SOYKIRIM meselesi her mart ve nisan ayında gerilim yaratıyor. Amerikan Kongresi kabul etse, Amerikan başkanları “Ermeni soykırımı” dese ne yazar?! Zaten her sene 1915 olayları için “büyük trajedi, korkunç felaket” falan demiyorlar mı?!
“Soykırım” deseler ne olur?
Çok şey olur!
Evvela Ermenilerle Türkler arasında “soykırım” kelimesi, yıllar içinde öylesine bir “dinamit kalıbı” haline gelmiştir ki, ateşlenmesi büyük hasar yaratır.
Ermenilerde bir “tatmin ve rahatlama” olmaz; aksine, zafer coşkusu ve Türkiye’ye karşı daha aktif siyasetler, kampanyalar ateşlenir.
Bizde ise “balon patladı, kıyamet kopmadı” duygusu olmaz, aksine, müthiş bir “mağduriyet” duygusu patlar, hem iç istikrar, hem dış politika dengeleri allak bullak olur...

‘Soykırım’ denilirse
Dahası, büyük bir “siyasi hukuk” sorunu çıkar.
“Büyük trajedi, felaket, facia” gibi kavramlar elbette ağır ifadelerdir. Elbette felaketler yaşanmıştır da...
Ama bunlar hukuki terimler değildir. “Soykırım” ise hukuki ‘yaptırım’lı bir terimdir!
Akıl almaz tazminat davaları ortaya çıkar.
Bunun, ilişkileri ve duyguları nasıl zehirleyeceğini düşünün.
Öyle bir ortamda, ‘Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’nde retoriği yapılan “Batı Ermenistan” sözünü Diyaspora, Taşnak, Miras Partisi gibi unsurlar fiilen siyasete taşıyacaktır. Hiçbir hukuki değeri olmaz ama, iki taraf da kabaracak milliyetçi duyguların büsbütün çığırından çıkmasına yol açar!
Sadece Türk-Amerikan ilişkileri ve ortak çıkarları değil, pek çok şey dinamitlenir: Kafkasya’da 9 şiddetinde siyasi deprem dünyayı sarsar!
“Soykırım” iddiasının öyle hafife alınacak, boş verilecek tarafı yoktur.

Dünyadaki eğilim
Ama öte yandan, dünyada “insan hakları” kavramının alanı ve derinliği büyüyor. Konuyla ilgili akademik yayınların büyük çoğunluğu 1915 olayları için “soykırım” diyor! Ermeni tarihçilerinin aşırılıklarını da eleştiren Michael Mann’ın “The Dark Side of Democracy” adlı son kitabı bunun bir örneğidir.
Bizim yayınlarımız mı? Ya ‘propaganda’ hafifliğindedir; ya içinden çıkılmaz ciltler dolusu belge yayınıdır, yahut ciddi araştırmadır ama bunların sayısı azdır.
Ermeni milliyetçisi Vahakn Dadrian’ın “Taktil ve Tehcir” adlı çok önemli kitabı İngilizceden sonra dilimizde de yayımlandı; iki yıl oluyor, kendi dilimizde bile eleştirisini yapan bir tarihçimiz çıkmadı!
Bu gidişi sonsuza kadar “stratejik faktör”ü kullanarak durdurabilir miyiz?!
Çözüm, Türk-Ermeni ilişkilerinin gelişmesi ve böylece zamanla “soykırım” kelimesindeki barutun rutubetlenmesidir.
İki tarafın akıllıları “Protokoller”le bu uzun ve kasislerle dolu yolda bir adım attılar. Ve biz bunun ilk yararını ABD’deki oylamada gördük. Şimdi “Protokolleri yırtın” diyenler bunu görmüyorlar mı?!
“Protokoller”i ihanet diye suçlayan çevreden, Dadrian’ın kitabı hakkında tek eleştiri makalesi bile çıkmadı!
Böyle mi mücadele edecekler?!
Evet, Ermenistan Anayasa Mahkemesi Protokolleri’ni sakatladı, peki biz de yırtarak üzerine tüy mü dikelim?!
Bu zor davada, Diyaspora’nın ve Taşnak’ın yırtmak istediği, Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin de sakatladığı protokollerin ruhunu savunarak dünya diplomasisinde faaliyet göstermek, Türkiye için akıllı bir davranış olacaktır.

EtiketlerABDAnayasa