Dil bayramı, Türkçenin dramı

1930ların ilk yarısında "tasfiyecilik" yani yabancı kökenli kelimeleri temizleyerek "arı Türkçe" yaratma politikası uygulanıyordu.İsveç Veliahtı Gustaf Adolfu 3 Kasım 1932de Çankayada kabul eden Atatürk, bu ziyaretten "tükel üzgü bir kıvanç" duyduğunu anlatıyordu:"Avrupanın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak, baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar."Konuşma İngilizceye çevrildiği için Gustaf anlamış, ama Türklerin anlaması mümkün müydü? İsmet Paşa defterine "Kimse kimseyi anlamıyor" diye yazıyordu.***ATATÜRK de Falih Rıfkıya "Dili bir çıkmaza sokmuşuzdur" diyor, kendisinin kurtaracağını, "dilde ve musikide inkılap olmayacağını" söylüyordu. Devlet radyosunda Türk müziği üzerindeki yasak kalkıyordu. "Güneş Dil" teorisi uydurularak zaten bütün dillerin Türkçeden çıktığı, "tasfiyeciliğe" gerek olmadığı anlatılıyordu.İngiliz Kralı Edwardın ülkemizi ziyareti konusunda Atatürk, 1 Kasım 1936da Meclisi açış nutkunda şöyle konuşuyordu:"Mesut hadiseler olarak, Majeste Sekizinci Edwardın mütenekkiren ziyaretini ve Montrö Mukavelesinin derpiş ettiği vichile tatbika başlandığını zikretmeliyim. Bu ziyaretin milletimizin temayülâtına uygun olarak fiilen inkişaf etmekte olan samimi münasebetlerimizde hayırlı tesirine şüphe yoktur."Bugün gençler maalesef Atanın bu iki konuşmasını da anlamazlar! Bizdeki dil faciasının resmidir bu!***FALİH Rıfkı, Atatürkü anlamak için en sahih kaynaklardan biridir. Atatürkün aşırılıkları deneyerek doğruyu bulduğunu yazar. Atatürkün sağduyusu ve pragmatik zekâsı...Kelime ırkçılığının bir kültür kıyımı olduğunu gören Atatürk, artık kelime ayıklayıp kelime uydurmayı bırakarak, doğru bir kararla, terimler üzerinde çalışmaya başlamıştı.Ama Atatürkü tarih içinde tecrübelerinin bütünlüğüyle değil, seçilmiş sözlerinden örülü bir dogmatizm olarak anlayanlar, onun 1930ların ilk yarısındaki konuşmalarına dayanarak "tasfiyeciliği" sürdürdüler; hem de TDKyı kullanmak suretiyle!Ve Türkçe fakirleşti... Muallim Nacinin 1891de basılan "Lügat"inde 25 bin kelime, 1914 basımlı Ali Seyyidin "Kamus - ı Osmani"sinde 30 bin kelime vardı. TDK ise, Türkçeyi on beş yıl sözlüksüz bıraktıktan sonra, 1945te ancak "yaklaşık 20 bin kelimelik" bir sözlük yayımlayabildi!***Prof. GEOFREY Lewis İngilizce "Türk Dil Reformu, Felaketli bir Başarı" adlı akademik eserinde, bu "dil mühendisliği" yüzünden yeni Türk nesillerinin Halide Edip, Reşat Nuri gibi Türkçenin büyük ustalarının dilini bile kaybettiğini esefle anlatır. (Oxford University Press)Türk tarihi uzmanı Prof. Christopher Neuman "Amaç Tanzimat, Araç Tarih" adlı kitabında, "bir bakıma ırkçı olan... bir dil politikasına kurban gitmiş Türkçenin makus talihi"ni hüzünle belirtir. (Tarih Vakfı yayını).Bir Fransız rahatça Molierei, bir Azeri rahatça Fuzuliyi okur. Bizim yeni nesillere Ömer Seyfettin ağır geliyor!Bu kültürsüzleşmedir.Cumhurbaşkanı Sayın Sezer, "Büyük Taarruz"a "Büyük Saldırı" demeyi içine sindirebilir mi? Taarruz, tecavüz, hücum; hepsi "saldırı" olup çıktı.Anadoluyu bin yılda vatanlaştırdığımız gibi, bin yılda fethettiğimiz bütün kelime ve kavramlar bizim milli kültür hazinemizdir. Onlarla dil zenginliğimizi koruyarak, asıl çağın ortaya çıkardığı yeni kavramlara Türkçe karşılık üretmekle uğraşmalıyız. t.akyol@milliyet.com.tr ATATÜRKÜN 26 Eylül 1932de "1. Türk Dil Kurultayı"nı toplamasını her yıl "Dil Bayramı" olarak kutluyoruz. Bu sene de Türk Dil Kurumu (TDK), Cumhurbaşkanı ve Başbakanın katıldığı toplantılar düzenledi.