İki çıkışı kutluyorum

ALEVİ açılımını yöneten Devlet Bakanı Faruk Çelik, ‘sanık’ Org. Saldıray Berk’in Alevi köylerine yardım etmiş olmasını normal karşılıyor.
Halbuki, hakkındaki iddianamede, 3. Ordu Komutanı Org. Berk’in “ordu imkânlarını kullanarak Alevi köylerine yardım ettiği”, bunun da “Alevi meşrep olmasından kaynaklandığı” ifade ediliyor!
Faruk Çelik şu tepkiyi gösteriyor:
“Savcının elinde ne delil var bilmiyorum ama kamu görevlisinin işi, vatandaşı bütünleştirmektir. Komutan Alevi köylerine yardım etmişse bunda ne yanlışlık var? İddianame mezhepsel bakışla hazırlanmışsa, bunu onaylamamız mümkün değildir.” (Hürriyet, 18 Mart)
Faruk Çelik’i kutluyorum.
Çelik’in bu sözlerinde hukuk hassasiyeti vardır. “Askeri vesayet” tartışmalarının kamuoyunu kutuplaştırdığı bir ortamda, bu sözlerde siyasi cesaret vardır. ‘Alevi açılımı’ konusundaki samimiyetinin de yeni bir tezahürüdür.

Hukuk sorunu
Org. Berk gerçekten mezhepçi davranışlar yapmışsa bu eleştirilir, askeri disiplin suçu da oluşturabilir. Ama iddianameler sadece yasa maddelerindeki suçlardan ve somut delillerden bahseder; “Alevi köylerine yardım ediyor” falan gibi hukukla ilgisiz ifadeler iddianamelerde olamaz! “Ordunun siyasi vesayetinin sona erdirilmesi” gibi haklı bir amaç uğruna da böyle hukuk hataları görmezden gelinemez.
Org. Başbuğ’un, resmen ‘sanık’ durumunda bulunan Org. Berk’i gösterişli bir şekilde sahiplenmesi yanlıştır; iddianamedeki bu ifadeler de yanlıştır; hatta daha büyük yanlıştır, hukukçuların kaleminden çıkmıştır çünkü!
Başından beri, Ergenekon, Balyoz ve Dursun Çiçek gibi olaylarda, soruşturmaların hukuken haklı olduğunu, çünkü yasanın aradığı “emare” ve “şüphe sebepleri”nin mevcut olduğunu savundum. Erzurum-Erzincan hattındaki gelişmeler için de böyle düşünüyorum.
Ama yine başından beri ölçünün kaçırıldığı endişesini taşıdığımı da yazdım.
“İddianame” ile “komplo teorisi” arasındaki fark, ilkinin somut şüphe sebeplerine, ikincisinin zihinsel kurgulara dayanmasıdır!
Vesayetten arınmış bir liberal demokrasiyi savunurken, en çok titizlik göstermemiz gereken kavram “tarafsız yargı”dır!

Yüz bin Ermenistanlı
Diğer bir konu, “Türkiye’de çalışan kaçak yüz bin Ermenistanlı”dır. Başbakan’ın bu konudaki sözlerini dün eleştirmiştim. Ermenistan yöneticileri hemen o sözlere sarıldılar, “Türkiye tehdit ediyor” diye istismar ettiler.
Birkaç defa bu Ermenistanlılarla ben de karşılaştım. Kendilerine özel ilgi gösterdim. Türkiye’ye gelince kanaatlerinin değiştiğini anlattılar. Hele biri sevimli Azeri lehçesiyle “danişir, söhbet edir”di.
İki millete bugün de zarar veren tarihsel duyguların aşılmasında bu tür insani temaslar önemlidir.
Yüz bin Ermenistanlının Türkiye’de çalıştığının dünyaca bilinmesi de çok önemlidir. Diasporanın propaganda ettiği Türk imajına karşı etkili bir cevaptır bu.
Dünkü gazetelerde Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın Der Spiegel‘e söylediklerini okudum:
“Yüz bin yasadışı Ermeni göçmen Türkiye’de çalışarak Ermenistan’daki yaşlılara, çocuklara bakıyorlar. Bence bu, iki halk arasında nefret olmadığını gösteriyor... İki ülke arasında barış süreci yürüyor.”
Doğru üslup budur; Bağış’ı kutluyorum.