'Muasır medeniyet'

'Muasır medeniyet'

Taha AKYOL

DEVLET Bakanı Işın Çelebi bugün ABD'ye gidiyor... Başbakan Mesut Yılmaz'ın 19 Aralık'ta yapacağı "stratejik" Washington gezisine hazırlık!
Güneş Taner de Amerika'da!
Çelebi diyor ki:
- Hazırladığımız 'üç yıllık program'ın temel stratejisi 'dışa açık büyüme'dir. Bunu anlatacağım ve destek isteyeceğim...
Nasıl?
- Yardım değil, daha çok ticaret yapalım diyeceğim ve 'çok taraflı ticaret anlaşması' önereceğim. ABD'yi buna ikna edersek, çok önemli bir gelişme olur?
Çünkü Türkiye, Gümrük Birliği sebebiyle, Avrupa dışı ülkelerle 'farklı' ticari anlaşmalar yapamıyor:
- Türkiye, AB dışındaki pazarlarda zorlanıyor. AB'ın üçüncü ülkelerle yaptığı türden bir serbest ticaret anlaşmasını ABD'yle yapabilirsek, Türkiye'ye Kuzey Amerika ve Meksika pazarlarının kapısı açılır.
Çelebi bundan umutlu mu?
- Ben iyimser bir politikacı değilim. Ama bazı umut verici bazı işaretler aldık.
Ne diyelim, inşallah...

Sohbetimizde Çelebi, "beklentiler teorisi"nden bahsetti. Sordum. Ünlü iktisatçı Robert Lucas'ın teorisiymiş:
- Firma yönetiminde de ekonominin politik yönetiminde de stratejik 'beklentiler'i en iyi sonuçlar verecek bir noktada birleştirmek...
Mesela, sendikaların, çiftçilerin, finans ve yatırım çevrelerinin 'beklentilerini', "istikrar programı" ile nasıl kaynaştırabiliriz?! Bunun gibi...
- Dışa açık büyüme olmadan, Türkiye hiçbir sorununu çözemez. Ekonomik programımızı Amerikalılara anlatacağım. Ekonomik aklın 'beklentileri' ile bizim ekonomik pragramımızın uyumlu olduğuna onları ikna etmeye çalışacağım. O zaman yeni kaynaklar buluruz, daha çok ticaret yaparız...
Çelebi, Clinton'un ekonomi danışmanlarıyla, ABD Ticaret Bakanı'yla, Dışişleri ve Hazine yetkilileriyle, büyük sanayi, finans ve enerji firmalarıyla görüşecek...
Bilhassa çok önemli iki konuda Amerikan 'ekonomisini' ikna etmeye çalışacak: "Çok yönlü ticaret andlaşması" ve bir de "özelleştirme ve yeni girişimler olarak enerji yatırımları..."
Gerçekten, dünya ekonomisiyle, özellikle de gelişmiş ekonomilerle ticaret, yatırım, finans, bilgi ve teknoloji ilişkilerini sonuna kadar geliştirmeden kalkınma başarılamaz. Bu bilimsel bir gerçektir.

Artık eski vecizelerle, eski 'dil' ve düşüncelerle çağdaş olunamaz. "Düyun - u umumiye"yi de "küreselleşme"yi de incelemeden bunları birbirine benzetip "sömürüye karşı" heyecanlı nutuklar atmak üretimimizde, istihdam ve ihracatımızda kaç kuruşluk artış sağlar?
Çağdaş ekonomiler artık daha çok "bilgi"ye dayanıyor!
1997 Nobel ekonomi ödülünü kazanan Myron Scholes ve Robert Merton'un borsa ve fiyat hareketleri üzerine yazdıkları eser, Batı basınında "ekonomide modern klasikler arasına giren bir çalışma" olarak nitelendi! (Reuter, 14 Ekim 1997)
Konferans için ülkemize de gelen Michael E. Porter'in "Milletlerin Rekabet Üstünlüğü" adlı 800 sayfalık eseri, Adam Smith'in "Milletlerin Zenginliği" kitabından sonra, Mises, Keynes ve Hayek çapında yeni bir "dönüm noktası" oldu. Temel tezi şu:
"Ülkelerin zenginliği, uluslararası 'verimlilik rekabeti'ndeki başarı düzeyine bağlıdır. Devalüasyonla ihracat artırılabilir ama kişi başına reel ihracat geliri arttırılmış olmaz! Sosyal harcamalarla kısa süreli gelir değişimleri yapılabilir ama refah düzeyi artmaz..." (Sf. 8 - 9)
Halbuki bize "devlet baba" ve "sosyal devlet", veya "Adil Düzen" diye bunun tam tersi belletilmişti!
Günümüzde politikacılar, akademisyenlar, sendika ve meslek kuruluşlarının liderleri ve bütün kamuoyu öncüleri çağın bu yeni dinamizmlerinden ve yeni bilgilerinden en azından "haberdar" olmalıdır.
O zaman, Çelebi'nin deyimiyle "dünyanın diliyle" konuşup dünya standartlarında davranarak "muasır medeniyet"e ulaşabiliriz.
Slogan ve ajitasyon ilkelliktir bu çağda.

Yazara EmailT.Akyol@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR