Derin şüpheler

KURUMLAR arasında çatışma yaşandığı bir gerçek. Toplumdaki kutuplaşma kısmen de olsa kurumlara yansıyor.
Kurumlar bu çatışmayı belli bir ‘resmi’ dille dışa vuruyorlar. Toplumda ve medyada ise birikmiş şüpheleri basit bir olay bile ateşlemeye yetiyor! Aşırı yorumlarla taraftarlar ayağa kaldırılıyor, toz dumandan geçilmiyor.
Olayın aydınlanması için biraz beklemek, hukuki süreci anlamak için açıp birkaç kanun maddesi okumak... Ne gerek var buna?!
Birikmiş şüphelerimize dayalı ‘komplo teorileri’mizle her şeyi biliyoruz zaten!

Derin şüpheler

Komutan emrediyor!
Sedat Ergin’in 18 Mart 1999 tarihli Hürriyet‘in manşetindeki şu haberine bakınız:
Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu hükümete ve Meclis’e talimat veriyor:
- 312. maddeyi kaldırmayın! Çünkü Paşa’ya göre bu madde irticayı önlüyordu. Halbuki bu madde başka bir konudaydı ama yargı gerçekten Paşa’nın istediği gibi uyguluyordu. Bunun yarattığı sakıncaları gören Ecevit hükümeti 312. maddeyi değiştirmek istiyordu.
- Seçimleri ertelemeyin! O zaman Erbakan’ın Refah Partili milletvekilleri ile ‘küskünler’ ittifak yaparak seçimleri erteletmek istiyor, Paşa buna karşı çıkıyordu. Doğru, ama bu askerin işi miydi?!
- Terörle Mücadele Kanunu’na dokunmayın! Paşa’ya göre TMK’ya dokunmak, terörle mücadeleyi zora sokacaktı.
Komutanın bu talimatları aynen yerine getirilmişti!
Bu olay “askeri vesayet” geleneğinin örneklerinden sadece biriydi. Cumhuriyeti kuran ordu, her şeyin doğrusunu bilirdi; bazen böyle uyarılarla, bazen muhtıra ve darbelerle ‘seçilmişler’i hizaya getirirdi!
Harbiye’deki eğitimle başlayan, Atatürk’ün cımbızla seçilmiş sözleriyle takviye edilen “uyanık bekçilik” ideolojisi... Bu ideoloji yargıda da güçlüdür.

‘Kuşatılma’ duygusu
Kıvrıkoğlu öyle buyurmuştu ama 1999 seçimlerini Ecevit kazanacak ve Paşa’nın “dokunmayın” dediği bütün yasa maddelerine dokunacaktı! AKP dönemindeki liberal reformların çoğunun ilk adımlarını Ecevit atmıştı.
Çağın gereği olan liberal reformlar AKP döneminde hızlandı. Fakat AKP’ye zaten derin bir şüpheyle bakan “uyanık bekçiler”, Çankaya’nın, yargının, ordunun “kuşatıldığı” duygusuna kapıldılar, “savunma”ya geçtiler!
Orduda bazı unsurların cunta çalışmaları yaptığı artık bilinen bir gerçek.
Yargı, hükümetle mücadele yolunda kendi yerleşik içtihatlarını bile değiştirdi! YARSAV yargıdaki bu siyasi tavrın örgütüdür.
Ak Parti hükümeti de bütün bunları kendisinin “kuşatıldığı” şüphesiyle karşıladı!
Karşılıklı derin şüpheler ortamında ufak hatta komik bir olay bile büyük komplo teorilerine yol açıyor... Ortalık toz duman.
1950’den beri sık sık kapıldığımız duygulardır bu şüpheler, güvensizlikler, kuşatılma korkuları!

Ne yapmalı?
Fransız Raymond Aron’un yazdığı gibi “devrim geçirmiş ülkeler”de böyle bir kültür oluşuyor.
Ve sadece iki çıkış yolu var:
- Yargının evrensel hukuk anlamında tarafsızlaşması... Böylece şüpheler denizinde yargının bir güven sahili olabilmesi...
- Çatışanların üst kademede sağduyuyu hâkim kılabilmesi... Artık darbeler, muhtıralar dönemi tarihte kaldı! Bugünkü Türkiye’de ordu geçmişteki her dönemden daha fazla hukuka ve demokrasiye saygılıdır. Hükümet bu gerçeği iyi değerlendirmelidir. Hükümet kurumsal iletişimi formel toplantıların ötesinde diyalog düzeyine çıkarmalı, toplumu daha da kutuplaştıracak sorunları diyalogla çözmeye özen göstermelidir.
Turgut Özal’ın “krizleri suhuletle çözme” formülü daima geçerli bir yöntemdir.
Cumhurbaşkanı Gül’ün bugün yasama ve yürütme ile askeri ve adli yargıyı bir araya getirmesinin sağduyu ve itidal döneminin başlangıcı olmasını diliyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR