Hangi açılım?

AÇILIM fikrini iktidar partisiyle özdeşleştirmek yanlış. Bu, Türkiye’nin seksen yıllık sorunudur. Daha önce de Özal’ın, Çiller’in olduğu gibi, SHP ve CHP’nin de bu yöndeki programlarını desteklemiştim.
Partilerüstü bir meseledir bu.
Evvela neredeyse bilimsel gerçek haline gelmiş iki temel olguyu tespit edelim:
- Etnik kimliklerin bastırılması, dillerin yasaklanması bütünleşme sağlamıyor, aksine, sert, radikal bir etnik milliyetçiliği kışkırtıyor. (Michael O’Neil, Democracy and Cultural Diversity, sf. 14-19)
Uzun bir kaynakçaya gerek yok, bu gerçeği bizde Org. Aytaç Yalman da ifade etmişti. (Milliyet, 3 Kasım 2007)
Açılım, birikmiş bu basıncı zaman içinde düşürerek terörsüz birlikte yaşamaya katkıda bulunur, bulunmalıdır.
- Çözüm diye ‘federasyon’ veya ‘kanton’ türü modeller, yani kamu kurumlarının ve kamu hizmetlerinin mesela eğitimin etnik kimliğe göre ayrı ayrı yapılandırılması çözüm olmuyor, aksine, çatışmayı körüklüyor. Etnik grubun belli bir bölgede izolasyonuna yol açarak gelişmesine de zarar veriyor. Çözüm sanılan bu formüller aslında “etnik tuzak”tır. (John McGarry, The Politics of Ethnic Conflict Regulation, sf. 30-35)

Üniter devlet
Bu iki tespit ışığında:
- Demek ki, açılım lazımdır. Bu gereği Türk milliyetçileri de görmelidir.
- Açılım Türklerle Kürtleri zaman içinde ayrı kamusal kurumlara ve ayrı bölgelere yöneltecek şekilde olmamalıdır. “Üniter devlet yurttaşı” sıfatıyla liberal özgürlüklere sahip olarak iç içe yaşamalarını sağlayacak şekilde olmalıdır.
Bu özellikle Türkiye için önemli... Çünkü son 30 yılda bölgedeki her üç kişiden biri Batı illerimize yerleşti. Bölgede hali vakti yerinde olan herkesin Batı illerimizde malı, mülkü var.
Böyle bir toplumda ‘ayrışma’ya yol açacak uygulamalar, DTP Sonuç Bildirgesi’ndeki deyimle “halkların birbirini boğazlamasına” yol açar.
Beraber yaşayacaksak bunun gereklerini de Kürt milliyetçileri içine sindirmelidir: Resmi dil ve ortak iletişim dili Türkçe... Üniter devlet vatandaşlığının bayrak, milli marş gibi simgeleri... Bu çatı altında Kürtçenin öğrenilmesi, öğretilmesi, kültür kuruluşlarının oluşması, devletin Kürt kimlik ve kültürüne saygı göstermesi... Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın bunu yansıtan konuşmalarını olumlu buluyorum.

Ilımlı, aşırı?
Bunları yazmak, söylemek kolay, hayata geçirmek hayli zordur. Bunlar zaman içinde olacak işlerdir. Kimse ‘sihirli paket’ beklemesin.
Bu tür süreçlerin bir özelliği de zamanla ılımlılarla aşırıların ayrışması, izole olmaya başlayan aşırıların daha azgın terör hareketlerine başvurmasıdır. (Akın Özçer, Çoğul İspanya, sf. 193 vd.)
PKK-DTP hareketinde benzer bir gelişme muhtemeldir. Zaten oradan hem ılımlı, yapıcı sesler geliyor, hem başta Emine Ayna gibi “siyasi komiser”lerin kışkırtmaları...
Kürt işadamlarının görüşleriyle Kürt militanlarının görüşleri elbette farklıdır.
Dağ kadrosunun ‘kariyer’i silaha bağlıdır, Öcalan’ın ‘kariyer’i siyasete...
Öcalan, 35 yıl akan kandan sonra, dengeli açıklamalar yaparsa hakkındaki kamuoyu kanaatini yumuşatabilir, süreç kolaylaşır.
Terör herhangi bir şekilde süreci sabote ederse hem çözümün ılımlı yaklaşımlarla yapılmasını isteyen Kürt vatandaşlarımızın tepkisini çeker, hem devletin terörle mücadele azmini elbette daha da bilemiş olur.
Akıl ve itidal zamanı... Uzun ince bir yoldur bu, yürümeliyiz.