Ergenekon, dalga 12

SABAH bir TV kanalından aradılar, “Canlı yayındayız, Ergenekon hakkında görüşünüzü almak istiyoruz.”
Hukukçu olduğumu, hukuka özen ve saygı gösterilmesini istemekten öteye bir şey söyleyemeyeceğimi belirttim, “Tamam” dediler.
Canlı yayında buna benzer şeyler söylemem üzerine sunucu ikinci bir soru sordu:
- Hukukçu kimliğinizle böyle diyorsunuz, gazeteci kimliğinizle ne dersiniz?!
Yadırgadım ve dedim ki:
- Gazeteci de hukuka özen göstermelidir. Söyleyeceğim şudur: Soruşturmayı yürüten yetkili makamlar hukuka uygunluğa azami dikkati göstermeli, bizler de hukuka saygıda azami özeni göstermeliyiz.
Baştan beri bunu savundum.
Elbette Ergenekon soruşturması açılmalıydı. Sabih Kanadoğlu da “Ben olsam ben de bu soruşturmayı açardım” demiştir. Ortada bunca bulgu varken soruşturmayı engellemeye kalkmak hukuka ve demokrasiye saygısızlıktır!
Öte yandan, soruşturma süreci hukuka uygun olmalı, ölçü kaçırılmamalıdır.

Atatürkçülük suç mu?!

Dün TV’lerde bir hukuk profesörü diyor ki:
“Demokratik ülkelere bakın hangisinde böyle bir soruşturma var? Üçüncü iddianame, onuncu iddianame... 12. dalga, 75. dalga!..”
İyi de hangi demokratik ülkede Ergenekon türü yapılanmalar var?!
Başka bir profesör, “Atatürkçü olmak suçsa ben de Atatürkçüyüm, gelip beni de alsınlar!” diyor!
Acaba savcılar sayın hocamızı “kahraman” yapmak mı istemiyorlar, yoksa mühendis olan sayın hocamız Atatürkçülüğün ve her türlü siyasi fikrin, hatta sırf düşünce düzeyinde kalan darbeciliğin bile suç olmadığını mı bilmiyor?!
Bir hukuk profesörü, “Hedefleri belli, hep Atatürkçüleri gözaltına alıyorlar?” diyor.
Acaba ayırım yapmamak için Mehmet Altan ile Murat Belge’yi de Ergenekon kapsamında gözaltına almak mı lazımdı?! Ya da “Falanca ideolojik kesimlere mensup olanlar soruşturulamaz” diye bir yasa mı çıkarsak acaba?!
Bir hukuk profesörünün ceza ve usul kanunlarının maddeleriyle konuşması gerekmez miydi?

Kanun maddeleri

Arama, gözaltı ve tutuklama gibi işlemler için Usul Yasası’nın ilgili maddeleri “makul şüphe, emare, kuvvetli şüphe”nin bulunmasını şart koşuyor. Bu kavramları aşırı yorumlarsanız ölçü kaçar! Fikri benzerlik bile suçmuş gibi gözükür! Ergenekon soruşturmasında baştan beri bu endişemi defalarca yazdım:
“Ergenekon soruşturması konusunda benim hukuki kaygılarım var. Dosyayı bilmediğim için, hukuki ölçünün kaçırılıp kaçırılmadığı endişesini taşıyorum.” (Milliyet, 9 Ocak 2008)
Endişem bugün de geçerli.
Sayın Türkân Saylan’la fikri bir yakınlığım yok. Ama biliyoruz ki, darbeciliğe karşıdır. İzmir’deki cumhuriyet mitinginde bu yüzden onu konuşturmadılar!
Demek ki böyle bir darbeci çevre var!..
Ve demek ki, Türkân Hanım sadece ilgisiz değil, darbeciliğe karşı tavırlı bir kişidir. Dosyayı bilmiyorum ama böyle bir ismin evinin aranmasını yadırgadım. Çok şükür gözaltına bari alınmadı.
Milliyet‘in İcra Kurulu’ndan Tijen Mergen’i çok yakından tanırım, büyük saygım vardır. Siyasi tavrı olmayan bir hanımefendidir. “Baba Beni Okula Gönder” kampanyasını yöneterek özellikle Doğu’da binlerce kız çocuğunu okula ve yurda kavuşturmuştur. ÇYDD ile ilişkisi de budur.
Onun gözaltına alınmasını da yadırgadım. Masumiyetine yüzde yüz inanıyorum.
Netice: Hukuka güvenmeliyiz, hukuk da güvenilir olmaya özen göstermelidir.