Çırağın ‘Saf ve Bakir’ ustası...


Haftasonu bir kitabı elime aldım ve sonuna gelmeden bırakamadım. Türk ekonomi, politika ve basın tarihini son derece akıcı bir dille anlatan çok samimi bir kitaptı okuduğum. Bu kitap Milliyet’in ekonomi yazarı Güngör Uras’ın Türkiye İş Bankası Yayınları’ndan çıkan “Saf ve Bakir Anadolu Çocuğu” başlıklı nehir söyleşisiydi. Haşim Akman’ın sorularıyla şekillenen 675 sayfalık kitaptaki hikayeler hem çok ilgi çekici hem de çok iyi bildiğimiz isimlerin, olayların hiç bilinmeyen yönlerini anlatıyor.
* 1960’ların ortası... Devlet Planlama Teşkilatı’nda (DPT) uzmanlar fikir geliştirme çabasında. İçinde Güngör Uras’ın yer aldığı uzmanlar, Almanya’daki otomobil fabrikalarında çalışan Türk işçileri de içine alan bir yerli oto projesi hazırlar. Müsteşar (Memduh Aytür) beğenir, çalışmalar başlar. Ama Şubat 1966’da bu iş son bulur. Çünkü dönemin hükümeti, yerli otomobil için Sanayi Bakanlığı’na başvuran Vehbi Koç’a izin verir. “Anadol” üretilir ama bir sonuç alınamaz... Hâlâ hazırladıkları projeye olan inancını koruyan Uras’ın bu konudaki son sözü şöyle: “Eğer Anadol DPT’nin projesiyle birlikte üretilebilseydi Anadol markası bugün yaşıyor olabilirdi.”

Kritik görgü tanıklığı
* Sabancı Holding’in 5 kardeşten oluşan yönetim kuruluna dışardan katılan ilk kişi olan Güngör Uras, oldukça yakından tanıdığı aileyi anlatıyor: “Sabancı kardeşlerin beşi de birbirinden farklı insanlardı. Özdemir Bey risk alan, yaratıcı, yeniliğin peşinde koşan cesur biriydi. Erol Bey finans meselelerini çok iyi bilen biridir. Sakıp Bey çok iyi bir koordinatördü. Hacı Sabancı bir denge adamıydı. Şevket Sabancı dış dünyaya açık fakat risk almakta çok daha ihtiyatlı bir kimsedir. Kendi aralarında bir orkestra uyumu içinde çalışırlardı. Özdemir Sabancı ölünce Şef Sakıp Sabancı orkestranın ayarını tutturmakta güçlük çekmeye başladı. Hacı Sabancı’nın vefatı çok şey götürdü...
* “Eğer Özdemir Sabancı hayatta olsaydı Sabancı Grubu çok daha başka bir yerde olurdu. İleri teknolojiye sahip, dünyaya açık projelerin içinde yer alırdı” diyen Güngör Uras, bu sözlerini merhum Özdemir Sabancı’nın grubun proje lideri oluşuna bağlıyor. (Özdemir Sabancı’nın uğradığı suikastın hemen sonrasında olay yerinde bulunan Uras, tanıdığı Fehriye Erdal’ı ve görgü tanığı olarak önemli bilgileri de ilk kez bu kitapta açıklıyor.)

Sanko’nun mağarası...
* Abdülkadir Konukoğlu’nun babası Sani Konukoğlu’nun bugünün Gaziantepli Anadolu devi Sanko’nun temelini bir mağarada hidrofil pamuk üreterek attığını anlatan Uras, o günleri şu sözlerle aktarıyor: “Mağara deyince aklınıza ışıksız bir bodrum katı gelmesin. Hakiki taştan koskocaman bir mağaraydı. Mağaradan içeri giriyorsunuz, elektrik ampulleri yanıyor ve karşınızda Hilal Hidrofil Pamukları.”
* Güngör Uras’ın en az kendisi kadar meşhur olan Ayşe Hanım Teyzesi kitapta önemli yer tutuyor. Kitapta ilk kez ortaya çıkan enteresan bir tesadüf var. Bu da ekonomiyi vatandaşın anlayacağı dille anlatan Ayşe Teyze’nin bir benzerini Mustafa Kemal Atatürk’ün de kullanmış olması. Atatürk devrimlerle ilgili zamanın ünlü kalemlerinden yazılar istermiş, fakat çoğu zaman “Bu pek alimâne olmuş” diyerek “Ben de bizim Ayşe Bacı ve Mehmet Dayı için birşeyler karalayım” dermiş...
Kitaptan ekonomi dışı birkaç eğlenceli detay daha aktaralım...
* Güngör Uras’ın Tansu Çiller’i Boğaziçi Üniversitesi’ndeki hocalık zamanından tanıyıp kabinede “bakan” olana kadar kendisine “Fıstık Tansu” demesi. Tansu Çiller’in bakan olduktan sonra karşılaştığı bir toplantıda kendisine ricası üzerine “fıstık” demekten vazgeçmesi.
* Turgut Özal’la inişli çıkışlı samimi bir ilişki. Semra Özal’ın Uras’ın ilk evliliğinde nikah şahidi oluşu.
Güngör Uras hem bürokrasiye hem de özel sektöre hakimiyetiyle ekonomi dünyasında yeri doldurulması güç bir isim. Türkiye’nin son 50 yılına ve kilit olaylarına ilk elden tanıklık etmiş olan Güngör Hocamız her seviyeye hitap edebilen ve iletişim kurabilen bir yazar. Onun gibi bir ustayla birlikte çalışabilmek benim için, Milliyet Ekonomi için büyük fırsat.