Erdoğan doğru, Başbakan yanlış

VATANDAŞ Tayyip Erdoğan’ın “Azınlıklar ülkemizden kovuldu. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi” şeklindeki sözleri tarihi bir gerçeğin ifadesidir.
Tarih kitapları yazmamış olsa da artık akademik araştırmalara konu oluyor zaten.
Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un şu sözleri önemli bir göstergedir:
“Dost da düşman da bilsin ki, bu memleketin efendisi Türktür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır!” (Milliyet, 19 Eylül 1930)
1936 Beyannamesi, Trakya olayları, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül Olayları, 1964-65 işlemleri gibi uygulamalarda bu zihniyetin etkisi açıktır.
Diğer sebep, Yunanistan’la yaşanan siyasi sorunlardır ve Başbakan’ın o sözleri bu açıdan yanlıştır. 

Karşılıklı azınlıklar
Lozan’ın 45. maddesi, Türkiye’de gayrimüslim azınlıklara tanınan hakların, Yunanistan’daki Müslüman azınlık için de geçerli olduğunu belirterek “mütekabiliyet” ilkesini getirmiştir.
Batı Trakya Türkleri Yunan vatandaşıdır, Rumlar Türk vatandaşıdır. Her iki devletin de vatandaşlarının özgürlük ve eşitliğini sağlama görevi olduğu gibi, hem tarih hem uluslararası hukuk açısından böyle bir bağlantı da mevcuttur.
Nitekim, Yunan basını, Dışişleri Bakanı Dora Bakoyannis’in Ahmet Davutoğlu ile yapacağı görüşmede “bu konuları” da ele alacağını yazıyor.
Elbette Davutoğlu da Batı Trakya Türklerinin sorunlarını ele alacaktır.
Böyle bir siyasi boyutu olduğu içindir ki, Yunan gazetesi Etnos, Başbakan Erdoğan’ın bu sözlerinin “Dora Bakoyannis’e büyük fırsat verdiğini” yazıyor.
Elefterios Tipos gazetesi de şöyle yazıyor:
“Erdoğan’dan etnik temizlikler için özür... Lozan Antlaşması’nın ihlal edildiğinin dolaylı olarak kabulü, milli çıkarlarımız açısından önemli olabilir!”
İşte meselenin bu siyasi boyutu yokmuş gibi Başbakan’ın resmen beyanatta bulunması diplomasi açısından isabetsizdir, diplomatik masalarda Başbakan’ın önüne konulacaktır bu sözleri!

Baskı yapmak?
Yunan Yargıtayı Batı Trakya’da “Türk” adıyla dernek kurulamayacağına karar vermiş, Türk azınlığın açtığı iki dava üzerine AİHM, Yunanistan’ı mahkûm ederek, “Türk” adıyla dernek kurma hakkını karara bağlamıştır. (Başvuru no: 26698/05 ve 34144/05)
Yunan Dışişleri Bakanı Bakoyannis, bırakın AİHM kararına uymayı, karara itiraz edeceklerini açıklamıştır. Ve, AİHM bu itirazı da reddettiği halde Yunanistan hâlâ AİHM kararını uygulamıyor!
Yunanistan, Batı Trakya’daki azınlığın kendini tanımlama hakkını inkâr politikasını AİHM’ye rağmen sürdürmektedir; vakıf kısıtlamaları da devam etmektedir.
Aynı şeyi biz de Rum vatandaşlarımıza yapalım diye düşünmek çılgınlık olur. Aksine, Türkiye insan haklarını kendisi iyileştirerek, mesela vakıflar ve ruhban okulu sorunlarını çözerek Yunanistan’a da Batı Trakya Türklerinin kimlik ve vakıf hakları konusunda baskı yapmalıdır. Bu şekilde Türkiye Lozan hükümlerine uymada titizlik göstererek Lozan’ı güçlendirmeli, Yunanistan’a da Lozan hükümlerine tam uyması için baskı yapmalıdır.
Türkiye’nin bunu yapması gerekirken, Yunanistan’ın Türkiye’ye baskı yapmak için kullanacağı ifadeleri Başbakan Erdoğan’ın resmen beyan etmesinin, özellikle de “faşizan“ nitelemesini yapmasının diplomatik bir hata olduğunu düşünüyorum.