Lozan tartışması

LOZAN Antlaşması’nın 85. yıldönümünde “Lozan zafer mi, hezimet mi?” başlıklı bir yazı yazdım. Yazımın içeriği ve analiz metodu hakkında takdirlerini bildiren yüzlerce okuruma teşekkür ediyorum.
Ama bazı mektuplar aldım ki, bunlar eleştiri değil, düpedüz hezeyandı. Sayıları çok az olduğu halde, önemsememin sebebi, bir zihniyet hastalığını yansıtmalarıydı.
Bazılarına göre, Lozan “kesin hezimet”ti, ben onu “başarılı” göstermekle “emperyalizmi meşrulaştırmış” idim! Öbürlerine göre, Lozan “kesin zafer”di; ben “Zafer mi, hezimet mi?” diye başlık koyarak “Sevr özlemcilerine hizmet etmiş”tim!..
“Türklerin hakkı olan Ege adaları” konusundaki defterin Lozan’dan önce kapandığını yazmam, Yunan çıkarlarına hizmet etmekti!.. Şeyh Sait İsyanı’nı İngilizler çıkardı diye belirtmediğime göre, “İngiltere tarafından enforme ediliyor”dum!..
Türkiye, Musul’da petrol olduğunu o zaman bilmiyormuş, bilseymiş Atatürk muhakkak bir çaresini bulurmuş, ben Musul petrollerinden bahsetmekle Kemalist liderliği aciz göstermişim!
Bunlar, “farklı görüş”ler değil, cehaletin kör ideolojilerle katmerlenmiş örnekleridir!

Bilgi sahibi olmadan
Evvela, “zafer” veya “hezimet” damgalarının yarattığı körlük: Araştırmaya, uluslararası sorunların ve süreçlerin karmaşıklığı hakkında bilgilenmeye gerek yok! “Zafer” veya “hezimet” diye damgalayıp bunun üzerine kocaman komplo kurguları inşa etmek!
Lozan sırasında dünyada ve Avrupa’da güç dengelerinin ne durumda olduğu, Türkiye’nin askeri gücünün sınırları, iç sorunları, Milli Mücadele’nin dayandığı Doğu dengelerinden Batı dengelerine geçiş sürecinde yaşanan diplomatik yalnızlıklar... Bunlar nelerdi? Bunlara rağmen neler başarılmıştı? Bunlar yüzünden neler başarılamamıştı?..
Hayır, bunları araştırmaya, öğrenmeye gerek yok. İdeolojik önyargıları yansıtan birkaç laf, bir iki slogan yeterli!
Bu cahil ve kör zihniyet, bugün Türkiye’nin hiçbir dış politika sorununa araştırmacı ve analitik gözle bakamaz!

Bilginin değeri
Adalar hakkında birkaç cümle: Türkiye Ege adalarını Balkan Harbi’nden sonra 1913 Atina Antlaşması’yla kaybetmiş, “Meis dışında” bütün adaları İtalya ve Yunanistan almıştı zaten!
Türkiye, Musul’da petrol olduğunu Abdülhamid zamanından beri biliyordu; Milli Mücadele devam ederken de Atatürk Amerikan Chester şirketine, Musul bizim olacakmış gibi, petrol ve maden arama imtiyazı bile vermişti. Lozan’da da petrol pek çok tartışmalara konu olmuş, hatta İsmet Paşa Londra’ya gizli heyet göndererek petrolü verip Musul’u almak istemişti...
Musul’u ucuz kaybettiğimiz de bir gerçektir!
Şeyh Sait İsyanı’nı İngilizlerin desteklediğine dair bir belge bulamadıklarını İsmet Paşa söylemiştir. Irak’taki İngilizler, bu isyanı Irak Kürtlerini İngiliz mandasına karşı ayaklandırmak amacıyla Mustafa Kemal’in tertip ettiğini bile zannetmişlerdi! Şeyh Sait İsyanı, Türkiye’yi zaafa uğratarak, neticesi ile İngilizlerin ekmeğine yağ sürmüştür.
Lozan ve Musul konularında benden kaynak isteyen okurlarıma üç kitap tavsiye edebilirim: Biri benim “Ama Hangi Atatürk” adlı kitabım... Akademik yayınlar olarak da, Çağrı Erhan’ın “Yaşayan Lozan” ve İhsan Şerif Kaymaz’ın “Musul Sorunu” adlı kitapları.
Somut bilgi, bütün önyargılardan üstündür!