Obama ve milliyetçilik

ABD başkanlarının yemin töreni daima coşkulu milli bayramlar gibidir: Bayraklar, milli semboller, Amerikan kimliğini, Amerikan milli gururunu yücelten konuşmalar, İncil üzerine yemin, özel üniformalı askeri birliklerin geçit törenleri, yeni başkanın Amerikan bayraklarıyla, Amerikan renkleriyle donatılmış caddelerden Beyaz Saray’a yürüyen korteji...
Obama’nın töreni daha bir ihtişamlı oldu! 20 milyon Amerikalı katıldı törenlere!
Bush’un yarattığı travmalara karşı bir halk tepkisiydi! Bir ‘milli terapi’ idi adeta.
Obama, konuşmasında, Amerikan ordusunu övdü, “Babam bir Amerikan subayıydı... Ülkemizin güvenliğini sağlayan ordumuzun üyesi bir aileden geldiğim için onur duyuyorum” diye konuştu.
İncil üzerine yemin etti, konuşmasını “Tanrı Amerika’yı korusun!” diyerek tamamladı...
Bandonun çaldığı milli marşı 2 milyon Amerikalı söyledi!
Ayin gibi bir ruh birliği...

Uluslaşmanın neresindeyiz?!
Bazı arkadaşlar bu sahneleri gıptayla yazdılar. Ben de gıpta ettim. Hatta bu satırları yazarken kendi bayrağımın, İstiklal Marşı’mın, milli tarihimin heyecanını duyuyorum. Vatanı kurarken, kurtarırken ve şimdi korurken şehit düşen askerlerimizi rahmetle, şükranla anıyorum.
Ve... Beynimi zonklatan soru yine gelip musallat oluyor: Bizde niye Amerika’daki gibi değil!
“Uluslaşma” sürecimizin en hayati sorusudur bu!
Elbette bayrak ve İstiklal Marşı konusunda çok büyük bir heyecan ve duygu birliğine sahibiz ama mesela “asker bir aileden gelme gururu” için aynı şey söylenebilir mi?
İyi de bir askeri marş duyduğumuzda birçoğumuzun aklına askeri darbeler, müdahaleler gelmiyor mu?!
Amerika’da “Kurucu Atalar” son derece birleştirici, esin verici bir üst siyasi değerdir. Halbuki bizde Anıtkabir, birçok vatandaşa kıyafetlerinden dolayı yasaktır! Kendi “Kurucu Atalar”ımızın bir bölümünü hem de resmen “en hain dimağlar” diye suçlayarak kendimiz bu değerlerin birleştirici olmasına zarar vermedik mi?!

Demokrasi içinde
Örnekleri uzatmıyorum... Hayati mesele şu: İnsanlar ufalanmış kum yığınları halinde yaşayamaz. Birleştirici değerler, bir arada tutacak manevi harçlar gerekir. Bir “millet”i yoğurması ve birleştirmesi beklenen değerler, milletin bir bölümünü ruhen dışlıyorsa, hatta vatandaşların bir bölümüne ‘öteki’ bölümünü düşman gibi gösteriyorsa orada ciddi bir sorun vardır!
İşte yıllardan beri yaşadığımız gerilimlerin, kutuplaşmaların temelinde yatan, bu noktadaki sorunlardır!
Hem ortak milli değerlerimizin öneminin bilincine varmalıyız... Hem bu değerlerimizi hiçbirimizi dışlamayacak bir hoşgörüyle bütünleştirmeliyiz.
Bakın Obama bir siyahi olduğu halde onu başkan seçiyorlar! Dahası, Hıristiyan Amerikan toplumunda Obama göbek adının “Hussein” olduğunu söylemekten çekinmiyor, bunu kimse de sorun etmiyor... Aksine, bu çeşitlilik Amerikan milletinin birliği içinde algılanıyor.
Obama da Amerikan değerlerine yürekten sadık...
Artık farklılıkları “görüldüğü yerde ezerek” değil, “yok” sayarak değil, demokrasi içinde hoşgörüyle bir arada yaşayarak “millet”lerin güçlü olabileceği bir çağdayız.
Bunu hepimiz görmeliyiz, içimize sindirmeliyiz.