Son Troyalılar ‘akına’ hazır!

Eklenme Tarihi25.03.2019 - 8:15-Güncellenme Tarihi25.03.2019 - 8:15

4000 yıl önce ilk ‘dünya savaşına’ sahne olan Troya, son dönemde devletin ve özel girişimlerin desteklemesiyle hızla ayağa kaldırılıyor. Bazı evleri, antik Troya’nın taşlarıyla inşa edilmiş köyler yenileniyor ve turizme kazandırılıyor. Tanıtımların da hızlanmasıyla Çanakkale yöresine gelen turist sayısının artması hedefleniyor

Günlerden yine bir cumartesi. Ve her cumartesi olduğu gibi, aylardır Paris’i kasıp kavuran Sarı Yelekliler sabahın erken saatlerinden itibaren Charles De Gaulle, Concorde ve Champs-Elysees (Şanzelize) caddesine doğru yürüyor. Eylemlerin 15’incisi olması nedeniyle katılım büyük. Şanzelize ve çevresinde 30 bin insan toplanmış.

Dünyanın en ünlü caddesi Şanzelize’de, bir gazete bayisinin ateşe verilmesine, yağmalama görüntülerine bizzat şahit oluyoruz.

St. Germain tarafında harika bir gezinti yapıp, turist kaynayan kafelerde kahveleri içtikten sonra gazeteci arkadaşlarımla eylemin olduğu bölgeye geliyoruz.

Bu rotayı takip eden bir biz değiliz. Louvre Müzesi’nin bahçesinde yüzlerce turist sanat eserlerine baka baka, selfie çeke Şanzelize’ye doğru yürüyor. Şanzelize’deki eylemlerde şiddet başını almış giderken, 10 dakika mesafedeki St. Germain’de turistler Paris’in keyfini çıkarıyor. Metrolar, yollar kapalı. Ancak her yer turist kaynıyor. Turistler yürüyerek şehri geziyor, müzelere gidiyor.

Kahvelerin ardından eylemleri izlemek turistik gezintinin bir parçası gibi neredeyse. Birlikte yürüdüğümüz turistler bir yerden sonra geçemiyor. Biz ise sarı basın kartlarımız sayesinde, gösterilerin yapıldığı Şanzalize Caddesi’ne çıkıyoruz.

Miras bizde!

Turistlere baktıkça içim acıyor. Şiddet içeren eylemler sürse de, çok değil bir iki yıl önce şehrin merkezinde üst üste bombalar patlasa da Paris turist kaynıyor. Biz ise İstanbul’da, bundan 4 yıl önce olmuş olayların etkisini üstümüzden atamıyoruz daha. 

Troya’nın, Unesco Dünya Mirası Listesi’ne girmesinin 20. yılında Unesco binasındaki oturum için Paris’teydik. Türkiye’nin Unesco nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Altay Cengizer’in ev sahipliğinde gerçekleşen konferansı birçok ülkenin büyükelçisi ile dinliyoruz. Salon tıklım tıklım ve güzel bir kalabalık var.

Antik Troya şehrinin yanı başındaki Tevfikiye Köyü, Opet Yönetim Kurulu Üyesi Nurten Öztürk’ün katkılarıyla yapılan restorasyon çalışmalarının ardından model bir arkeo-köye dönüştü. Konferansta bu gelişimin nasıl olduğu anlatılıyor. Çok güzel bir tanıtım filmi hazırlanmış. Bölgedeki birçok evde antik Troya taşlarının kullanıldığı köyün nasıl bir dönüşümden geçtiğini, nasıl bölgesel kalkınmaya örnek bir köye dönüştüğünü yabancı elçilerle birlikte dinliyoruz.

Dünyaya anlattılar

Moderatörlüğünü Cengizer’in yaptığı konferansta, Nurten Öztürk, Troya Kazı Başkanı ve Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Rüstem Aslan ve Unesco Dünya Miras Komitesi Avrupa ve Amerika Bölgesi Birim Başkanı Dr. İsabelle Anatole-Gabriel konuştu. Prof. Aslan’ın Antik Troya ve yeni müze sunumu, Nurten Öztürk’ün Türkiye’nin ilk arkeo-köyü olan Tevfikiye sunumu, aralarında Unesco büyükelçilerinin, akademisyen ve medya mensuplarının olduğu dinleyiciler tarafından büyük bir ilgiyle dinleniyor. Nurten Öztürk konuşmasında “Tevfikiye Köyü’nü gelecek nesillere taşıyacak çalışmalara imza atmaktan ve bu çalışmaları böylesine önemli bir uluslararası platformdan anlatmaktan büyük gurur duyuyoruz” diyor.

Destanlar şehri

Ekliyor: “Troya dünyanın yakından tanıdığı bir destanlar şehri. Hemen yanı başında, evlerinde antik taşların kullanıldığı Tevkifiye Köyü 5 bin yıllık kültürel bir devamlılığın izlerini taşıyor. Son Troyalıların yaşadığı bu köyde tarihin izlerini yaşatmak, antik şehri ziyaret edenlerin köyde vakit geçirmelerini sağlamak, köylüleri sürdürülebilir kalkınma vizyonuyla eğitmek, meslek kazandırmak öncelikli hedefimizdi.”

Büyükelçi Cengizer, Troya etkinliğinden önce Unesco’da Fahir Atakoğlu konseri düzenlemiş. Mayıs ayında ünlü şef Aylin Yazıcıoğlu’nun yine Unesco’da Türk mutfağıyla ilgili bir sunum yapacağını söyleyen Cengizer, Troya etkinliğinin duyurulduğu andan itibaren büyük ilgi çektiğini söylüyor.

Kültürün peşinde

Unesco Dünya Mirası Listesi’ne girmek bir ülkeye büyük prestij getirdiği gibi, listeye giren kültürel ve doğal varlıkların korunmasını, çevrede oturanların farkındalıklarının artmasını da sağlıyor. Ama tabii ki en önemli etkisi turizm alanında. Listeye giren bölge turist çekiyor. Dünyada sadece listeye girmiş yerleri ziyaret eden bir turist kitlesi dahi var. Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin turizm rehberlerinde Unesco Dünya Mirası listesine girmiş eserlere özel başlık açılır.

Payımız artmalı

Türkiye’nin Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan varlıklarının sayısı 18, İtalya’nın listede 53, Fransa’nın 43, İspanya’nın 46, Çin’in ise 52 varlığı yer alıyor. 2017 yılında Unesco Yürütme Kurulu’na seçilen Türkiye’nin sahip olduğu kültürel ve doğal varlıklarını çokluğunu düşünürseniz listede sadece 18 varlığın olması düşündürücü. Kore biraz da Unesco sayesinde büyük dönüşümü yaşadı. Unesco, Türkiye’nin daha çok radarında olmalı. Zira dünyanın en büyük mitolojik aşkına sahne olmuş, savaş hilesi tahta atın efsanesinin bugüne uzanan terimlerde kullanıldığı, hatta bilgisayar virüsü isimlerine ilham verdiği, sonuncusunu Brad Pitt’in çektiği Hollywood filmine rağmen Çanakkale ve Troya turizmden hak ettiği payı alamıyor. Bu noktada gelenlerin konaklayacağı, yerel halkla temas sağlayabileceği, doku ve atmosferi soluyabileceği Tevfikiye köyü gibi arkeo bölgelerimizin sayısı artmalı.

104 yıl da geçse ‘Yeni Ağıtlar’

Troya aynı zamanda, tarihe destan yazdığımız Çanakkale Savaşlarının geçtiği bölge. Çanakkale Deniz Zaferi’nin 104’üncü yıldönümünü geçen hafta kutladık. Bu çerçevede bir etkinlik de gazetemizin girişimiyle Milliyet’te gerçekleştirildi.

Demirören Medya Center’da, Gedik Sanat’ın katkılarıyla düzenlenen etkinlikte, Çanakkale Zaferi için bestelenen iki eserin dünya prömiyeri seslendirildi. Dinletinin başlığı Yeni Ağıtlar’dı.

Piyano ve bağlama

7 eserin seslendirildiği dinletide Hakan Ali Toker’in ‘Karanlıkdere Zeybeği’ adlı eserinin prömiyeri yapıldı. Toker, eseri Mustafa Kemal Atatürk’ü düşünerek coşkuyla yazmış. Eser piyano ve bağlama için yazılmış... Hem klasik Türk müziği hem de bir Batı enstrümanı eserde  bir araya getirilmiş.

İkinci dünya prömiyeri ise Ahmet Tamer Topuz’un, 2017 yılında Kadıköy Süreyya Operası beste yarışmasında üçüncü olan, Gedik Sanat’ın siparişi üzerine yaptığı ‘Bomba Sırtı Vakası’ adlı bestesi oldu. Topuz, Bomba Sırtı Vakası üzerine flüt ve çello için bir eser yazmış. Onun da dünya prömiyeri bu dinleti sırasında seslendirildi. Etkinlikte, değişik müzik türlerinin genç değerleri sahne aldı. Operadan halk müziğine uzanan çizgide, Çanakkale destanının anısının bestecilerin dünyasında hala tazeliğini koruduğunu gördük.

Sanatın gücü

Dinletinin ardından aynı repertuvar Vefa Lisesi’nde de dinleyicilerle buluştu. Kahraman şehitler ancak müzikle, sanatla yaşatılabilir... Gazetemizde bu anlamda hem tarihi bir ana eşlik ettik hem de genç bestecilerin eserlerinin genç kuşak sanatçılar tarafından icra edildiği enfes bir müzik şöleni dinledik. Çanakkale o kadar önemli ki her yıl böyle özel etkinliklerle anısının yaşatılması gerekiyor.

Brooks Brothers Haluk Özmutlu’ya emanet

Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç’un göz bebeği RMK Classic markaları Brooks Brothers ve Edwards’ta geçen ay yönetim değişikliği olduğunu ve Füsun Kuran ile yolların ayrıldığını öğrendim. Perakende sektörünün yakından tanıdığı bir isim olan Haluk Özmutlu, RMK Classic markalarının yönetim kuruluna  atanmış. Adidas’ta 8 yılı Türkiye, İsrail, Romanya ve Bulgaristan’dan oluşan bölgenin CEO’luğu olmak üzere 14 yıl farklı yöneticilik görevlerinde bulunan Haluk Özmutlu, en son Doğtaş ve Kelebek’in CEO’luğunu yapmıştı... Perakende kulisleri bu transferi konuşurken, Haluk Özmutlu’nun göreve gelmesiyle Brooks Brothers ve Edwards’ta hareketlilik de söz konusu. Geçtiğimiz sene 200’üncü yılını kutlayan Brooks Brothers modern ve geleneksel çizgideki takım elbiselerinin yanı sıra, iş dünyasının kendine özgü bir tarz arayan başarılı gençlerine, takım elbise modellerini ayrı parçalar şeklinde de sunmaya başlamış.