin sindirilmesine yol açıyor, bu hücrelerin yerine sağlıklı ve genç hücrelerin gelmesine neden oluyor.

Sahur ile iftar arasında dengeli beslenme dediniz? Size göre nasıl olmalı bu?

Asla abartmamalı. İftarda bir bardak su ve en fazla 2 adet hurma, mantar çorbası, zeytinyağlı taze fasulye et yemeği, etli sebze yemeği, yoğurtlu semizotu salatası, tatlı olarak muhallebili kadayıf mesela.

Sahurda ise sebze çorbası iki adet organik haşlanmış yumurta, en az 10 adet zeytin, bir dilim tuzsuz peynir, bol yeşillik, bir dilim tam tahıllı ekmek, mevsim sebze yemeği, yumurtalı menemen, bir avuç kuru yemiş kefir.

Dedenin bilmediğini yeme!

Beslenme düzenimizde ne değişti de kanser bu kadar yaygınlaştı?

 Dedelerimizin, ninelerimizin hiç bilmediği gıdaları tüketiyoruz. Süpermarketlerde satılan bol kalorili, çabuk tüketilen, hazır veya yarı hazır gıda maddeleri en önemli kalori kaynağı oldu. İşlenmiş gıdalara dayalı bir beslenme düzeni ve hareketsiz bir yaşam hastalıkların en önemli nedeni. Rafine şeker, rafine un, rafine tuz, früktozdan zengin mısır şurubu, kafein, işlenmiş sıvı yağlar ve hayvansal gıdalar en fazla tüketilen besinler. Sebze, meyve, yeşillikler, kuruyemişler ve baklagillerin tüketimi ise oldukça az.

Süt yararlı değil

Süt içmenin yarar değil aksine zarar verdiğini savunuyorsunuz hocam...

 Sütün faydaları hakkında nutuklar hep atılır ve atılmaya devam da edecek. Ama rakamlara şöyle bir baktığınızda; dünyanın yüzde 70’i süt ve süt ürünleri kullanmıyor. Bunlar özellikle Çin, Hindistan gibi Uzakdoğu ülkeleri. Dünya nüfusunun yüzde 4’ü kadar bir ağırlığa sahip olmalarına karşın ABD dünyadaki süt ve süt ürünlerinin yarısından fazlasını tüketir. Ondan sonra Avrupa ülkeleri geliyor.

Biliniyor ki çok fazla süt tüketen bu ülkelerde kemik kırıkları ve osteoporoz çok yaygın. İçinde östrojen ve büyüme hormonu dahil olmak üzere çok fazla hormon bulunur. Bunlar bir canlının kısa süre içinde büyümesi için gerekli olan maddeler. Ama büyüyüp 2 yaşına geldikten sonra sütün vücut için herhangi bir yararı kalmıyor. Sütün içinde kazein proteini var. Bunun kanserojen olduğu tahmin ediliyor.

Süt veren ineklere büyüme hormonları, antibiyotikler enjekte ediliyor. Bunlar insana rahatlıkla geçebiliyor ve kanser riskini yükseltebiliyor. Sütteki kalsiyum düzeyinin emilimi yüzde 30’larda, ama yeşilliklerde bu oran yüzde 50’nin üstünde.

Kan vermek ömrü uzatıyor    

Arada bir kan vermeyi de öneriyorsunuz...

Herhangi bir hastalığı olmayan kişiler 3-4 ayda bir ünite kan verirse yararlı olur. Sosyal olarak hem ihtiyacı olan birisine yardım etmiş olursunuz ama aynı zamanda da hücreleriniz yenilenir, plazmada dolaşmakta olan toksinlerin bir kısmını da atmış olursunuz.

Erkekler üç ayda, kadınlar ise kan düzeyleri normal ise 4 ayda bir kan verebilir. Kadınlarda adet olduğu için kan düzeyleri düşebilir. Kadın ve erkek arasında ortalama ömür açısından 10 yıllık bir fark var. Kadınlar daha uzun yaşıyor. Bunun nedenlerinin birisi de adet dönemlerinde toksinlerden arınmaları.

Tempolu yürüyüşlerde de bütün kaslar kullanıldığında lenfatik sistem aktif hale geliyor, aynı zamanda ter bezleri de çalıştığından toksinlerin bir bölümü ortadan kalkıyor. Sauna da benzer etki yaratır. Çok toksik bir dünyada yaşıyoruz. Evlerimiz en büyük toksin depoları. Çalıştığımız mekanlar, okullar. Hatta hastaneler...

Halıdaki bakteri, klozettekinden bile fazla

Evde de güvende değiliz yani…

Ev ortamı sandığımızdan çok daha kirlidir. Evde tuttuğumuz tuvalet ve temizlik malzemeleri, kişisel bakım ürünleri az miktarlarda birçok kimyasal toksik madde içerir. Evlerimizde gereksiz olan kanserojen madde ihtiva eden çok fazla gereksiz ev eşyası var. Bunların başında halılar geliyor. Doğal materyallerden değil çoğunlukla PVC, naylon, polyester, akrilik, poliüretan, lateks gibi plastik malzemelerden yapılan halı ve kilimler fazla miktarda toz tutar ve kimyasal madde içerir.

Halılar klozetlerden binlerce kat daha fazla bakteri, küf ve mantar içerirler. Tabii mobilya yapımında kullanılan yapıştırıcılar, vernik, boya ve cilalar birçok kimyasal toksik madde içermekte. Yeterince havalandırılmış ahşap mobilyalar tercih edilmeli. Evlerimizin havalandırma sistemleri son derece kötü.

Giysilerde formaldehit var

Giysilerimiz peki?

Üretim ve yıkanma aşamasında kullanılan kimyasal maddelerin kalıntıları giysilerde bulunmaya devam ederken, bu kimyasal toksik maddeler özellikle nehirlere deşarj edilerek çevre kirliliğine ve kanserojen etkiye yol açıyor. Giysilerin birçoğu naylon, akrilik gibi doğal olmayan sentetik materyallerden yapılıyor. 

Giysilerin üzerinde bulunan boyalar, formaldehit ve güve önleyici kimyasallar en çok bilinen toksik bileşikler. Yün ve pamuk gibi doğal materyallerden yapılmış giysiler tercih edilmeli. Giysilerin kuru temizleme işleminden geçirilmeleri de önemli sorunlara yol açıyor. Kuru temizlemede kullanılan kimyasallar oldukça toksiktir ve bu tür giysiler giyilmeden önce iyice havalandırılmalı.

Ev kadınlarının kanser riski daha yüksek

Ama kaçacak kapı bırakmadınız? Evlerimizde bu kadar kirli ise nasıl yaşayacağız peki?

Amerika Çevre Sağlığı Kurumu’nun (EPA)araştırmalarına göre ev temizlik ürünleri, dışarıdaki toksinlere göre 3 kat daha kanserojendir. Uluslararası Kanser Kurumu verilerine göre ev hanımları dışarıda çalışan hanımlara göre yüzde 54 daha fazla kanser riskine maruz kalıyor. Deterjanlar en tehlikeli kimyasal maddeleri içinde gizleyen, insan ve çevre sağlığına zarar veren ürünlerdir.

Mümkün mertebe organik ürün kullanacağız. İyi bir havalandırma sistemi kurup, evi sık sık havalandıracağız. En önemli şeylerden biri tabii kentleşme. En azından şehrin içine arabayla gelinmesi azaltılıp, toplu taşımaya yönlendirilebilir insanlar.

Eskiden çok fazla tarım ilacı kullanılan bölgelerde lenfomagibi kanserlerde artış söz konusu, bunun sebebinin kanserojen olabileceğini biliyoruz. Türkiye’nin organik tarıma geçmek için bir planı olmalı.

Yazarın Diğer Yazıları