‘Güzel Amerikalı’

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, eminim, Amerika’nın Türkiye’de yerlerde sürünen imajına yukarıya doğru bir hareket vermiştir.
Hillary belli ki güler yüzlü, sıcak bir kişilik. Peki birikimi nasıl?
Görüşmelerin hepsine katılan Prof. Ahmet Davutoğlu’nun cevabı:
“Bayan Clinton evvela ‘First Lady’ olarak, ardından senatör olarak, sonra da başkanlık seçimlerinde aday olarak büyük siyasi tecrübeler kazandı. Dış politikayla daima ilgiydi. Konulara hâkim. Gücü soyadından değil kişiliğinden ve birikiminden geliyor. Bilhassa iletişime açık olması çok önemli.”
Sıcak bir mizaç, ideolojiyle betonlaşmamış açık bir zihin muhakkak Türk-Amerikan ilişkileri için daha iyi bir dönemin habercisidir.
Bush, savaşçı ve dışlayıcı politikalarıyla “Çirkin Amerikalı” kavramının simgesiydi. Obama ve Clinton ise barışçı ve diyalogcu politikalarıyla “Güzel Amerikalı” resmini yansıtıyorlar.
Aslında Amerikan siyasetinin özü ve hedefleri değişmemiştir fakat mesela İran’ı nükleer silahlanmadan vazgeçirmek için Bush savaş tehditleri savuruyordu, Obama ise diyalogdan bahsediyor, bölgede İran’ın yanında gözüken güçleri çekmeye çalışıyor, Hamas dahil!..
Türkiye de böyle düşünüyordu zaten.

Siyasetler örtüşüyor

Geçen hafta cuma günü Başbakan’ın dış politika danışmanı Prof. Ahmet Davutoğlu ve Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Ünal Çeviköz gazetecilerle görüşmüştü. Konrad’daki toplantıda tuttuğum notlara bakıyorum, Davutoğlu şunları söylemiş:
“Obama’nın dış politika ihtiyaçlarıyla Türkiye’nin potansiyeli örtüşüyor. Türk-Amerika ilişkileri belki de tarihteki en iyi dönemlerinden birine girecektir!”
Bu açıdan, Davutoğlu Ortadoğu sorunlarının çözümü için Türkiye ile Amerika arasında “daha çok ortak çalışma alanları” oluştuğunu, ilişkilerin daha da gelişeceğini söylemişti. Bu sebeple, Obama’nın “soykırım”dan bahsetmesine pek ihtimal vermediğini de belirtmişti.
O zaman Bayan Clinton’un ve “bir ay içinde” de Obama’nın Türkiye’ye geleceği bilinmiyordu.
Anlaşılıyor ki, süreç, Davutoğlu’nun öngördüğü gibi gelişecek. Nitekim Clinton’un konuşmalarına baktığımızda, terörle mücadele, KKTC üzerindeki izolasyonun kalkması, enerji sorunları, AB süreci ve Ortadoğu sorunlarının çözümü konusunda iki ülkenin görüşleri büyük ölçüde örtüşüyor.

‘Ilımlı İslam’

Clinton’un ziyaretinin çok olumlu bir tarafı da “ılımlı İslam” paranoyasına son vermesi oldu.
Bush yönetiminin de Türkiye’yi “şeriatı ılımlı uygulayan ülke” yapmak gibi bir siyaseti yoktu ama terminoloji hataları böyle bir paranoyaya yol açmıştı.
Çok iyi oldu, Clinton buna son verdi. “Demokrasi, laik anayasa, dini özgürlük, piyasa ekonomisi, sorumluluk hissi gibi değerler”i vurguladı; “Hiçbir ülkeyi dini aidiyetine göre kategorize etmiyoruz” dedi.
Başbakan’a “eleştiriye tahammül” mesajı vermesi de çok iyi oldu.
Artık Türkiye’nin iç sosyolojik dinamiklerini ve Türk-Amerikan ilişkilerini de “ılımlı İslam” paranoyasına kapılmadan incelemeliyiz.
Müslüman Ortadoğu’da barışın ilk adımları, paranoyaları bir kenara atıp, İran’ı masaya çekerek, İsrail’i sağduyuya yönelterek, radikalleri diyaloğa açarak atılabilecektir. Bunda Türkiye ile Amerika’nın ortak gayretlerinin büyük rol oynayacağı kesindir.