Kimlik sorunları

Eklenme Tarihi30.12.2008 - 23:20-Güncellenme Tarihi30.12.2008 - 23:21

MUHARREM orucunun ilk günü iftar sofrasındaki Alevileri izliyorum. Hem Muharrem ayının ve iftar vaktinin ruhaniyetinden, hem kendilerini özgürce ifade etmekten gelen bir mutluluk var yüzlerinde.
İstanbul’da Cem Vakfı’nın iftarında, her haliyle Anadolu’dan yeni geldiği belli Alevi bir kadın bütün sevecenliğiyle kameralara konuşuyor:
- Aleviyim, gururluyum, mutluyum!
Kimliğini, inancını özgürce ifade edebilmenin mutluluğu...
Nusayrilerin her yıl Kurban Bayramı’nın onuncu gününde yaptıkları “Hz. Ali ve Gadir Hum Kardeşlik Bayramı”nı bir yazımda kutlamıştım; son derece duygulu teşekkür mektupları aldım.
İnanç, fikir ya da kimliklerimiz yüzünden aşağılanmayıp aksine saygı gördüğümüz zaman çok mutlu oluyoruz, seviniyoruz.
“Yaşama sevinci”nin insanları barıştıran, birleştiren, mutlu eden büyüsü!
Ben aynı düşünceyle türban yasağının karşısındayım.

Cumhuriyetin projesi
Cumhuriyet, son derece kanlı, acılı etnik ve dini çatışmalarla parçalanmış bir imparatorluğun üzerine kuruldu. Hem bu acılı tarihin yarattığı travmalardan, hem o çağda ulus devletler de böyle yaptığından, cumhuriyeti kuranların ideali “homojen toplum” yaratmaktı. İnançlar sadece “vicdan ve mabette” kalacak, toplumsal alanda görünmeyeceklerdi; herkes kendisini köken olarak da Türk hissedecekti...
Atatürk’ün deyimiyle, “ırken veya dinen ve harsen müttehit” (birleşik) bir toplum ideali.
Bütün politikalar buna göre oluşturuldu. Avrupa’da homojen uluslar iki, hatta üç yüzyıllık bir süreçte oluşmuştu. Ama Türkiye o kadar zamana sahip olamadı, nüfusu harmanlayacak şehirleşme de çok gecikti. Artık “homojenliğin” değil, çeşitlilik ve çoğulculuğun öne çıktığı bir çağdayız, bastırılmış bütün aidiyet duyguları, bütün kimlikler ortaya çıkıyor!
En önemli sorunumuz budur: Hem çoğulcu hem barışık bir “millet” olabilmek!
Tecrübeler gösteriyor ki, bir “millet“ içinde inanç farklarından doğan sorunlar çözülebiliyor ama etnik sorunları çözmek hayli zordur.

En zor sorun
En zor sorunumuz Kürt meselesidir. Çünkü, ‘milliyetçilik’ hareketidir: Coğrafya çiziyor, bayrak açıyor, ölüyor, öldürüyor.
Kürt vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu bu hareketi tasvip etmiyor ama tasvip etmeyenler de eğitim, tanınma falan gibi taleplere sempatiyle bakıyor.
Dünyada etnik milliyetçilik sorununu çözecek hazır bir reçete yok. Bilimsel çalışmalarla bir reçete icat etmek de mümkün değil; çünkü ‘rasyonel’ değil, çok duygusal hareketlerdir.
Tarih laboratuvarı gösteriyor ki, etnik milliyetçi talepleri kabul etmek ve o yönde reformlar yapmak bazen bu hareketleri sakinleştirmiş ama bazen de ayrışmayı, ‘kabileleşme’yi derinleştirerek büyük, kanlı felaketlere yol açmıştır.
Cumhuriyetin ilk elli yılından farklı olarak, şimdi, çoğulculuğun öne çıktığı bir çağdayız. Bakın, köken ve kimlik konularını çok konuşuyoruz; eğitimden, sağlıktan, ekonomiden, çevreden daha çok ‘köken’ konuşuyoruz!
Bundan çok kaygılıyım.
Demokrasi içinde çözümler düşünmek, tartışmak başka; “köken” saplantısına tutularak “yeniden kabileleşmek” başka!
2009’da ve izleyen yıllarda en tehlikeli sorunumuz bu köken ve kimlik sorunlarıdır. Terörün de kaynağı bu değil mi?
Yarın devam edeceğim.

Etiketler