‘Tombiklik kader değil!’

Eklenme Tarihi20.08.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi20.08.2018 - 2:13

Bir buçuk yıl içinde 35 kilo verince sosyal medyada hayranlarının “Mideni mi aldırdın” sorularıyla karşılaşan Özlem Tokaslan, sırrını açıkladı: “Diyetisyene gitmeyi bıraktım. Karar verdim, yola koyuldum, yaşam tarzımı değiştirdim!”

'Ömre Bedel’, ‘Zehirli Sarmaşık’, ‘Dila Hanım’, ‘Güzel Köylü’, ‘Ufak Tefek Cinayetler’in ardından, yaz dizisi ‘Erkenci Kuş’ta canlandırdığı karakterlerle izleyicilerin büyük beğenisinin kazanan usta oyuncu Özlem Tokaslan, tam 35 kilo verdi. Fiziksel anlamda hafiflerken dünyadaki karbon ayak izini de azaltmaya çalışan sanatçı bugünlerde sosyal medyada sık sık “Mideni mi aldırdın?” sorusuna yanıt veriyor. Hayranlarını tek tek yanıtlamaktansa herkese Milliyet aracılığıyla seslenen Tokaslan, işin sırrının yaşam tarzını değiştirmek ve kararlılık olduğunu söylüyor. “Tombiklik kader değil” diyen Tokaslan, iki gün sonra kurulacak bayram sofrasının da kendisi için bir sınav olacağının farkında. Sağlıklı ve ölçülü beslenme düzenini bayramda da bozmayacağını vurgulayan Tokaslan, sorularımı yanıtladı.

Lezzet kurbanı olmayın

35 kilo verdiniz ve bayram geliyor! Bayramda ne yapacaksınız?

Efendim, herkesin bayramını kutlarken, lezzet kurbanı olmadan, yoldan çıkmayıp çok kalori almadan geçireceğimiz bir bayram diliyorum. Allah ben dahil tüm tombiklere sabır versin. İrademize güç versin yarabbim. Tombiklik kader değil..

İzmir’e gidiyorum. Annemle, aile ile birlikte geçireceğiz. “Alo... Halacım, ne? Ev baklavası mı? Haa... E iyi, sabah erkenden kahvaltı mı? Kıymalı börek mi yaptın?” “Tamam halacım. Ya gelmez miyim. Gelirken çaylı kek mi getireyim? Haa. Eh iyi...”

Telefon kapanır. Ben: Ya biliyorsunuz ne kadar uğraştım o kadar kiloyu vermek için... Bu kadar güzel şey sofradayken, ben ne yapacağım yaaa... “Aman boş ver ya, ertesi gün dikkat ederim, çok yürürüm be boş veeeer” ile dur şu çaylı keki yapıvereyim ikilemi hep yaşanıyor tabii ki. Ama 1.5 yıldır hiç bozmadım disiplini. Bu bayramda da bozmayacağım, herkese tavsiyemdir. Ha bozanı, bozulanı olur. Ertesi gün yemesinler bari, kiloya dönüşüp bir yerlere yapışmasın; baklavalar, börekler, çörekler, çikolatalar. Şaka bir yana disiplini bozmamak, yaşam şeklini değiştirmek lazım. Bu işin yarını yok. Yarından da yakın!

Çeşme’ye gitmiyor musunuz?

Biz İzmirliler, bayramda, tatilde Çeşme’ye gitmiyoruz artık. Çeşme, çocukluğumda sadece iğde ağaçlarının, birkaç evin olduğu, bembeyaz kumlu kumsalların süzüldüğü, denizdeki canlılığın yaşadığı bir yerdi. Biz eski zamanlarını bildiğimiz için yeni haline pek bulaşmamaya çalışıyoruz. Annemle, kök İzmirlilerin yaptığı gibi daha bakir yerlerine gidiyoruz artık. Evimizde, komşularla birlikte mütevazı bir şekilde karşılayacağız bayramı.

Hele bu yıl kurlardan dolayı kimse yurtdışına gitmediği için daha deli bir kalabalık olacak. Kızıyorum da; gittiğimiz yerin dokusunu mahvediyoruz. Gidilen yere adapte olarak yaşamalı. Gittiğimiz yeri kendimize yani kente benzetirsek dokusunu bozuyoruz. Oysa dokusu için gidiyoruz ama tahrip ediyoruz! Bu çok acıklı. Daha çok bina, daha çok çevre kirliliği. Oysa o doğaya ihtiyacımız var. Ben kendi adıma doğayı korumak için çok özen gösteriyorum.

Cana kıymet veren çöp atmaz

Ne yapıyorsunuz doğayı korumak için?

Bulaşığı makineye atarken öyle tek tek akıtmıyorum. Bir kaseye su koyup tüm bulaşıkları o kasede fırça ile akıtıp, öyle atıyorum. Makine yıkıyor nasıl olsa. Her gittiğim yerde de söylüyorum; onu öyle akıtmakla, böyle akıtmak arasında fark yok.Ama onu öyle akıtırken bir sürü canlının, susuz çocukların, hayvanın suyunu harcıyorsun. Gereksiz kağıt da harcamam. Kağıdı önlü, arkalı kullanırım mutlaka. 

Bir buçuk yılda 35 kilo veren Özlem Tokaslan, “İçimden küçük bir ben çıktı” dedi.
                 

Gerekmediği sürece araba kullanmıyorum, metroyu çok kullananlardanım. Bir evde 2-3 araba bulunmasını müthiş bir israf olarak görüyorum. Toplu taşıma var! Gerekmediği müddetçe niye karbonmonoksit salıyoruz. Tükettiğim her şeyin kıymetini bilmeye çalışıyorum. Artık yemeği, ekmeği kuşlar başta olmak üzere hayvanlarla paylaşıyorum. Denizin içinde bile çöp toplarım. Atık üretmeden yaşamak mümkün, öyle bir gelenekten geliyoruz.                                    

Bizim evde pirinç tanesi bile atılmazdı. Obsesif düzeyde takıntılıyım bu konuda. Ne kadar fazla tüketirsek, o kadar çok almak zorunda kalıyoruz. Vicdan meselesi bunlar, vicdan da bütünsellik arz etmesi gereken bir konu. Mesela sokaklara yemek koyuyoruz; bozuluyor, kaynıyor. Kediler gidiyor bozulmuş yemeği yiyor, o da yanlış. Hayvan sevgisi bu da değil. Su koyuyorlar su yosunlanıyor,  onun üstüne ekliyorlar. Hayır al topla, temizle, eskisini at. Temizlemezsen o da çevre kirliliği yapıyor. Çelişki yaratmayacak şekilde sevmek ve sahiplenmek gerekiyor. Sevmek bütünsel bir şey, hak yememek. Bir yerde hak yiyorsun, öteki tarafta hayvan seviyorsun olmaz ki. Cana kıymet veren çöp atamaz zaten. İnsan seven hayvanı da, denizi de sever, her şey bir bütündür.

GDO’lu buğday ödem yaptı

Kilo verdiniz ve büyük bir değişim yaşadınız...  Nasıl verdiniz kiloyu?

Dünyanın en güzel şeyi yemek. Yapmak, sunmak, yedirmek. Kilo verip alıp, verip alıp geçirdiğim ve çok yıprandığım bir süreç var. Çok hırpalandı sağlığım. Derken kiloyu aldım, bir daha veremedim. Yeme alışkanlığımı düzenleyemedim. Diyetisyene gidiyor, veriyor sonra tekrar alıyordum. Çok da güzel yemek yaparım bu arada. Ama 40’lı yaşların üstüne çıkınca; diz, bel tüm vücut sistemi etkileniyor. Bu bedenle kendime, ‘mutlu olmayı düşünüyor musun, kilodan mutsuz musun, mutsuzsun! O zaman karar ver! Karar ver’ dedim. Bir süre daha kıyamadım kendime! Sonra karar verdim. Ve o günden sonra doyduğumu hissettiğin an masadan kalktım. Diyetisyenlere girmeyi bıraktım, yemek sınırlaması getirmedim kendime, acıkınca yedim, doyar gibi olduğumda bıraktım.

- Başka neler yaptınız?

Yüzümde gözümde sürekli ödem vardı. Neden bu diye araştırıldı. GDO’lu buğdaya alerjim olduğu çıktı. Buğday ve şekeri tamamen kestim. Doğada var olan her şeyi yiyorum; fındık, fıstık, ay çekirdeği, mercimek, aklınıza ne gelirse... 1.5 yıl içinde 35 kilo verdim. Sosyal medyada çok soruyorlar, midemi aldırmadım! Karar verdim ve yola koyuldum. Çantamda kuruyemişlerimle geziyorum, bol boş yürüyüş yapıyorum. Sonsuz yeşillik, bakliyat yiyorum. Diyetisyenlerden vazgeçtim çünkü bunaldım. Başkaları tarafından öngörülen ve dayatılan şeylerdense insanın kendi kararı önemli. Hareketliliğimin artması, ağırlığın kalkması, dizimin attığım her adımda ağrımaması o kadar güzel ki. Daha az yoruluyor, daha düzenli uyuyorum. Kilo eklemleri mahvediyor. O hasarı, hiç bir zaman tam anlamıyla telafi edemeyeceğim ama 12 beden küçüldüm. İçimden küçük bir ben çıktı, daha da vermeye devam ediyorum.

Fotoğraf, Özlem Tokaslan’ın, bir sezon önce rol aldığı ‘No: 309’ dizisinden, kilolu haliyle. Eski ve yeni resimlerine bakınca, ne kadar kilo verdiği 
daha iyi anlaşılıyor.

Kilo alıp verdiğinizde salgılar, sindirim sistemi bozuluyor, kalp darbe yiyor, en fenası da o. Mesleğe ilk başladığımda aç kalma mücadelesine girip, günde bir öğün yediğim dönemler oldu. Evet çok kilo verdim ana insülin direnci  gelişti. Bendeki en büyük tahribat bu oldu. Çantamda mesela şu anda beyaz üzüm ve ceviz var. Aç kalıp kalp sonunda hasta ettim kendimi. İnsülin büyük problem, daha fazla yediriyor. Kilo alıp veren pek çok insanda insülin direnci geliştiğini gördüm.

Erkenci Kuş izleyiciyi samimiyetiyle yakaladı

- Erkenci Kuş’ta oyun çıkarırken pek bir mutlu görünüyorsunuz.

Ben İzmirliyim, mahallede büyüdüm, hep beraber yapılırdı her şey. Okuldan dönerken aç gelirsin, köşede Melahat teyze vardır, ‘gel kız, börek yaptım’ der, verir eline. Sen de doya doya gidersin eve. Kültürümüzde o samimiyet, o güzellik var... Erkenci Kuş’ta da bir mahalle hayatı ve samimiyet var. Bir genç kızın hayalleri anlatılıyor. Mahallede birlikte tarhana yapılan günlerin samimiyeti var dizede, beraber çekirdek çitliyoruz. Herkesin uğradığı bir bakkalımız var, mahalle kültürü var. İzleyici o samimiyeti sevdi.

Van’da Brecht oynadı

- Dizilerden önce neler yaptınız?                                

Amatör tiyatro ile başladım tiyatroya. Eskişehir’de konservatuar okudum. 97 yılında mezun oldum. Ardından Van Devlet Tiyatrosu’nda 8 yıl çalıştım, yaşadım. Çok güzeldi Van. Yaptığımız işler ülke düzeyinde duyulmadı ama çoğu ödül alacak işlerdi.  Çok başarılı işler çıkardık, çok ciddi seyirci oranlarına yükseldik. Çocuklarla tiyatro çalışmaları yaptık, festivaller düzenledik. Benim için, mesleğim için, dolu dolu, renkli bir 8 yıl oldu, en kıymetli yıllarım oldu.

- Van’da seyircinin tiyatroya ilgisi nasıldı? 

Şu andaki günceli bilmiyorum. 9 yıl Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalıştım, Van’dan sonra. Kendi çalıştığım dönemi biliyorum; ilgi müthişti. İki sene içinde 486 koltuğun yüzde 90’ını doldurur hale gelmiştik. En önemlisi çocuklar tiyatroya gelmeye başlamıştı. Yerli yazarlar yanı sıra; Çehov,  Brecht, Shakespeare oynadık.

Meddah olarak sahneye çıkmak istiyorum

- Stand-up yapma gibi projeleriniz var mı?

Stand-Up değil ama ben geleneksel meddah oyunlarının artık kadınlar tarafından da oynanmasını hayal ediyorum. Bu nedenle bir kadın meddah olarak sahne almayı çok istiyorum. Geleneksel Türk tiyatrosunu çok seviyorum, Hacivat-Karagöz’ü, meddahı, kuklası, orta oyunu ile. Oraya eğilimim çok fazla, ama tüm geleneksel Türklerin tamamını içeren oyunlar istiyorum. Münir Özkul’un geleneğini, İsmail Dümbüllü’yü.

Metinler erkekler için

- Kadından komedyen olmaz derler!

Boş derler, olmaz mı hiç! Ama Dünya tiyatrosunda da öyle, oyun arıyoruz oynamak için, erkek oyunları hepsi! Daha çok erkeklerin avantajlı olduğu karakterler, roller, hikayeler var. Kadın karakterler istiyorsunuz; Leydi Machbet var ama Macbeht üzerinden dönüyor tüm hikaye. Maalesef bu dünyanın her yerinde böyle. Ama Ayşen Gruda, Perran Kutman, Adile Naşit, Demet Akbağ, Binnur Kaya, İrem Sak, Meltem Yılmazkaya gibi çok önemli komedyenler yetişti. Daha niceleri yetişti ama kadın komedi merkezli metin arayışına girdiğinizde genelde metinler erkekler üzerinden dönüyor tiyatroda. Bu arada kendi atölyemde eğitim de veriyorum.

- Nasıl eğitimler?

Atölye’de geçmişteki usta çırak ilişkisini bugün de sürdürmek üzerinden yola çıktım. Geleneksel tiyatro ve usulleri çok sevdiğimi ve saydığımı söylemiştim. Sanat ve oyunculuk eğitiminde usta çırak ilişkisi çok önemli. İşin edebi, adabı çok önemli. Asıl olan disiplin. Birebir eğitim veriyorum atölyede.

 

Etiketler