Kürtler ve ekonomi

DİYARBAKIR Ticaret ve Sanayi Odası’nın “Demokratik Açılım ve Olası Ekonomik Etkileri” konulu toplantısında, az ekonomi, çok siyaset konuşulmuş.
Hatta ekonomi ‘marjinal’ kalmış.
Bu bir ölçüde normal; çünkü konjonktür son derece ‘siyasi’dir, işte hepimiz ‘açılım’ı konuşuyoruz.
Fakat ekonomi konusuna siyasi gözlükle bakmak bir zihniyet alışkanlığı haline gelirse, ekonomiyi geliştirmek de kalkınmaya öncülük edecek bir girişimci sınıfı meydana getirmek de mümkün olmaz.
Hiç olmazsa ticaret ve sanayi erbabının DTSO’nun toplantısında ekonomi ağırlıklı konuşması gerekmez miydi?

Devlet odaklı anlayış
Kürt milliyetçileri, Marksizmin de etkisiyle, bölgenin geri kalmışlığını kolayca “Sömürge ekonomisi” diye niteliyorlar!
Osman Baydemir’in “Devlet altyapı yatırımlarında Diyarbakır’a gereken payı vermiyor, onun için girişimciler gelmiyor” söylemi, bu anlayışın ‘kibarca’ ifadesidir.
Rakamlara bakalım. DPT verilerine göre, 2000-2009 arasında çeşitli illere yapılan toplam kamu yatırımlarının kişi başına miktarı ve son KÖYDES yatırımları şöyle:

Kürtler ve ekonomi
Bu beş tipik ilde son on yılda en fazla kamu yatırımı alan, Diyarbakır... ‘Kamu yatırımı’ tek başına belirleyici ise, Diyarbakır’ın Malatya’dan daha fazla ekonomik dinamizm göstermesi gerekmez miydi?
Halbuki durum tersinedir.
Devlet gözlüğüyle bakacaksak, devlet Kayseri’yi kayırdı da Yozgat’ı, Kırşehir’i mi ‘geri bıraktırdı’ diyeceğiz?!

Militan mı, girişimci mi?
İsmail Beşikçi iş yapan, kredi alıp tesis açan Kürt işadamlarını yıllar önce “ajan sınıf” ilan etti. Bu, genelde Üçüncü Dünya Marksizmi’nin “Burjuvazi emperyalizmin ajan sınıfıdır” tekerlemesinin ‘Kürtçü’ versiyonudur.
Bu söylem, kitleleri politize etmek için çok elverişlidir fakat kalkınmanın şartı olan “iktisadi zihniyet”ten mahrum, hatta onu tahrip eden bir ideolojidir.
Evrensel tecrübe göstermiştir ki, ekonomik gelişme için altyapı kadar önemli olan bir faktör, iktisadi girişimcilik zihniyetidir.
Sovyetler altyapısızlıktan değil, girişimcilik yokluğundan battı.
Çin ve Hindistan girişimcilerle kalkınıyor.
Bizde de “Anadolu Kaplanları” kalkınmaya öncülük eden girişimcilerdir.
Diyarbakırlı işadamları elbette siyaset de konuşacaklar ama öncelikli olarak ‘ekonomi’ konuşmaları gerekmez miydi?
Dünyada Kore, Malezya, Hindistan gibi ülkeler; bizde Gaziantep, Malatya, Maraş, Denizli gibi iller nasıl ekonomik dinamizm kazanmışlar diye müzakere etmeleri gerekmez miydi?
DTP’lilerin ağzından bir defa “yatırım, ticaret, verimlilik” gibi sözler duydunuz mu?! Bu siyasi çizgiye yaklaşmak geri kalmışlığı, çağın girişimcilik zihniyetine yaklaşmak ise iktisadi kalkınmayı getirir.
Evrensel bir kanundur: Kalkınmanın gerektirdiği “ekonomik girişimci” ile, radikal politik hareketlerin ürettiği “siyasi militan” kavramları taban tabana zıttır.
Kalkınma, temelde bu ikisi arasında bir tercih sorunudur.

DİĞER YENİ YAZILAR