Avrupa ile gerginlik

Tam manşetlik, sürmanşetlik konular!Gül de tam bu sebepten konuşmak istemedi:- Bir süreç işliyor. Avrupa'da çeşitli görüşler var, temaslar devam ediyor. 14 Aralık'a kadar çeşitli polemiklere yol açmak doğru olmaz...Diplomasi böyledir; kuliste söylenecekler açıklanmaz. Hatta açıkta söylenenlerle kulislerde söylenenler çok farklı bile olur. DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül'le CNN Türk'te bir mülakat yapmak istedim, zamanlamanın uygun olmadığını söyledi. Halbuki gazetecilik açısından ben mükemmel bir zamanlama yapmıştım: AB Komisyonu Türkiye hakkında ağır yaptırımlar içeren bir "tavsiye kararı" almıştı... İngiltere, İspanya, İtalya gibi ülkeler de bunu fazla ağır buluyordu... Rum yönetimi, bu kararın Türkiye'yi 'hizaya getirmeyeceğini', daha ağır kararlar alınması gerektiğini söylüyor, veto tehditleri savuruyordu. Türkiye açısından bakıldığında Avrupa'da: Fransa, Avusturya, Danimarka ve Hollanda Türkiye'nin AB üyeliğini 'köktenci' olarak karşılar!Rumlarla Yunanistan'ın derdi, Kıbrıs meselesinden ibarettir. Yukarıdaki dört devletle flört ediyorlar. Rum-Yunan tarafının oyunu Türkiye'ye Kıbrıs'ta geri adım attırmaktır. Öbürlerinin oyunu, Türkiye'yi yılgınlığa itip yürüyüşten vazgeçirmektir.İngiltere, İspanya ve İtalya Türkiye'nin üyeliğini destekliyor. Alman devleti de öyle ama Merkel Almanya'sı en azından "sürecin kesilmesine" karşı. Bu tablo karşısında, Dışişleri sözcüsü Büyükelçi Namık Tan'ın açıklaması ilginçti. Bir yandan Komisyon'un kararını sert terimlerle eleştirdi, öbür yandan Avrupa'da Türkiye'ye destek veren devletlerin elini güçlendirecek mesajlar verdi.Öyle ya, yarın Rumlar genel bir "veto"dan dem vururlarsa, Avrupa devletlerinden biri de Rumlara "Peki, yarın Ercan Havaalanı'na ticari seferleri başlatıyoruz" diyebilmeli! Türkiye bazı devletlerle bu derecede sıcak, sıkı ilişkilere sahip olmalı.14 Aralık'taki AB liderler zirvesine kadar müthiş bir diplomasi savaşı yaşanacak. Hangi Avrupa? Komisyon'un Türkiye ile görüşmelerde 8 bölümün açılmamasını, diğer bölümlerin de açıldıktan sonra tamamlanıp kapanmasını durdurmayı önermesi, Türkiye'nin hak etmediği, ağır ve haksız bir karardır. 14 Aralık'taki liderler zirvesinde Türkiye'nin lehine ve aleyhine bu kararda çok büyük değişiklikler yapılması pek muhtemel değil.Ama herkes şu iki gerçeği görmeli: Böylesine ağır bir yaptırım bile Türkiye'yi Kıbrıs'ta taviz vermeye yöneltmiyor. Bir Allah'ın kulu çıkıp da Kıbrıs'ta geri adım atmayı savunmuyor. Demek ki, baskıyla Türkiye'ye bir şeyler kabul ettirmek mümkün olmayacak. Yapılacak olan şey, KKTC üzerindeki izolasyonu kaldırarak Türkiye'nin de limanlarını Rumlara açmasını istemektir. Herkesin görmesi gereken ikinci husus, böylesine ağır bir yaptırımın bile Türk ekonomisini olumsuz etkileyememiş olmasıdır. Halbuki korkulan, Türk ekonomisinin "AB çıpası"nın sarsılması, bunun da ekonomik performansı düşürmesiydi. Aksine, Türk ekonomisinin sanıldığından çok daha dayanıklı hale geldiği görülmüştür. Tabii bu da Türkiye'nin özgüvenini artıran bir faktördür.Türkiye yolunu değiştirmeyecek, özgüveni artmış olarak devam edecek. Çünkü "yolda olmak" Türkiye için epey kârlıdır!Sonunda üyelik olup olmaması, on-on beş sene sonraki iş. Kim öle, kim kala! t.akyol@milliyet.com.tr Türkiye'nin direnci