Asker ve hukuk

MÜDAHALE dönemlerini bırakın; normal zamanlarda bile Türkiye’de emekli generaller TBMM Araştırma Komisyonu’na gidip bilgi vermeyi reddetmişti!..
Bugün emekli Genelkurmay Başkanı, savcılara tanık olarak ifade vermeyi “hukuki görev” saydığını belirtiyor. Org. Hilmi Özkök’ten bahsediyorum tabii.
Türkiye’de bir savcı hazırladığı iddianame yüzünden Genelkurmay’ın “suç duyurusuna” maruz kalınca meslekten atılmıştı! Van Savcısı Ferhat Kaya’dan bahsediyorum tabii.
Ferhat Kaya’nın iddianamesindeki ölçüsüzlüğü ben de eleştirmiştim ama “meslekten atma” cezası hem haksızdı hem diğer savcılara gözdağı vermekti!
Bugün bir ‘darbe hazırlığı’ soruşturuluyor, bazı emekli generaller hakkında gözaltı ve tutuklama kararları veriliyor...
Ve Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, yaptığı basın toplantısında “hukuka saygı, yargıya saygı” vurgusu yapıyor, davanın sonucu hakkında da “sabırlı olunmasını” istiyor.

Yargıya saygı vurgusu
Org. Başbuğ’un konuşmasında benim altını çizdiğim hususlar elbette “hukuka saygı, yargıya saygı, kararı yargı verecek” vurgularıdır.
Başbuğ’un Ergenekon soruşturma süreci hakkında bazı ‘teknik’ eleştirileri de oldu. Bu eleştirileri hukukçu olsun, olmasın her vatandaş yapabilir. Bu köşede ben de ‘teknik’ eleştirilerde bulundum.
Ama Genelkurmay’ın ağırlığı ve etkileme kudreti başkadır. Bunun içindir ki, mesela siyasi görüş bildirmek her vatandaşın kutsal bir hakkı olduğu halde, askerler için yasaktır.
Genelkurmay’ın böyle bir özel durumu olduğu için, Org. Başbuğ’un Ergenekon soruşturmasına yönelttiği birkaç ‘teknik’ eleştiri önemli oranda haklı olmakla birlikte, bu eleştirileri Genelkurmay Başkanı’nın seslendirmesini hatalı bulduğumu belirtmeliyim.
Ama Başbuğ’un hem ilke düzeyinde hem Ergenekon soruşturması konusunda “Yargı sürecine sonuna kadar güveniyoruz, güvenmek mecburiyetindeyiz” diye konuşmuş olması fevkalade önemlidir. TSK’da gelişmekte olan “hukukun üstünlüğü” anlayışının güzel bir ifadesidir.
Darbeci eğilimler konusunda da Org. Başbuğ’un “İçimizde barındırmayız” diye kesin ve kararlı bir beyanda bulunması aynı şekilde son derece önemlidir; TSK’da gelişmekte olan demokrasi anlayışının güzel bir ifadesidir.

Nereden nereye?
Bu örnekler TSK’da bir “dünya görüşü” değişiminin göstergeleridir. Elbette vatan savunması, terörle mücadele, vatanseverlik, bayrağın kutsallığı, kahramanlık gibi değerler asla ihmal edilmeyecek üstün değerlerdir; ordu bu uğurda şehitler verir.
Son şehitlerini dün vermiş, dokuz vatan evladı terörle mücadelede hayatını kaybetmiştir; Yunus’un deyimiyle, “yaş ekini biçer gibi...”
Bu üstün değerler sarsılmadan devam ederken, TSK’da hukuk ve demokrasi fikrinin de gelişmesi, “Türkiye’de askeri düşünce tarihi” bakımından son derece önemlidir.
İttihatçılara, Halaskâr Zabitan’a, siyasi idam sehpalarına kadar gitmeyelim. ‘Vatanı kurtarmak için hukuku rafa kaldırma’ fikrinin vatana ve iç barışa ne kadar zarar verdiğinin örneklerini bugünkü nesiller bile hatırlayabilir.
Org. Hilmi Özkök, boşuna mı “Demokrat olmak suç mu?!” diye feveran etmişti?!
Org. Başbuğ’un açıklamalarında benim memnunlukla altını çizdiğim yerler, bu gelişimi yansıtan beyanlarıydı.