Demokrat Kürtler bu faşizmi görmeli

AÇILIM sürecini tıkayan CHP ve MHP’nin muhalefeti değil, PKK’nın ajitasyonları oldu. Önce “Yerim dar” diye kitlevi çatışmalar tezgâhladılar, ardından pusu kurarak 7 askerimizi şehit ettiler.
Bütün bunlar DTP davası Anayasa Mahkemesi’nde görüşülürken yapıldı!
Bakın, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Galip Ensarioğlu Neşe Düzel’e ne diyor: “PKK’nın bu eylemi Anayasa Mahkemesi’nin kararından bir gün önce üstlenmesi normal değil: Ne zaman demokrasi yönünde adım atılsa, bunu engellemek için şiddet tırmandırıldı.” (Taraf, 14 Aralık)
PKK’nın demokrasiyi her zaman nasıl sabote ettiği ortada...
Şimdi önümüzdeki yol ayrımı şudur: Kürt hareketi demokrasi yönünde mi evrilecek, yoksa Öcalan’ın istediği şekilde daha çatışmacı bir yöne mi gidecek?

Ya silah, ya siyaset

Aşırılar “Çözüm yerinin Meclis olmadığı anlaşıldı, tabanımız dağa çıkmamızı istiyor” gibi laflarla çatışmacı siyaseti savunuyorlar. Ilımlılar ve bölgedeki sivil toplum kuruluşları ise “demokratik siyaseti” savunuyorlar, Meclis’ten çekilmeye karşı çıkıyorlar.
Gelinen yol ayrımını, Kürt yazarı ve maalesef son kararda yasaklanmış olan ılımlı Orhan Miroğlu çok güzel ortaya koyuyor: “Hem silahlı eylemleri sürdürmek hem de siyasi alanı kullanabilmek Türkiye şartlarında mümkün görünmüyor.” (Yeni Şafak, 13 Aralık)
Evet, ya silah, ya demokrasi... Hiçbir demokraside ikisi birden olmaz.
Öcalan ise “silahlı siyaset” diye dayatıyor!

Öcalan’ın kişiliği

Tıkanma ve çözümsüzlük burada odaklanıyor ve Öcalan’ın kişiliği belirleyici rol oynuyor. Şu sözler Öcalan’ındır:
“İsa çarmıha gerildiğinde etrafındakiler sadece ağlayabildi. Muhammet öldüğünde cesedi üzerinde üç gün iktidar tartışması yapıldı. Lenin öldüğünde kimse kendini öldürmedi. Ama tutuklanmam ve sonra teslim edilmem üzerine, Kürt halkının evlatları, oğul ve kızlarının yüzlercesi kendini cayır cayır yakarken, acaba ne demek istiyorlardı?“ (Özgür İnsan Savunması, sf. 52)
Öcalan’ın bu satırları Erich Fromm’un “çürüme derecesinde narsisizm” dediği ‘totaliter kişilik kültü’nü yansıtıyor.
Yine Fromm’un belirttiği gibi, yüz binlerce Nazi “oğul ve kızlar” da “Führer” (Önder) uğruna hem de seve seve ölmüşlerdi! Rus “oğul ve kızlar”dan yüz binlercesi de “Stalin uğruna” diye haykırarak canlarını vermişlerdi!

Neyin uğruna?
Reşadiye’de 7 askerimizi şehit ederek ‘açılım’ın sabote edilmesinde son kanlı noktayı koyan PKK militanlarının sözlerine bakın:
“Varlık gerekçemiz Önder Apo’nun yaşam koşulları üzerindeki saldırılar... Önderliğimiz üzerinde uygulanan ölüm çukuru politikalarına misilleme olarak...”
Neyin misillemesi?!
‘Açılım’ın ortaya çıkmasından beri asker rutin kontroller dışında hiçbir geniş kapsamlı operasyon yapmamış, yetki aldığı halde Kuzey Irak’a da bir operasyon düzenlememiştir. Başsavcı iki yıldır göz yummuş, ek iddianame hazırlamamıştır...
Misilleme değil, “kişi putlaştırma”nın yol açtığı mariz davranışlardan biri...
Faşist ve Stalinist-komünist totaliter hareketlerde gördüğümüzün aynısı... Böyle hareketlerde “Önder”in yanlışı eleştirilip düzeltilemez, hemen “infaz” edilir! Kendisine tapınan “Önder”in kendini güçlü hissetmek uğruna yapmayacağı yoktur; kendini güçlü hissetmek uğruna her cinayeti, her çatışmayı yaptırır!
“Yerim dar” diye neler tetiklendi bir düşünün.

Demokrat Kürtler

Sadece terör değil, bu totaliter “kişiye tapınma” kültürü ve totaliter örgütlenme olgusu da hem demokrasinin hem açılımın önünde en büyük engeldir.
Evet, Kürt meselesinin gündeme gelmesini PKK ve Öcalan sağladı; bu bir gerçek... Ama demokratikleşen Türkiye’de PKK ve şiddet siyaseti çözümün önündeki en büyük engeldir.
Bakın, 1999’dan beri bütün açılımlar PKK’nın eylemsiz olduğu dönemlerde gerçekleşmiş; son açılımı da PKK sabote etmiştir.
Kürt vatandaşlarımızın özlemle beklediği açılımı Öcalan’ın sırf kendi konumu için sabote ettirmesi de onun “narsisist ego”sunun ne boyutlarda olduğunu göstermiyor mu?
Bu totalitarizmi demokrat Kürtler görmelidir.
Elbette “Öcalan kült”ünü açıkça eleştiremeyeceklerini biliyorum; örgütün “infaz” tehdidi enselerindedir...
Bugünkü aşamada Öcalan’ın alet gibi gördüğü parlamentoyu tamamen dışlayacağını sanmam; bu sebeple DTP’lilerin yeni bir partiyle Meclis’e dönmesi sürpriz olmaz.
Demokrat Kürtler hem DTP’lilerin Meclis’e dönmesi hem de bilhassa artık “silah ve politika” değil, “demokratik parlamenter politika” yapmaları için baskı yapabilirler, ‘açılım’ın sağlıklı gelişmesi için bu bir zorunluluktur.
Barolar, meslek kuruluşları ve STK’lar yoluyla demokrat Kürtler bunu da yapmazlarsa, nasıl demokrat olabilirler?