Atatürk devrinde kriz

İÇİNDE yaşadığımız kriz sürecinde herkes "1929 Bunalımı"nı hatırlıyor, mukayeseler yapıyor. Türkiye'de Atatürk Cumhurbaşkanı, İnönü Başbakan'dır. Şevket Süreyya ve Falih Rıfkı gibi birçok yazar Atatürk'ün ekonomiyle fazla ilgilenmediğini belirtir; kendisinin de Hasan Rıza'ya söylediği gibi, temel ilgi konuları diplomasi ve savunma politikaları ile dil ve tarih teorileridir.
Ekonomiyi yöneten, Başbakan İnönü'dür.
1929'a Türkiye iyimser girmiştir, milli gelir 2 milyar lirayı aşmıştır ama kriz öyle bir vuruyor ki, 1934'te 1 milyar 200 milyona düşüyor!
Özellikle nüfusun yüzde 80'inin barındığı tarım mahvolmuştur!
Atatürk, "Bunalıyorum; her yerde dert, ıstırap dinliyorum" demektedir.
İnönü hükümeti tarafından 1930 başında "Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu" çıkarılıyor. Cumhuriyet ilk dış borcu bu dönemde alıyor; Amerika'dan 10 milyon dolar... Bunu Sovyet Rusya, Almanya ve İngiltere'den alınan dış borçlar izleyecektir.
Ağustosta muhalefet partisi Serbest Fırka'nın kurdurulmasındaki amaçlardan biri, 'liberal' görüntü vererek dış yardım almaktır.

Sıkı politika
Sovyet uzmanlarından başka, Fransız iktisatçısı C. Rist, Amerikalı iktisatçı E. Kemmerer gibi yabancı uzmanlar davet edildi, maliye ve sanayileşme gibi konularda raporlar istendi.
"Buhran Vergisi Kanunu" çıkarıldı, gümrükler yükseltildi, yerli malları kullanımı teşvik edildi, Tasarruf Cemiyetleri kuruldu.
İç borçlanma için "Dahili İstikrar Kanunu" kabul edildi... "Mevduatı Koruma Kanunu" çıkarıldı, bugün olduğu gibi o zaman da mevduata devlet garantisi verildi.
Yabancı firmaların işlettiği demiryolları, limanlar devletleştirildi. Kibrit bile devlet tekeline alındı.
İlk şeker ve dokuma fabrikaları kuruldu; dış yardımlarla demir-çelik ve savunma sanayiileri alanında adımlar atıldı.
İnönü, "denk bütçe" ve "denk dış ticaret" politikalarını tutkuyla sürdürdü, dış ticaret fazla bile verdi!
Ağır krizin ve bu 'çok sıkı' politikanın yarattığı daralmaya rağmen, İnönü, "yurdu demir ağlarla örme" siyasetini büyük başarıyla götürdü; demiryolu yapımını adeta saat başı takip etti.

Kriz ve fırsat
O zaman, bu aşırı derecede sıkı politikalar yerine, yine o zaman, dünyanın yaptığı gibi, Keynesçi metotlar, yani yatırım yoluyla piyasaya biraz para sürerek talep yaratan politikalar uygulanamaz mıydı?
Şevket Süreyya Aydemir Mart 1932'de Kadro dergisinde "Makinaların Muhacereti" (Göçü) başlıklı çok önemli bir yazı yayımlamıştı: Kriz yüzünden Batı'da makineler, yatırım ve ara malları sudan ucuzdur. Krizi fırsata çevirmek için Türkiye yılda 300 milyon liralık makine ithal ederek sanayileşmesini hızlandırabilir!
Ama, Kasım 1933'te yine Kadro'da, geçen bir buçuk yılda sadece 20 milyonluk makine ithal ettiğimizi hüzünlü bir dille yazmıştır.
Aydemir, yıllar sonra "İkinci Adam" adlı eserinde, 1930'larda "sanayiin bilhassa özel teşebbüsün kösteklenmesi" boyutlarında aşırı bir 'sistem' uygulandığı için gereken dinamizmin gösterilemediğini anlatır.
Keşke Atatürk tarih ve dil teorilerine gösterdiği ilgiyi ekonomiye gösterseydi, daha atılgan bir ekonomi siyaseti mümkün olurdu; mesela, devletleştirmelere giden para sanayi ve tarıma gidebilirdi galiba.
Ders: Krizi fırsata çevirmek için gözlerimizi dört açalım.