Ergenekon davası

DAVANIN ilk günü kargaşalı geçti. Maalesef salon dardı, organizasyon iyi değildi. Bu kadar sanıklı ve böylesine kitlesel ilgi çeken bir dava için, geçen sürede yeni bir salon bile yapılabilirdi.
Benim de yargılandığım MHP davasında 564 sanık bulunuyordu. Aynı izleyici ve avukat yığılması o davada da vardı. Ama hiç böyle kargaşa olmamıştı. Çünkü, Mamak Askeri Cezaevi sahasının içinde bu tür kalabalık davalar için özel bir baraka yapılmıştı; teknik donanımı da iyiydi.
Biz duruşma açıldığında başka şeyleri protesto etmiştik.
Ergenekon davasında ise sadece 86 sanık var! Ve sadece izdiham ve kargaşa değil, ses düzeninde bile ciddi teknik sorunlar yaşandı!
Dava açılalı tam üç ay geçtiğine göre, Metris sahası içinde süratle geniş bir salon inşa edilemez miydi? Teknik donanım kusursuz bir şekilde kurulamaz mıydı?
Böylesine mühim bir davanın duruşmasına böylesine düzensiz, böylesine sarsak bir başlangıç yapılması büyük bir kusurdur. Davanın ciddiyetine gölge düşürmüştür!

Hukuk gözüyle
Davanın ciddiyetine gölge düşüren başka şeyler de var. Bu konuda en büyük kusur, özel hayata ait telefon görüşmelerinin dava dosyasına konulmasıdır. Bu hem davayı olduğundan daha karmaşık hale getirmiş, hem adeta davayı sulandırmıştır. Aynı zamanda ilgili şahıslar açısından kişilik haklarının ihlalidir.
İddianamedeki suçlamalardan bir kısmı siyasi yorumlara mı yoksa hukuken geçerli delillere mi dayanıyor? Bu konuda bazı endişelerim var. Soruşturma ve iddianame hukuken zayıf delillerle aşırı genişletilir de karar çok sınırlı çıkarsa dağ fare doğurmuş olur. İddianameleri aşırı geniş tutmaktansa ‘sağlam’ sınırlar içinde tutmak hukuken daha doğrudur.
Dosyada Danıştay katili Alparslan Arslan’ın, önde gelen Ergenekon sanıklarıyla çekilmiş fotoğrafları var. Aralarında telefon görüşmeleri de olmuş. Bunlar fevkalade önemli kanıtlardır, ama bu bize sadece ‘siyasi’ bir tabloyu gösterir, vahameti görürüz, eleştiririz... Halbuki bunlar “hukuki delil” demek için yeterli değildir. Bunun için başka deliller gerekir. Cinayet emri vermek, bu amaçla silah temin etmek, cinayetten sonra saklamak falan gibi...
Bu davada kişilerle eylemlerin bağlantısına ilişkin deliller siyaseten güçlü olsa bile hukuken ne kadar güçlü? Bunu yargı aşamasında göreceğiz.

Söz konusu vatansa
Şu kesindir ki, Türkiye’de 2003 ve 2004 yıllarında darbe yapılmak istenmiştir; klasik veya postmodern! Komutanlar arasında sert tartışmalar bile yaşanmıştır!
Bunlar kovuşturmasız kalamaz!
Türkiye’de “devrimci durum” yaratmak için yıllardan beri tahrikçiliği meslek haline getirenler bu konjonktürde orduyu darbeye zorlamak için sadece siyasi ajitasyonla yetinmeyip eylemler düzenlemişlerdir; her okuyanda darbe hazırlığı ve darbe kışkırtması çağrışımı yaptıracak belgeler, planlar, konuşmalar dosyadadır...
Silahlar, bombalar vardır...
Bunlar kovuşturmasız kalamazdı!
Bunlar, “vatanseverlik” diye savunulamaz!
Vatanseverliği aslında Türkiye’nin kargaşaya, çatışmaya, darbeye sürüklenmesini önlemede aramak lazımdır.
Çünkü “Söz konusu olan vatansa” hukuk, meşruiyet, akıl, itidal çok daha önemlidir.
Bu davada en önemli husus, hukukun, yasalara ve evrensel ölçülere göre yürümesidir.