Danıştay’da ‘kast’ hukuku

Katsayı konusundaki kavga neydi? Laiklik... 28 Şubatçılar imam hatiplilerin üniversitelerde modern bilimleri okumasını engellemek için bütün meslek liselerinin önüne katsayı engeli koymuşlardı.
Tüm lise öğrencilerinin yüzde biri kadar olan imam hatiplilerin önünü kesmek için bütün meslek liseleri böyle bir ‘kast rejimi’ne mahkûm edilmişlerdi. Aileniz sizi bir meslek lisesine verdi mi, siz artık bu ‘kast’ın dışına çıkamazdınız!
YÖK Başkanı Prof. Erdoğan Teziç bu sistemi laiklik adına defalarca savunmuştu.
Danıştay son kararıyla ‘kast sistemi’ni pekiştirdi ama laiklik adına değil, ‘eşitlik’ adına!
Karar bir yönüyle sevindiricidir; çünkü esas niyet o olsa da, artık katsayı meselesi laiklik konusu olmaktan çıkmıştır! Artık laiklik o totaliter anlamıyla gerekçe yapılamıyor.

Ortaçağ hukuku
Kararın vahim tarafı, Danıştay’ın liberal (bireysel) eşitlik felsefesini reddetmiş olmasıdır! Danıştay eşitlik kavramına bireysel hak ve özgürlükler açısından değil, “hukuki statüler” açısından bakıyor maalesef.
Danıştay açıkça, “farklı hukuki statüdeki” kişilerin fırsat eşitliğine sahip olamayacağı görüşünde!
Danıştay 8. Dairesi, söz konusu kararında, katsayı eşitliğini eşitliğe aykırı buluyor! Katsayı eşitliğinin “hukuksal statüsü farklı olanları eşit koşullara tâbi kılarak hak kaybı ve ihlaline sebep olduğunu” söylüyor, söyleyebiliyor!
Hukuk açısından fevkalade önemli olan problem şudur:
“Hukuksal statüsü farklı olanlar” acaba eşit bireysel haklara, fırsat eşitliğine sahip olabilirler mi, olamazlar mı?
Bu noktada büyük bir felsefe sorunu vardır!
Ortaçağ’da insanlar büyük çoğunlukla doğdukları yerde, içine doğdukları ‘kast’ ya da sosyal sınıfları belirleyen “hukuksal statüler” içinde yaşayıp ölürlerdi. Statülerini değiştirme hakları yoktu. Çünkü kişilerin hakları da “statü”lerine göre oluşurdu. Vergi ve askerlik gibi yükümlülükler de kamu görevine girme, mülkiyet gibi haklar da “hukuksal statüleri”ne bağlıydı!
Bu köhne anlayışı Fransız Devrimi “eşitlik” sloganıyla yıktı... Ancak modern totaliter sistemler de bireyleri ‘korporatist’ yapılara bağlayarak özgürlükleri ve fırsat eşitliğini kaldırdılar.

‘Zamanı gelmiş fikir’
Buna karşılık, liberal hukuk felsefesinin ‘abc’si, kişileri aşılmaz “statü”lere mahkûm eden bütün “hukuksal” kısıtlarının reddedilmesidir!
Hak ve hürriyetler ‘bireysel’dir ve eşittir ve kişinin içinde bulunduğu “hukuksal statü”yü değiştirme hakkı, temel haklardan biridir!
“Fırsat eşitliği”nin hukuki anlamı budur.
Sosyal dinamizm de böyle oluşur zaten.
Danıştay ise, maalesef, modernliğin ve liberal demokrasinin en önemli hukuki temeli olan “fırsat eşitliği” kavramını, bireylerin “hukuksal statüsünü değiştirme” hakkını çiğnemiştir!
Hele de üniversite giriş sınavlarının tamamen bireylerin bilgi ve yeteneklerini tespite dönük bir yarışma olduğunu dikkate alırsak, karar son derece yanlıştır.
Bir çocuğu ailesinin belirlediği “hukuksal statü”ye ömür boyu mahkûm etmek, eğer ‘Ortaçağlı’ değilse, asgariden ‘korporatist’ bir anlayıştır!
Fakat, liberal felsefe, Türkiye için artık ‘zamanı gelmiş fikir’dir. Geçmişten gelen ‘illiberal’ kısıtlamaları adım adım aşarak modernleşen, liberallleşen Türkiye, bu ‘geri gidiş’i de aşacaktır.