Gidişat iyi

Bugüne kadar, değişen dünya şartlarını dikkate almadan aynı klişeleri tekrarlayan Ankara, özellikle de Denktaş, dünyada "çözümü engelleyen taraf" gibi gözüküyordu.Şimdi ise Verheugen bile diyor ki:"Türkler kararlı olunca çok verimli olabiliyorlar... Kıbrısta çözümü istemeyen taraf Türkiye değil, başkaları olabilir..."ABD Başkanı Bush da hemen "kolaylaştırıcı" olarak Powellı görevlendirdi, Atinaya ve Rum yönetimine "artık adım atın" dedi.Annan, "Türkiye çözüm kararlılığını açıkça gösterdi" diye konuşuyor artık. ***KIBRISTA hukuken andlaşmalara dayanan askeri üstünlüğümüz var. Ama KKTC bir türlü "uluslararası camia" tarafından tanınmadı, kabul edilmedi.Kuzey Kıbrıs, izole bir memur ve çiftçi toplumu olarak kaldı.Uluslararası camiaya dahil olan ve ABye üyeliği kesinleşmiş bulunan Rum kesiminde ise milli gelir 16 bin dolar!Geçen 30 yılın sonunda meselenin çözümü artık "zorunlu" hale gelmiştir.En önemlisi, bu 30 yılda KKTC yönetiminin başında Denktaş gibi gerçek bir milliyetçi lider olduğu halde, yeni nesiller içinde Rum pasaportu alan, kendi kimliğini "Kıbrıslı" diye niteleyen güçlü bir eğilim oluşmuştur!Daha vahimi, KKTC- nin "nüfus tabanı"nın erozyona uğramakta olmasıdır.Bu şartlarda bir otuz yıl daha devam edebilir miydik?Üstelik, artık Kıbrıs meselesini çözüp çözmemek, Türkiyenin AB ve Amerika ile ilişkilerini kritik derecede etkileyecek bir yıldır 2004 yılı...İşte MGKyı da Annan planını "referans" alarak çözüme gitme noktasına getiren; bu şartlardır. AKP baştan beri bu görüşteydi zaten...***AVRUPA Birliği ile ilişkilerimizde Kıbrıs belirleyici siyasi unsurlardan biri... ABD ile ilişkilerimizde de...Kıbrısta Türkiyenin inisiyatif alması ve havayı lehine çevirmesi hem AB ile hem ABD ile ilişkilerimizin gelişmesine ciddi katkıda bulunacak...Irakta etkili olmak istiyor muyuz? Bunun ABD ile ilişkilerimizden başka yolu var mı?2004 sonunda AB ile müzakerelere başlanacağının ilan edilmesini istiyoruz. Kıbrıs meselesinin bundaki rolü inkar edilebilir mi?Kıbrıs meselesine bu açılardan bakmak lazım.Rumlarla görüşmelerde uzlaşmaya varılamayan noktalarda karar Annana mı bırakılacak?! Sayın Onur Öymen bunu soruyor.Milli dava halindeki bir konuda uluslararası kurumların yetkili olmasını kabul etmek diplomasi tarihinde örneği çok olan bir uygulamadır. Atatürk Türkiyesinde de bunun iki örneği vardır.Meseleye fayda - zarar açısından bakmak gerekir: Müzakere sürecinin sonunda çözümsüz kalan konularla ilgili olarak Annanın hakemliğini kabul etmek zarar mı, yarar mı getirir? Hem Kıbrıs Türkleri ve Türkiyenin Kıbrıstaki çıkarları, hem Türkiyenin ABD ve AB ile ilişkileri bakımından...Hükümet ve Hariciye bu işi iyi götürüyor. Erdoğanın ABD gezisinin Türkiyeye sağladığı yararlar iyi gidişatın bir örneğidir. t.akyol@milliyet.com.tr KIBRIS meselesinde çözüm yönünde dev bir adım atıldı.