Asker ve hukuk

Org. Büyükanıt ve diğer bazı komutanlar hakkında iddianamede ileri sürülen suçlamaların delilden yoksun olduğunu, bunlara hukuken "iddia" bile denilemeyeceğini, savcının böyle bir şüphesi varsa yapacağı tek şeyin Genelkurmay'a bildirmek olduğunu ben de yazmıştım. (Milliyet, 8 Mart 2006)Genelkurmay açıklamasında da aynı hukuki gerçeklere yer veriliyor; bir hukukçu olarak elbette bu eleştirilere katılıyorum.Fakat Genelkurmay'ın soruşturma açtırmaması 'pratik' olarak doğru mudur? Bundan emin değilim.Daha şimdiden PKK'nın siyasi uzantıları, Şemdinli olayları dolayısıyla, ordu içinde bir "çeteleşme" olduğunu dillerine doladılar. Genelkurmay'ın soruşturmayı engellemesini de istismar edeceklerdir.İddianamede adı geçen generaller hakkında soruşturma açılıp sonunda askeri savcı tarafından "takipsizlik" kararı verilseydi, adli bir işlem yapılmış, istismar önlenmiş olurdu. ŞEMDİNLİ iddianamesine ilişkin Genelkurmay açıklamasında iki bölüm var: Biri, iddianameye yöneltilen hukuki eleştiri... Öbürü, "anayasal sorumluluğu olanlar"a yapılan çağrı... Ben Genelkurmay Başkanı Org. Özkök'ün silah arkadaşlarını 'kayırmak' için değil, gerçekten suç bulunmadığı için soruşturmaya izin vermediğine yürekten inanıyorum. Çünkü hukuka bağlılığına bütün kamuoyu inandığı gibi, ciddi bir suç şüphesi olduğu zaman nasıl çatır çatır soruşturma açtırıp askeri mahkemeye sevk ettiğini de hep biliyoruz.Ülkelerin en kudretli gücü olan silahlı kuvvetlerin hukuka, anayasaya ve sivil otoriteye bağlılığı konusunda güvenilir olması, böyle durumlarda ordunun yıpranmasını ve kötü niyetli istismarları önlemek bakımdan son derece önemlidir!Org. Özkök bu konuda TSK'nın itibarını ve güvenirliğini daha da artırmış bir komutandır.Öte yandan, açıklamada çok muğlak ifadelerle "anayasal sorumluluğu olanlar"a çok genel bir çağrı yapılmasını ise sorunlu buluyorum. Güven unsuru 27 Mayıs cuntasına kadar gitmeyelim... 28 Şubat sürecinde asker hükümet devirdi, yerine 'laik' Mesut Yılmaz hükümetini kurdurdu, "andıçlar" düzenledi, yargıya müdahale etti...Başbakan Yılmaz, askerin hükümete baskı yapamayacağını söylediği zaman ANAP grubunda dakikalarca ayakta alkışlandı! (Basın, 18 Mart 1998)Komutanlar, ertesi gün Başbakan'ı aşağılayarak "20 Mart Muhtırası"nı verdiler! (Basın, 21 Mart 1998)Yılmaz da "Olur böyle şeyler" diyerek geri adım attı! Kendini savunsa "borsa" çökerdi, ne yapsın?!Neden 27 Mayıs'tan sonra AP?! Neden 12 Eylül'den sonra ANAP?! Neden 28 Şubat'tan sonra AKP?!Asker bu toplumsal refleksi çok iyi değerlendirmelidir.Genelkurmay açıklamasında, iddianame hukuken haklı olarak eleştiriliyor ama bir de "çarpık zihniyetin temsilcilerinin makam, statü ve konumları ne olursa olsun kamuoyuna açıklanmaları ve haklarında işlem yapılması" isteniyor!Hiçbir hukuk devletinde "teşhir" müessesesi olamayacağı gibi, böyle soyut, muğlak, çok genel ifadelerle "işlem" de yapılmaz.Bu ifadeleri "anayasal sorumluluğu olanlar"ı ordunun yönlendirmek istemesi olarak değil, anlaşılır bir tepkinin "maksadı aşan" bir ifadesi olarak algılamak istiyorum. Çünkü "pata küt" geleneğinin kapanmış olması, hem askerin itibarı hem Türkiye'nin istikrarı için çok önemlidir. t.akyol@milliyet.com.tr Muğlak ifadeler