Din ve siyaset

Din ve siyaset

     TÜSİAD bugün FP lideri Recai Kutan'ı ağırlıyor.
       Danışmanlarından öğreniyorum ki, FP lideri Kutan, TÜSİAD'da yapacağı konuşmada "serbest piyasa ekonomisi"ni ve "dışa açık büyüme"yi savunacak...
       Dahası, Kutan "siyasi liberalleşme" kavramını vurgulayacak "ekonomik ve siyasi liberalleşmenin bir bütün olduğunu" savunacak!
       Eminim, Kutan'ı dinleyen birçok kimse ANAP'ın unuttuğu Turgut Özal'ı hatırlayacak...
       Zaten Kutan hiçbir komplekse kapılmadan Malatya konuşmasında "Özal'ın yolundayız" demişti...
       Tabii FP'nin Üçüncü Dünya'cı, devletçi, otoriter ve saçma "Adil Düzen"den "liberalleşme"ye geçişi bir anda olmaz... Her toplumsal değişim süreci gibi FP'nin değişiminde de hızlı gidenlerle ağırdan alanlar, hatta direnenler aynı çatı altında bulunabilir. O bakımdan, tekil olaylara değil, genel sürece bakmak lazımdır.
       * * *
     YAKIN zamana kadar liberalizm, RP / FP çizgisinin gözünde küfür gibi bir kavramdı. Fakat bu dargörüşlülük sadece İslamcı çizgiye mahsus değildir. "Devletçi - seçkinci" kanatta da aynı şekilde liberalizme küfredilir.
       Osmanlı'dan beri ve özellikle de Tek Parti devrinde bizde "devlet merkezli" bir siyasi düşünce alışkanlığı kökleşmiştir.
       Liberalizm ise "toplum merkezli" bir siyasi düşünce biçimidir.
       Cumhuriyetimiz devletin örgütlediği suskun ve itaatkar bir köylü toplumundan, sosyal kesimlerin kişilik kazanmaya başladığı bir modern topluma doğru evrimleşmektedir. Ve ister istemez çeşitli toplum kesimleri "talep"lerini seslendiriyorlar artık.
       Kimlik sorunlarının ve bu arada başörtüsü meselesinin siyasetin gündemine oturması bundandır.
     "Devlet"in "dağda odun toplayan bacımızı" özlemesi, bilinç altında itaatkar köylüye duyulan özlemdir! Türbanlı kız ise, sosyologların belirttiği gibi, itaatkar köylü geleneğinden "emansipasyon" (kurtuluş) sürecini yaşıyor ve "moderniteye katılım" için "talep"te bulunuyor.
       * * *
     BATI'NIN modernleşme sürecinde de benzer sorunlar yaşanmıştı. Liberalizmin bir hakem gibi araya girdiği toplumlarda devletin müdahale alanı daraltılmış, din ve devletin birbirlerine karışmasını önleyen yapılar oluşturulmuştur. Bu sayede modernleşme süreci yumuşak geçişlerle başarılmıştır.
       Jakoben Fransa'da ise din - laiklik kavgası 150 yıl sürmüştür!
       Devletin dayatma yaptığı her toplumsal sorun politize olur. Türbanlı kızlara, Maurice Halkin'in Jakoben Fransa için söylediği gibi "Cumhuriyetin Katolik paryaları" işlemini yaparsanız, demokratik bir toplumda "yapmayın" diyenler de olacaktır; özellikle de merkez sağın işlevidir bu.
       Artık sorunlarımızı biraz da "toplum merkezli" düşünmek gerekiyor.
       Ama maalesef, "devletçi seçkinler"in elinde pek çok yasak, yönetmelik, yönerge, karar vardır da "toplum merkezli" tek sosyolojik araştırma yoktur!
       Din - laiklik kamplaşmasından sakınmanın yolu, laikliğin liberalleşmesi, FP'nin de 'Siyasi İslamcılığı' bırakıp liberal hürriyetleri savunan bir merkez sağ partiye dönüşmesidir. Batı'daki gibi...





Yazara E-Posta: t.akyol@milliyet.com.tr