Kemalizm, liberalizm, İslam ve sol

KEMALİZM, hemen daima ‘sol’u müttefik görmüştü, en azından etkin bir “Sol Kemalizm” vardı, halen de var ama artık Kemalizme ‘devrim teorisi’ ile değil, özgürlük düşüncesiyle karşı çıkan bir sol gelişiyor; darbe karşıtı yürüyüşler, Taraf gazetesi, Radikal‘in sol-liberal yazarları...
Özgürlükçü solcu, ateist Murat Belge’yi muhafazakârlar seviyor; Kemalistler kızıyor!
Taraf‘ta Ahmet Altan geniş dindar kitlelerle özgürlükçü solun ittifak yapmasını savunuyor. Basit bir siyasi ittifak değil, bir tür ‘dine saygılı sol’ teorisi geliştiriyor. Bunu ilk düşünen 1970’lerde Ecevit olmuştu.
Altan’ın ‘sosyolojik’ kanıtı, dindar kesimin ‘sivil’ oy davranışlarıyla bu kesimin Taraf‘a gösterdiği sempatidir. 

Liberalizm faktörü

İkincisi ve daha köklüsü, liberalizmle muhafazakârlık arasındaki ‘tarihsel blok’ duruşudur.  Kemalistler dünkü ‘köylülerin Türkiye’sinde liberalleri kolayca tasfiye etmiş, ondan sonra da entelektüel hayatımızda liberalizm adeta unutulmuştu.
Orta sınıflaşan bugünkü Türkiye’de ise, entelektüel inisiyatifin nasıl değiştiğini Radikal‘de Haluk Şahin’in CHP’yi Sosyalist Enternasyonal kongresine gitmediği için eleştiren yazısında görmek mümkün:
“Yabancıların baştan önyargılı oldukları bahanesine sığınarak susmak, kaçmak, kapanmak yalnız karşınızdakilerin işine yarar. Sizin bıraktığınız boşluğu onlar doldurur, dolduruyor da...”
Şahin’in ‘onlar’ dediği kesim, liberallerle muhafazakârlardır. Devam ediyor:
“Onlar susmuyor, saklanmıyor, kapanmıyor. Gidiyor, konuşuyor, kendi görüşlerini bıkmadan usanmadan anlatıyor. Umulmadık insanlarla ittifak kuruyor...”
Gerçekten, CHP’lilere göre, AKP’nin Sosyalist Enternasyonal’de lobi yapabilmesi, CHP’nin ise ‘kaçması’ ilginç değil mi?!

Birlikte yaşamak

İslami ve muhafazakâr kesimlere gelince... Cumhuriyet elitlerinin dilindeki “Batılı yaşam, çağdaşlık” gibi terimleri eskiden bu kitleler kendilerinin “gerici” diye aşağılanmaları olarak algılardı! Ama artık yükselen Anadolu sermayesi ve demokrasiyle görüyorlar ki, Batı’nın bir de özgürlükçü ve kalkınmacı yanı var! İşte buna sahip çıkıyorlar. Batı’nın siyasi değerlerine şüpheci bakanlar artık Kemalistlerdir!
Muhafazakârlardaki bu büyük değişim basit bir siyasi ve iktisadi çıkarcılığa indirgenemez. Sosyolojik açıdan ‘burjuvalaşma’ süreci; siyasi ve entelektüel açıdan ise serbestlik arayışı doğal olarak İslami kesimde liberalizme ve özgürlükçü sola zihni bir açılım yaratıyor.
Dün Erbakan liberalleri “Renksizler” diye aşağılardı. Halbuki Özal’dan beri muhafazakârlar artık ‘liberal’ kavramını seviyor!
Kemalistler “uyanık bekçi” psikolojiyle, bu değişimleri tuzak falan sanıyor. Değişimin şehirleşme, piyasa ekonomisi, demokrasi, dışa açılma gibi dinamiklerini bu psikoloji yüzünden doğru analiz edemiyorlar. “Susmak, kaçmak, kapanmak” gibi tepkilere kapılıyorlar.
Hepimiz şu iki maddi gerçeği içimize sindirmeliyiz:
Modernleşen toplumlar kaçınılmaz olarak orta sınıflaşır, çoğulculaşır. Artık tek fikirli, tek-tip itikatlı bir toplum hayal bile edilemez.
Kimse öbürünü tasfiye edemez. Herkesin ve ülkemizin geleceği hepimizin ‘birlikte yaşama’yı benimsemesine bağlıdır. Bunun adı demokrasidir.
Biraz sağduyu yeterlidir bunun için.