Balyoz dersleri

BALYOZ davasından çıkaracağımız hukuk ve ideoloji dersleri var; hepimizin alması gereken dersler. Evvela yargı maalesef iyi sınav vermedi. Önce tutuklamalar yaptı, ardından iki ‘nöbetçi hâkim’ toptan tahliye kararı verdi! Sonra dava açıldı ve toptan yakalama kararı çıktı... Sonra itiraz üzerine öbür mahkeme bunu toptan kaldırdı!
Beni rahatsız eden bu “toptan”lardır. O kadar sanığın durumu aynı olabalir mi? Hepsi aynı derece kaçabilecek veya aynı derece delilleri karartabilecek olabilir mi?! Ya da hiçbiri mi bu durumda değil?
Öteden beri eleştiriyorum, bizde tutuklama kararı vermek adeta bir alışkanlık! Halbuki çağımızın adalet ve hürriyet anlayışı tutuklamayı ancak zorunlu hallerde uygun buluyor. Bu sebeple, AB sürecinde hükümet davalar uzasa bile tutuklamanın üç yılı geçmemesi için bir kanun hazırladı, henüz Meclis’te...
AİHM içtihatları ortada.
Kişiler hakkında hiçbir şey diyemem ama prensip düzeyinde, yakalama kararlarını kaldıran 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne atıfta bulunmasını olumlu buluyorum.

‘Öbür kafa’
Çağımızın ulaştığı adalet ve hürriyet anlayışı böyle ama... Şimdi Balyoz dosyasını açıp bakalım: Yunanistan’la savaş görüntüsü altında, Mart 2003’te hazırladıkları ‘plan semineri’ne göre, binden fazla devlet görevlisini içeri tıkıyorlar; yüksek yargıdan, valilerden, DTP ve Merkez Bankası’ndan, diplomatlardan!.. Çoğu “gerici, eşi türbanlı” falan diye!
‘Seminer’de diyorlar ki:
“Toplumsal olaylarda artık acıma, bilmem ne falan yok!.. Yeşil bayraklarla dolaşan insanlara öyle taviz yok.. Tepeleme var...”
Bir başka üst rütbeli de “Halka acımasız davranacağız” diyor!
Ya ellerine fırsat geçseydi?! Bu gözü dönmüş bağnazlığın çağımızdaki adalet ve özgürlük anlayışıyla ne ilgisi var?! Bu çağda nasıl bir çağdışılık böyle?
Cezaevlerinde işkencelerle PKK’yı semirten de aynı kafa değil miydi?!

Atatürk ve asker
Peki niye böyle düşünüyorlar? Dosyada ipuçları var, “Kurtuluş Savaşı’ndan sonra olduğu gibi gerekli tedbirler alınmalı” diyorlar mesela.
Atatürk’e referansları hep bu açıdan; Atatürk’ün başka yönleri yokmuş gibi.
“Kuzey Irak’ta olsun, Yunanistan’la olsun nerede olursa olsun... Dış tehdit irticanın ayaklanması ile ortaya çıkacak tehlikeden daha büyük olamaz” diyorlar!
Böyle körlük olabilir mi? Bugün bırakın “Takrir-i Sükun Kanunu”nu, OHAL’e gitmek bile büyük sakıncalar yaratır, geri teper, üldeki çatlağı derinleştirir!
Aradan 7 yıl geçti bırakın ayaklanmayı irticai nitelikte tek toplumsal olay olmadı, aksine, İlhan Selçuk da artık “şeriat meriat gelmez” diyerek gerçeği belirtti. Ama neredeyse her gün şehit veriyoruz!
‘Tehlike’yi teşhiste bu nasıl körlük böyle?!
Bu körlüğün, bu gözü dönmüşlüğün sebebi, ‘ideoloji’dir: Asker artık, İsmet Paşa’nın deyimiyle “Atatürk’ün ihtilalci metodlarını” kutsamaktan vazgeçmeli, hele de icra etmeyi aklından bile geçirmemeledir.
Asker, Atatürk’e milli kahraman ve devlet kurucu olarak bağlanırken onun “muasır medeniyet”inin çağımızda özgürlükçü demokrasi anlamına geldiğini dikkate alarak ideolojisini bu yönde ‘revize’ etmelidir. Bu, hem ülkenin hem ordunun kendisinin gerilimlerden kurtulmasında çok yararlı olacaktır.