Hukukta özgürlük fikri

Elif Şafak'ın "Baba ve Piç" kitabında savcılık önce suç unsuru görmüyor, 'takipsizlik' kararı veriyor. Av. Kemal Kerinçsiz ve arkadaşları "suçtan zarar gören" sıfatıyla savcılığın kararına itiraz ediyor. İtiraza bakan Ağır Ceza Mahkemesi, bunu kabul ediyor, dosyayı inceliyor ve savcılığın takipsizlik kararını bozuyor. Bunun üzerine savcı mecburen davayı açıyor ama duruşmada beraat istiyor! Mahkemenin de beraat kararı vermesiyle işin başına dönülmüş, yani savcının ilk 'takipsizlik' kararı doğrulanmış oluyor!Diğer bir mesele "suçtan zarar gören" terimiyle ilgili. İtiraza bakan mahkemeye göre, Av. Kerinçsiz "suçtan zarar gören"dir, onun için Usul'ün 173. maddesine göre itirazları kabul edilmiştir. Ama davaya bakan mahkemeye göre, Av. Kerinçsiz ve arkadaşları "suçtan zarar gören" değildir; onun için 'davaya katılma' talepleri reddedilmiştir. ELİF Şafak davasının hukuki serüveni çok ilgi çekici. İsterseniz davanın geçtiği aşamalara kısa bir göz atalım: Hukukta temel bir hüküm vardır: Cevdet Paşa'nın şiirli ifadesiyle, "Usul esasa mukaddemdir."Yani, usul, esastan önce gelir!Bilimde de böyledir.Elbette yargılama usulünün bütün hükümleri, bu arada 'itiraz' hükümleri de uygulanacak.Sorun, kavramlara verilen anlamların çok farklı olması: Mesela "suçtan zarar gören" kavramına, bir Elif Şafak davasında iki mahkeme iki ayrı anlam veriyor!Danıştay kararlarında da "dava açma yetkisi"ni bazen çok kısıtlayan, bazen de üstelik edebi ve felsefi gerekçelerle aşırı genişleten içtihatlar vardır!Ermeni meselesiyle ilgili olarak düzenlenen akademik toplantı hakkında "yürütmeyi durdurma" kararı veren ve bunu bozan mahkemelerin gerekçeleri, 'içtihat farkı'nı aşan anlayış farklarını yansıtıyordu.Hele de iş "aşağılama" gibi değer yargılarıyla ilgili kavramlara gelince... Dahası, "laiklik, din ve vicdan özgürlüğü, egemenlik" gibi artık büyük ölçüde 'siyaset felsefesi'yle ilgili kavramlara gelince... Açıkça siyasi tarafgirlik içeren, "yargının tarafsızlığı"yla bağdaşmayan kararlar görmek bile mümkün oluyor.Askeri müdahale dönemlerinde bunun örnekleri artıyor; son örnek 28 Şubat sürecinin yargı kararlarıdır! Anlayış farkları Ceza Usul Kanunu'nun 174. maddesini Adalet Bakanı Cemil Çiçek sık sık hatırlatır. Bu maddeye göre, iddianame mesela "eksik" soruşturmayla hazırlanmışsa, mahkeme baştan bunu savcılığa iade edebilir.Bu maddenin amacı, "Dava açılsın da kararı zamanla mahkeme versin" eğilimini önlemektir.Elif Şafak hakkındaki beraat kararının bir gerekçesi de "yeterli delil bulunmadığı"dır. Daha en başta 174. maddeye göre iddianame iade edilseydi bunca zahmetli, sıkıntılı, Türkiye'yi geren bir sürecin yaşanması önlenebilirdi.Bu maddeyi daha titiz uygulamak gerekir sanıyorum.Fakat asıl mesele 'anlayış'la ilgilidir: Türkiye'yi ve Türk insanını Batılı düzeyde "üç hürriyet"e layık görüyor muyuz, görmüyor muyuz?! Fikir hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, teşebbüs hürriyeti...Felsefi bakımdan bireysel özgürlük düşüncesi, siyasi bakımdan liberal demokrasi bizde hâlâ yeterince özümsenmediği için, yargı süreçlerinde bile bunun gerilimlerini, sorunlarını yaşıyoruz.'Gelişme' sorunları... t.akyol@milliyet.com.tr Felsefi öz...