İhsan Doğramacı ile sohbet

- Yirmi sene önce Yankı dergisinde çalışıyordunuz. Size Kerkük'ten Hacettepe'ye mücadelemi anlatacaktım. İkimizin de vakti olmadı.Belki birkaç cildi tutacak bu çalışmayı yapamadık ama Doğramacı hakkında yazılmış çok sayıda Türkçe ve İngilizce kitapta, Kerkük'ten şimdi Bilkent'e uzanan bu olağanüstü verimli ve mücadeleli hayat hakkında çok şey okumak mümkün.Doğramacı, bilim tarihimizde çok önemli bir isim. Hem dünyaca saygın bilim adamı olduğu için, hem Türkiye'ye Hacettepe ve Bilkent gibi çok başarılı iki üniversiteyi kazandırdığı için.Eleştirilecek yönleri yok mu? Herkesin eleştirilecek yönü vardır. Ama Türkiye'ye böyle iki üniversite kazandırmış kaç kişimiz var?* * *BİLKENT'İ konuşurken, Doğramacı bir hukuk mücadelesini hatırlattı.Anayasa'nın 130. maddesi "vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları..." deyimini kullanıyor.Meclis'ten geçen kanun ise "Bilkent Üniversitesi" diyor. Ve zamanın ana muhalefet lideri Erdal İnönü ve arkadaşları iptal davası açıyorlar.Anayasa Mahkemesi'nin kararı:"Bilkent, 'üniversite' sıfatını kullanamaz! Ancak 'Bilkent Yükseköğretim Kurumu' denilebilir!.."Anayasa Profesörü Ergun Özbudun, "Mahkeme kararı geriye yürümez" diye teknik bir savunma ile zaman kazanıyor. Ardından "Koç Üniversitesi" gibi diğer vakıf üniversitelerine ilişkin kanunlar çıkıyor ve herkes vakıf üniversitelerine alışıyor.Bugün son derece başarılı vakıf üniversitelerimiz var.Sayın İnönü'nün de artık eskisi gibi düşündüğünü sanmıyorum.Bugün ne kimse öyle bir dava açar, ne de Anayasa Mahkemesi artık öyle bir karar verir!Bu olay, bizde devletçiliğin ve resmi ideolojinin hukuk kültürümüze nasıl işlediğinin pek çok örneklerinden biridir. Yargı bizde bu yönde eskiden beri 'politize'dir!Bugün hayretle karşıladığımız birçok eski karar, zamanında gelişmemizi zorlaştırmıştı.* * *SOHBETİMİZDE Doğramacı, girişimlerinin nasıl zorluklarla karşılaştığını anlattı; boğucu formaliteler, dar kafalı engellemeler, bilgisizlikten, dünyadan habersizlikten kaynaklanan reddiyeler, hasetler... Anlatırken gözleri yaşardı:- Hacettepe olmasa mıydı? Bilkent olmasa mıydı?! Neler çektim, nelerle mücadele ettim, bilemezsiniz!Yutkundu, devam etti:- Almanya İkinci Dünya Savaşı'nda yerle bir edildi; sonra kendisini yere serenlere parmak ısırtan bir mucizeyi başardı. Neden biliyor musunuz? Hitler'in bütün tahribatına rağmen, Almanya'yı tekrar ayağa kaldıracak birinci sınıf kadro hâlâ vardı da ondan...Ve doksan yaşındaki delikanlı hayat felsefesini özetledi:- Ben ömrümü Türkiye'de birinci sınıf kadro yetiştirmeye adadım. Gençliğimde, yurtdışındayken, Türkiye'den bir Afrika ülkesi gibi 'az gelişmiş ülke' diye bahsedilmesi beni kahrederdi. Ben milliyetçiyim ve benim milliyetçiliğim budur. Türkiye'nin dünya standartlarına ulaşması için gereken insanı yetiştirmek...Sonra YÖK'ü konuştuk, genelde üniversite sistemimizin neden yeterince başarılı olamadığını konuştuk... Hacettepe ve Bilkent'in başarısındaki sırrı da anlattı.Hem hüzünlüydü, hem ümitli...Doğramacı'yla mutlaka bir TV mülakatı yapacağım. t.akyol@milliyet.com.tr ANKARA'DA İhsan Doğramacı'yı ziyaret ettim. 90 yaşını aşmış bir delikanlı... Bana hemen yirmi sene öncesini hatırlattı: