Bayramınız kutlu olsun

19 Ağustos 2012

Bizi sevinç günü olan bayrama ulaştıran Allah’a binlerce hamdolsun. Rahmet, bereket, mağfiret ve cehennemden kurtuluş vesilesi olan ramazan ayını dün akşam uğurladık. Bugün de oruç, teravih, zikir, tehlil ve tesbihatıyla ramazanın gereklerini yerine getirmenin sevinç ve bahtiyarlığını yaşıyoruz. Bayram barış, huzur ve esenlik günüdür... Bugün dargınlar barışır, küçükler büyüklerin ellerini öperler; büyükler de küçükleri okşar, harçlıklarını verir, onları memnun ederler.
Elbette bugünlerde yetimler, yoksullar unutulmaz. Yetimi sevindiren Allah’ı sevindirir. Yoksulu, güçsüzü, buruk gönüllüyü memnun eden insanı Allah da sevindirir.
Bir ay boyunca sabahları kahvaltı yapmak yasak iken artık bugünden itibaren 11 ay helal zülal afiyetle kahvaltımızı yapıp sabah açlığını gidereceğiz. Zaten bugün oruç tutmak caiz değildir, harama yakın mekruhtur. Çünkü bugün Allah’ın kullarına ikram günüdür. Bugün oruç tutmak Tanrı’nın ikramını kabul etmemek anlamına gelir.
Bayram sabahıyla birlikte, dinen zengin sayılan (temel gereksinimlerinden fazla olarak 5-6 bin lirası bulunan) kimse, kendisi, hanımı ve ergenlik çağına gelmemiş çocukları için fıtır sadakası (fitre vermesi) gerekir. Fitre bu yıl en az 7-8 TL’dir. Biraz eli bol tutup 9-10, imkânı olanların daha yüksek rakamlardan fitre vermeleri elbette daha güzel ve makbuldür.

Fitre kimlere verilir?
Dinen zengin olmayan, yani tüm ihtiyaçlarından fazla olarak nisap denilen belli ölçüde artı malı bulunmayan kimseye fitre ve zekât verilebilir. Usul ve fürua yani kişinin ana babasına, büyük ana babaları ve öz çocuklarına, torunlarına fitre ve zekât verilmez. Bunun dışında kalan yoksul akrabaya verilir. Kardeş, amca, dayı, teyze gibi yakın akraba içinde fakir kimseler varsa fitre ve zekâtı bunlara vermek daha makbuldür.

Yazının devamı...

61 gün kefaret diye bir şey yok

18 Ağustos 2012

Merhaba hocam, iki hafta önce kusurum olmaksızın bisikletli bir kız çocuğuna çarptım Allaha şükür bir sorunu yok ama o an kız baygın iken dünyam başıma yıkılmıştı. Fazla uzatmak istemiyorum ama düştüğüm durumun vahimiyetini (vahametini) anlatmaya çalışıyorum. Bu esnada hem de iftara 1 saat kala ben orucumu bozdum. Şimdi benim bildiğim, bilerek bozduğum için 61 gün sıralı oruç borçlanmış oluyorum bazı arkadaşlarımsa kulaktan dolma durumum itibariyle güne gün tutabileceğimi söylüyorlar.
Hocam sizce oruçtan kaçtığımdan değil ama güne gün mü tutmalıyım, yoksa 61 gün sıralı mı tutmalıyım? Saygılarımla. Muhammet GÜLBAY
Cevap: 61 gün oruç keffareti diye bir şey yoktur. O, sadece tutarsız bir yorumla dine sokulmuştur. Ne Kur’ân’da, ne de sağlam Hadiste böyle bir mecburiyet söz konusu değildir.
Ayrıca siz orucu kasten bozmadınız, olağanüstü bir hadise dengenizi bozdu, sizi sağlıksız bir hale soktu. O durumda sizin orucu bozmanıza ruhsat verilmiştir. Kur’ân oruca başlayan kimse hasta olur, ya da yola çıkarsa orucunu yiyip başka günde tutabilir buyurmaktadır. Yapacağınız iş, Ramazandan sonra bozduğunuz o oruç günü için bir gün oruç tutmaktır. O, 61 gün efsanesini kafanızdan tamamen siliniz. Öyle bir şey olmadığını kitaplarımda izah etmişimdir. İsterseniz “Yeni İslam İlmihali” adlı eserimi okuyabilirsiniz. Geçmiş olsun.

Borçluyum, fitre düşer mi?
Merhaba Hocam. Kendim şu anda işsizim ve gelirim sadece eşimin elinden. O da mutfak masrafı karşılayacak kadar desek yeridir. Niyetim vermemek değil. Çok şükür her sene veriyordum fakat bu sene daha çok sıkışığım birçok banka borcum ödenecek, duruyor faturalarım dahi olsa bu durumda bana fitre vermek düşer mi?... Hocam sorumda bir kusur ettimse özür dilerim... Emrah Dinkilibörk

Yazının devamı...

Oruçlu halde suya girmek

16 Ağustos 2012

Süleyman Bey hocam, yazılarınızı yıllardan beri severek takip ederim. Oruçlu haldeyken suya girme konusunda sizinle fikir alışverişi yapmak istiyorum. Oruçlu iken denize girilebilir, duş alınabilir yönünde izin veriliyor. Siz de bilirsiniz, vücudumuzun en büyük organı derimizdir, bu organ vasıtasıyla vücut su kaybeder ve su çeker.
Yıllar önce gençlik yıllarında Urfa Balıklı Göl’ün kenarında oturur, kaplarla başımızdan aşağı su döküp serinlerdik, o kadar ki lavaboya su dökmeye giderdik. O zaman bile bundan rahatsız olurdum.
Şu anda Sydney’de yaşıyorum, mevsim kış, oruç kolay. Ama buranın yazında da oruç tuttum, açık havada çalıştığımız için çok susardım, iftarda su içmekten boğulacağımı sandım.
Bazı insanlar, tuzu kurular ramazanda kalın gölgede vakit geçirebilirler, ama şu an Urfa’nın bu sıcağında güneşte çalışanlar var. Bu sağlığa oldukça zararlı olabilir, neden dinimiz bu konuda su içmeye izin vermez de, insanlar hile yoluyla su ihtiyaçlarını giderirler. Allah’ı mı kandırıyoruz, insanlara yanlış mı yaptırıyoruz? Rabbim sağlıklı uzun versin size Saygılarımla. Seyfettin Keskuş. Sydney Australya.
Cevap: Orucu koyan biz değiliz. Yüce Allah Peygamber aracılığıyla bu ibadeti emretmiştir. Ve gün batıncaya dek yeme ve içmeyi yasaklamıştır. Kastedilen yeme, normal yolla gıda almaktır ki ağız ve burundur. Deri gözeneklerinden vücuda sızan sıvılar oruca zarar vermez. Öyle olsa abdest almak da yasaklanır. Oysa namaz kılmak isteyenin abdest alması Maide 6. âyetin açık emridir. Özetle kardeşim, duş almak, denize girmek oruca zarar vermez. Yaraya sürülen ilaçlar veya besleyici olmayan iğne oruca zarar vermez. Biz din hükmü getiremeyiz, sadece bu hükümleri koyan Allah ve Peygamber’in sözlerini açıklarız.
Kur’ân mealini bitirmekle hatim sevabı alınır mı?
Saygıdeğer Hocam, öncelikle hayırlı ramazanlar diliyorum. Hocam, ben bir emekliyim. Allah’a çok şükür -geç de olsa -bir yıldır 5 vakit namaz kılmaya başladım. Arapça Kur’ân okumayı bilmiyorum. Arapça bilmediğim için de açıkçası üzerinde çok fazla durmadım. Yıllardan beri cuma günleri Yasin-i Şerifi, Mülk Suresini ve benzer önemli sureleri meal olarak okurum ve anlamaya çalışırım. Bildiğiniz gibi Allah Kur’ân’da yer yer “Anlayasınız diye Kur’ân’ı kendi dilinizde indirdim der.” Ben de 3 yıldan beri Kur’ân meâlini okuyarak hatim indiriyorum. Belki iddialı bir ifade kullandım, ancak bu şekilde epey şeyler öğrendim ve faydasını da görüyorum. Ne dersiniz hocam, bu şekilde okuyarak hatim indirmiş oluyor muyum, yoksa bir hocanın ifadesiyle “sadece normal bir sevap kazanmış” mı oluyorum? Saygılar ve sağlıklar dilerim. Tevfik Yağcı

Yazının devamı...

Başka ülkede oruç tutmak

15 Ağustos 2012

Süleyman Hocam merhaba, ben son 1 yıldır Almanya’da yaşıyorum. Buradaki oruç tutma zamanı, günlerin uzun olması sebebiyle Türkiye’den daha fazla. Uzun yıllar burada yaşamadığım ve yaşamayacağım için, haliyle yazın uzun tutup da 20 yıl sonra kış mevsiminde kısa tutmak gibi bir dengelenme durumu söz konusu olmayacak. O sebeple, niyet ederken İstanbul saatine göre niyet edip, orucumu o saatler arasında tutsam ne sakınca olur? Konuyla ilgili açıklama yapabilirseniz sevinirim. Selamlar, Gökhan Güneş
Cevap: Aslında ben bu konuyu yirmi yıl önce açıklamıştım. Kanaatime göre gündüzün, ortakuşak üstünde günün çok uzun sürdüğü yerlerde, oruç tutanlar, oruçlarını İstanbul’daki oruç süresine veya Mekke’deki oruç süresine göre ayarlayabilirler. Onlar, İstanbul’daki veya Mekke’deki oruç süresini doldurduktan sonra İstanbul veya Mekke saatine göre oruçlarını açabilirler. Nitekim takriben 80 yıl önce yaşamış olan büyük âlim Musa Carullah da “Uzun Günlerde Oruç” adlı risalesinde bu görüşe işaret etmiştir.
Ama henüz İslâm âlimleri bu konuda ortak bir görüş belirtebilmiş değillerdir. Önemli olan kulun, Allah’ın buyruğu uyarınca belli bir süre oruç tutmuş olmasıdır. Gerçi bulunduğun yerde güneş batmıyor ama Mekke’de veya İstanbul’da batmıştır. Özellikle günlerin üç ay kadar uzun olduğu yerlerde herhalde üç ay boyunca aç kalacak değillerdir. Üç ay değil, üç gün aç kalanın sağlık dengesi bozulur, vücut organları fonksiyonlarını yapamaz hale gelir. Allah, Kullarına güçlük çıkarmak için değil, nefislerini arındırıp yüceltmek için orucu farz kılmıştır.
Ayrıca din hükümlerinde insanlar arasında eşitlik de esastır. İstanbullu takriben 16 saat oruç tutarken Almanya’daki bir Müslüman’ın onlardan iki, iki buçuk saat daha fazla oruç tutması, hükümlerde eşitlik esasına aykırıdır. Elbette bu görüşe tepki verenler olabilir ama ben vicdani kanaatimi belirtiyorum. Araştırma ve düşünce sonunda fikrini açıklayan kimse hata da etse sevap alır. Önemli olan ihlastır (samimiyet).

Organ bağışı yazısı için teşekkür
Değerli Hocam, Kalp bağışı olmadığı için organ bulunamayan ve hayatını kaybeden insanlarla yıllardır iç içe yaşayan ve yeri geldiğinde çaresizliğin ıstırabını duyan bir hekim olarak, böylesi zor bir konudaki aydınlatıcı görüşlerinizden dolayı teşekkür eder, sağlıklı günler dilerim. Saygılarımla. Prof. Dr. Süha Küçükaksu, Şişli Florence Nightingale Hastanesi

Yazının devamı...

KADİR GECESİ’NİN ÖNEMİ

14 Ağustos 2012

Kadir Gecesi’nin, ramazanın hangi gecesi olduğu hakkında bir kesinlik olmamakla beraber İslam’ın ta ilk çağlarından beri ramazanın yirmi yedinci gecesi, Kadir Gecesi olarak kutlanmaktadır.
Herhalde yüce Allah, yüzlerce milyon kulunun güzel zannını boşa çıkarmaz. Çünkü O, “Ben kulumun, benim hakkımdaki zannı üzereyim; kulum beni nasıl sanırsa ben öyleyim,” (Buhârî, Tevhîd: 15, 35) buyurmuştur. Kullar, hep birlikte 27’nci geceyi, Kadir Gecesi bildiklerine göre artık o gece Kadir Gecesi’dir. Kadir Gecesi’nin İslam’daki önemi, dünyanın en büyük inkılabını yapan, cihanı saran cehalet karanlıklarını yırtıp dünyayı aydınlatan Kuran’ın o gece inmeğe başlamasındandır.

Kardeşliğimiz bozulmasın
Şimdi yılda ancak bir defa gelen bu mübarek gecede evlerimizde, toplandığımız mabetlerimizde bütün içtenliğimizle Allah’a yalvarıp hatalarımızın affı, kardeşliğimizin bozulmaması, ülkemizin birlik ve bütünlüğünün korunması için dua etmeliyiz. Maalesef iç ve dış düşmanlar ülkemizi bölmek, parçalamak ve bizleri birbirimize düşürmek için her türlü planı uygulatıyorlar. 35 yıldır terör bir türlü bitmiyor. Her gün terütaze delikanlılarımız şehit ediliyor. Her gün al bayraklara sarılı şehitler milletin yüreğini dağlıyor. Niçin, ne uğruna?
Bu memlekette ayrım mı var? Üniversitelerimiz, okullarımız her vatandaşa ardına kadar açık. Çalışan herkes hak ettiği mevkilere gelebiliyor. Kürt-Türk ayrımı yok, kökeni ne olursa olsun, okuyan, çaba harcayan insanlar vali de oluyor, kaymakam da, milletvekili de, hatta cumhurbaşkanı da. İsteyen herkes istediği yerde yaşayabiliyor ve istediği işi kurabiliyor. Hâlâ nedir bu vurmalar, kırmalar! Hâlâ nedir bu terör! Bin yıldan fazla bir zamandır kardeşçe yaşadık, kentlerimizi, mahallelerimizi paylaştık. Omuz omuza cephelerde savaştık, Çanakkale’de birlikte düşmana göğüs gerip şehit olduk, destan yazdık. Birbirimizden kız alıp verdik.

Yazının devamı...

KADİR GECESİ

13 Ağustos 2012

“1- Biz onu (Kuran’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. 2- Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? 3- Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. 4- Melek(ler) ve Ruh, o gece Rab’lerinin izniyle her iş için iner de iner. 5-Esenliktir o, ta tan yeri ağarıncaya kadar!” (Kadr: 25/1-5) ayetlerinde Kuran’ın Kadir Gecesi’nde indirildiği; bin aydan daha hayırlı olan o gecede, Allah’ın izniyle meleklerin ve Ruh’un indiği ve her bakımdan selam ve barış buyruğu getirdikleri, gecenin sabaha dek esenlikle sürdüğü belirtilmektedir.
Kadir Suresi’nde, Kuran’ın inişine sahne olan İlk Gece’nin şanı, şerefi ve önemi anlatılmaktadır. Bazı yorumculara göre Kadir Gecesi, Kuran’ın ilk vahyinin geldiği gecedir, tarihte sadece bir kez olmuştur ve yıldan yıla yinelenmez. Öteki Kadir Geceleri, asıl Kadir Gecesi değil, o gecenin yıldönümüdür. Çoğunluğun kanısına göre her yıl yinelenen bu gecenin, Ramazanın: 1., 17., 19., 20’sinden sonraki tek veya çift gecelerden herhangi bir gece olduğuna dair rivayetler vardır. Übeyy ibn Ka’b ve İbn Abbas, Kadir Gecesi’nin, ramazanın 27’nci gecesi olduğu kanısındadırlar ve bu görüş çoğunlukça kabul edilmiştir.
Peygamber (s.a.v.), ramazanın son on gününde itikâf için mescide çekilirdi. Kendisinden sonra hanımları da öyle yapmışlardır. Demek ki Kadir Gecesi, ramazanın son on gecesi içindedir. Ayette Kadir Gecesi’nin “bin aydan hayırlı” diye nitelendirilmesi, bu gecenin değerini belirtir. Yani bu gece, içinde Kadir Gecesi olmayan bin aydan hayırlıdır. Bin ay, yaklaşık seksen dört yıl eder. İşte bu gece yapılan ibadet, âdeta bir ömür boyu ibadete bedeldir.
Peygamber (s.a.v.): “İnanarak ve Hak rızası için Kadir Gecesi’nde kalkıp ibadet eden kimsenin geçmiş günahları affedilir” buyurmuştur.
Peygamberimiz, Kadir Gecesi’ne özel bir ibadet yapmamış, Kadir Gecesi’nde de, öteki gecelerde yaptığı ibadeti yapmıştır. O, her gecenin kimi zaman yarısını, kimi zaman üçte ikisini, kimi zaman da üçte birini ibadetle geçirirdi. İşte Kadir Gecesi de öyle yapmıştır. Ancak Kadir Gecesi’nde “Allah’ım affedicisin, affı seversin, beni affeyle!” şeklinde dua edilmesini tavsiye etmiştir.
Hz. Peygamber’in: “Her kim ramazan çıkıncaya kadar akşam ve yatsı namazlarını cemaat ile kılarsa Kadir Gecesi’nden büyük ölçüde pay almış olur” başka bir rivayette: “Kadir Gecesi’nde yatsı namazını cemaatle kılan, o geceden nasibini alır” dediği rivayet edilmiştir (Âlûsî, Rûhu’l-maânî: 30/198).
‘Abdullâh ibn ‘Abbas’tan ise Hz. Peygamber’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Kadir Gecesi’ni ramazanın son onunda arayınız: Kalan dokuzda, kalan yedide, kalan beşte arayınız” (Buhârî, Leyletu’l-Kadr). Ebz Zerri’l-Gifârî’den rivayet edilen bir hadiste de Peygamber (s.a.v.): “Kadir Gecesi’ni, ramazanın ilk onunda veya sonunda arayınız” demiştir (El-Fethu’r-Rabbânî: 10/263). ‘Ubâde ibn es-Sâmit’in rivayetinde de Peygamber (selam ona) Kadir Gecesi’nin, ramazanın son on gününün dokuzuncu ya da yedinci ya da beşinci gecesinde aranmasını öğütlemiştir (El-Fethu’r-Rabbânî: 10/169-270).

Yazının devamı...