Darbe ideolojisi

MUSTAFA Balbay’ın günlükleri bir gazetecinin haber yapmak ya da kitap yazmak için aldığı notlar mıdır? Bundan öteye, ordu içinde bir grubun Genelkurmay Başkanı’na ve hükümete karşı yaptığı çalışmalara katıldığının belgeleri midir?
Elbette meslektaş olarak temennim birincisidir. Nihai kararı yargı verecektir.
Ancak bu belli, Mustafa Balbay notlarıyla tarihe önemli bilgiler vermiştir.
Günlüklerde adları geçen generallerin ağızlarına kadar siyasete daldıkları... Ordunun yasal hiyerarşik yapısından farklı bir yapılanmaya gittikleri... Sadece hükümet için değil, komutanları olan Org. Özkök ve Org. Başbuğ için de “Gitmesi gerek” diye konuştukları görülüyor. Dahası, “artık gelip 10-15 yıl gitmeden işleri halletmek”ten bahseden yüksek rütbeliler var!
Bunlar, daha önceki “günlükler”le de örtüşüyor.

Başkan ve komutanlar
Hukuki değerlendirmeye girmiyorum. Dikkatimi çeken bir tabloyu yazacağım: Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün “karargâh”ına, yani Genelkurmay personeline hâkim olduğu görülüyor. Mesela, günlüklerde müdahaleye karşı çıkan Org. Başbuğ’u eleştirirken, “O karargâhta” diyorlar,
Ama Org. Özkök, kuvvet komutanlarına hâkim değil! Nitekim günlüklerde Şener Eruygur “Öteki arkadaşların haberi var” derken kuvvet komutanlarını kastediyor. Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın adını sıkça görüyoruz günlüklerde.
28 Şubat’ta ise, tam tersine, Genelkurmay Başkanı Org. Karadayı kuvvet komutanlarına hâkim, en azından etkiliydi. Ama “karargâh”a, yani Genelkurmay’a, Çevik Bir’lere, Özkasnak’lara hâkim olamadığı anlaşılıyor. Nitekim günlüklerde, ‘müdahaleci’ takım “Karadayı bizi uyuttu” diye yakınıyor!
O zamanki tahminim doğruymuş, Karadayı onları frenlemiş. Hatta meşhur “Sincan Tankları”nı Karadayı’nın emri olmadan Çevik Bir’in yürüttüğünü söyleyenler olmuştu.

Ordu ve siyaset
Günlüklerdeki “gelip 10-15 yıl gitmeden işleri halletmek” sözü bir ideolojiyi yansıtıyor!
Ellerinde sihirli değnek var!
Bakın, Sayın Aytaç Yalman, emekli olduktan hemen sonra Kürt meselesini ele aldığı yazısında “Kuşkusuz dayatmacı ve otoriter tedbirler ile konuya yaklaşmalıyız. İnsanların farklılıkların peşinde koşmasına fırsat vermemeliyiz” diye yazmıştı. (Cumhuriyet 29 Haziran 2006)
Geçen bir buçuk yılda görüşü değişen aynı Yalman, Fikret Bila’ya, Kürtlerin dil ve kültürel ifade isteklerini zamanında kabul etseydik bu sorunun çözülmüş olacağını ama “Kürt yoktur diye eğitildiğimiz için” bunu görüp zamanında çözemediğimizi söyleyecekti! (Milliyet, 3 Kasım 2007)
Hangisi sihirli değnekti?!
Karmaşık toplumsal realiteye dokunarak düşünmekle, kışla içinde düşünmek nasıl farklı; görüyor musunuz?
Askerlik vatan savunması ve terörle mücadele olarak saygın, kutsal bir meslektir; ama zihniyeti, refleksleri ve metotları siyasi ve toplumsal sorunlara asla uygun değildir. Onun için gelip de “işleri halletmiş” bir askeri rejim görülmemiştir dünyada!
Bu kafa sadece ülkeye zarar vermez, ordunun iç işleyişine de zarar vermektedir. Bir orduda siyasi sebeplerle kumanda zinciri zedelenirse ne büyük facialar yaşanacağının en feci örneği 1912’deki utanç verici Balkan bozgunumuzdu!
27 Mayıs’tan itibaren cuntaların orduda yarattığı tahribat da korkunç olmuştur.
Artık darbe dönemi ebediyen kapanmıştır, ordunun içinde bile umduğu desteği bulamamış işte.