Frekans meselesi

Eklenme Tarihi10.09.2008 - 1:42-Güncellenme Tarihi10.09.2008 - 1:43

CNN TÜRK kanalında yönetim sorumluluğu taşıdığım için bu konudaki iddialara kayıtsız kalamam. Fakat öncelikle "zamanlama" problemine dikkat çekmek istiyorum.
Cumhurbaşkanı Gül, Ermenistan ziyaretine giderken çevresine "Bu gezimiz iç ve dış basında geniş yer almalı" demişti. Haklıydı çünkü Ermenistan gezisi ile Türkiye çok önemli bir 'diplomasi' yapıyordu. Bunun iyi görülmesi lazımdı, çabucak gündemden düşmeyip yorumlara konu olmalıydı.
Onun için Gül Erivan'a giderken uçağına yabancı basın mensuplarını da almıştı.
Ben de bu bilinçle gezi hakkında tam 5 yazı yazmıştım.
Fakat, Başbakan Erdoğan'ın sansasyonel bir şekilde Doğan Grubu'na savaş açarak gündemi değiştirmesi Gül'ün bu önemli gezisine Cengiz Çandar'ın dün yazdığı gibi "gölge düşürdü."
Başbakan, gezinin büyük önemini dikkate alarak, Doğan Grubu'na saldırısını üç beş gün erteleyemez miydi? Neden "Tam o sırada" yaptı bunu?!
İşte kritik nokta bu "tam o sırada" meselesidir.
Komplo teorilerinin zırvalığı üzerine yazdığım bütün yazılarımda ve kitaplarımda da vurgulamışımdır bu "tam o sırada" yanılgısını...

Tam o sırada
CNN TÜRK kendisi için yeni bir karasal frekans yaratılmasını istemiyor, TV 5'e ait mevcut frekansı devralmak istiyor; bunun için sözleşme yapmıştır. Bir medya kuruluşunun kaç tane frekansa sahip olabileceği gibi konularda inceleme ve karar verme yetkisi, sadece Rekabet Kurulu'na aittir.
RTÜK'ün bir medya grubunun kaç frekansa sahip olacağı konusunda inceleme yetkisi yoktur. "Mali İşler Yönetmeliği"nin 10. maddesinde sayılan evrakın eksik olup olmadığına bakar. Frekans ya da lisans devir sözleşmesini Rekabet Kurulu onaylamış ve evraklar da tamamlanmışsa, RTÜK frekans devrine "izin verir."
Hukukun emri böyle.
CNN TÜRK'ün frekans işlemi Rekabet Kurulu'nda onaylandı, RTÜK teknik incelemeyi yaptı, istediği noter onayı da tamamlandı. RTÜK'ün konuyu gündemine alıp birkaç hafta içinde onaylamasını beklerken, "tam o sırada" gazetelerde Deniz Feneri olayı patlak verdi...
Başbakan da "tam o sırada" bu yayınların CNN TÜRK'ün frekansına RTÜK geçit vermediği için yapıldığını söyleyiverdi!

Öfke ve yanılgı!
Başbakan, amacı öyle olmadığı halde Cumhurbaşkanı'nın gezisini "gölgeleyen" konuşmasını nasıl "tam o sırada" yaptıysa... Deniz Feneri hakkındaki gazete yayınları da hiçbir şekilde frekans amacı olmaksızın, CNN TÜRK'ün bu işlemiyle aynı zaman dilimine tesadüf etmiştir.
Bu gazetelerin CNN TÜRK'ün frekans işleminden haberleri bile yoktu.
Nazlı Ilıcak da dünkü yazısında Deniz Feneri hakkındaki yayınların frekans amacıyla yapıldığı iddiası için "hiç inandırıcı değil" diye yazdı!
Peki Başbakan niye öyle konuşmuştu? Yeni Şafak'ın bu yöndeki haberine bakarak öyle konuştuğunu düşündüğümden "Yalan haberin gerçeği" diye bir yazı yazdım, hukuki durumu anlattım. İyi ki yazmışım, çünkü Yeni Şafak, dört gündür yayımlamadığı 'açıklama'yı dün yayımladı bari; yine de teşekkür...
Netice: Yönetilmesi zor bir ülke olan Türkiye'de iktidarların ikinci dönemlerinde öfkeler de yanılgılar da kabarır. Bunu Menderes, Demirel ve Özal yaşadı, onlar da kendilerini mutlak haklı sanmışlardı!
Dostları kimlerse Başbakan'a girdiği bu sarmaldan süratle çıkmasını tavsiye etmelidir.

 

Etiketler