İran’da Soros komplosu!

İRAN konusundaki yazılarıma bazı tepkiler alıyorum. Bunları iki grupta toplamak mümkün:
-  Atatürk ve Humeyni devrimlerinin mukayese edilemeyeceğini söyleyenler... Evet, bu iki devrimin amaçları da gerçekleşme biçimleri de çok farklıdır. Ama bir de şu var: Devrimler toplumları belli kalıplara dökmek ister, buna uymayanları yasaklar, bastırır... Fakat sosyal gelişme sürecinde zamanla toplumsal dinamikler güçlenir, eskisi gibi bastırmak imkânsızlaşır; ve devrimin ilkeleriyle toplumsal gerçekler arasında uyumun nasıl sağlanacağı sorunu ortaya çıkar.
Devrimin ‘egemen’ kıldığı kesimler devrimin kurduğu statükoyu savunur... Devrimin ‘kenar’a ittiği kesimler ise değişimi ve demokrasiyi savunur...
Yaşanan süreç budur; Türkiye daha ‘ileri’ bir aşamada elbette.
-  İkinci grup tepki ise daha ‘renkli’ görüşler içeriyor: İran’daki reformist gösteriler Amerikan emperyalizminin ve siyonizmin oyunudur; “turuncu devrimler” dizisinde “Soros’un çocukları” şimdi de İran’ı karıştırıyorlar!

Dış güçler...
Yeni Çağ gazetesi İran’daki hareketleri “iyi giyimli Sorosçu gençlerin başını çektiği karşı devrim” olarak niteliyor.
Milli Gazete’ye göre ise İran’daki hareketlerin “İran üzerine hesapları olan dış güçlerin tezgâhladığı bir oyun olduğunu bilmek gerekiyor.” Hatta, “makasın ayarını Soros’un yaptığını” söyleyen Milli Gazete, “Dünya Mimarlar Kongresi niçin İstanbul’da yapılıyor?” diye de soruyor! Böylece “Dünya Mimarlar Kongresi”nin de “Soros’un makas ayarları”ından biri olduğunu öğreniyoruz!
Bana gelen birkaç mail’de Musevi’nin MOSSAD ajanı falan olduğunu yazanlar bile var!
Toplumsal dinamikleri göz ardı ederek böyle sonsuz sayıda komplo kurgusu inşa edebiliriz; komplo unsurları gerçekten de mevcut olabilir. Fakat sorun şu: Nasıl oluyor da milyonlarca insan “dış güçlerin komplosu”na alet oluyor?!
Özgürlük, demokrasi gibi kavramlara takıldıkları için mi?
Öyleyse o toplumda özgürlük ve demokrasi artık bir toplumsal talepler haline gelmiştir! Ülkenin kendisi bu toplumsal ihtiyacı karşılayamazsa, bir noktadan itibaren toplumsal patlamalar, çatışmalar bile patlat verebilir; “dış güçler” de bunu kullanır!

Değişen toplumsal yapı
İran’da olaylar, özgürlük ve demokrasi talebi toplumsallaştığı için yaşanıyor.
Devrim, geçen otuz yılda doğal olarak heyecanını kaybedip “rutin”leşmiştir. Öbür yandan, şehirleşme ve eğitim gelişmiş, internet kullanımı ve dünyadan haberdarlık artmıştır. Dünyada gördükleri “özgürlükler”i kendileri için de istiyorlar. Kadın hakları gibi, istediği hayat tarzını seçme gibi...
Bundan başka, bu kitleler, devrimin yaratmış olduğu resmi ve sivil egemen zümreler karşısında “eşitlik” de istiyorlar.
Yarattığı gelişmenin belli bir aşamasında bu taleplerle karşılaşmayan devrim yoktur.
İran’da yaşanan budur; bu potansiyel olmasa hangi “dış güç” milyonları sokağa dökebilirdi?
Bir toplumda köylülük eriyip “orta sınıflaşma” olacak ama demokrasi olmayacak! Bu imkânsızdır, zorlarsanız asıl o zaman “dış güçler”e fırsat verirsiniz.
Daha önde giderek Türkiye, arkasından İran bu süreci yaşıyor; gelişen, orta sınıflaşan her toplum bu süreci yaşayacaktır.
Üstelik o zaman “dış güçler” karşısında daha güçlü olacaklardır.