'Siyasi itikat'

Objektif Yağmur gibi olumlu mesajlar aldım; pek çok muhafazakâr okuyucum da önerimi makul bulmuştu.Ama küfredenler de vardı:"Sen de mi satıldın! Aydın Doğan emir verdi, döndün!"Halbuki Aydın Bey'in yazımdan hiç haberi yoktu!Bir kesim bugünlerde Aydın Bey'in türbana karşı kampanya emri verdiğini sanıyor. Türban yasağına karşı çıkmış ve bundan sonra da karşı çıkmaya devam edecek özgürlükçü bir yazar olarak belirteyim ki, Aydın Bey'in türban lehinde veya aleyhinde bir emri olmadığı gibi, yazar milletine emir verilmeyeceğini de çok iyi bilir.Askerden gelen baskılara bile boyun eğmediğimizi Aydın Bey bildiği gibi, onun boyun eğmediğini de biz birçok örnekten biliyoruz. DÜNKÜ yazımda Cumhurbaşkanı Gül'ün, anayasa değişikliğini Meclis'e iade etmesini savundum. Türbanlı kızlara uygulanan bilim öğrenme yasağını onayladığımdan değil, aksine, aşırı kutuplaşma ortamında sürecin "ağır bir kaza"ya uğramasından kaygılandığım için... Tepkilerin böyle akılcılıktan uzak, önyargılara, paranoyalara dayanması, kendisini 'ilerici' sayan kesimde de az değildir. Hatta "beyaz Türk" olmanın verdiği kudret duygusu bu kesimi daha hoşgörüsüz ve baskıcı yapıyor.Miting meydanlarında "AKP'ye satılmış basın" diye bağıranlar kimlerdi?! Farklı fikirleri, eleştiriden öteye liboş, satılmış, mandacı diye seviyesiz ve cahilce hakaretlerle susturmaya çalışanlar kimlerdir?! Hatta bu kesimin 'kurumsal' baskı gücü ve geleneği daha güçlüdür!"İhtilal mahkemeleri kurulabilir, geçmişe yürüyen ceza kanunları çıkarılabilir, bunlar aksi ispat edilinceye kadar suçludur" diye utanç verici fetvalar, idam sehpaları vardır bu gelenekte!Genç Demirel'e yıllarca "Gözümün önünde idam sehpasındaki Menderes'in resmi, öyle başbakanlık yaptım" dedirten neydi?! Merhum Özal'ı "İki gömleğim var, biri bayramlık, öteki idamlık" diye konuşturan neydi?! 21. yüzyılda bir başbakan hakkında idam imalarında bulanan gelenek nedir?!Fransız sosyoloğu Raymond Aron'un "seküler din" dediği bağnaz siyasi itikat! Öbür taraf Elbette bugünkü Türkiye'de artık açıkça idamdan, müdahaleden bahsedilmiyor. Son "koruma kollama" çağrısı, İnönü Üniversitesi'nin 5 Mayıs 2004 günlü Senato kararında kaldı!Fakat bir müdahaleden beklenebilecek şeyleri şimdi parti kapatma tehdidiyle, rejim kavgası kışkırtarak, kutuplaşma yaratarak, Meclis çoğunluğunu "hasta" ilan ederek siyasi ve toplumsal baskılarla gerçekleştirmek istiyorlar.Bunlar Paris'teki Troçkistler gibi marjinal grupların fantezileri değildir!Ellerinde 'kullanılabilir' yetkileri bulunan, kışkırtma ve kutuplaştırma gücüne sahip 'ideolojik' bir çevreden bahsediyoruz. Bu dar ama etkin çevrenin korkutmalarıyla kaygıları artmış milyonlarca insan, samimiyetle, laikliğin yerine şeriatın geleceğini zannederek korkuyor.Öbür yanda "Daha kaç yıl ezileceğiz" duygusu yayılıyor; bu milyonlar da "faso fiso kimseler" değil, "eşit vatandaş"tırlar.Duyguların böylesine kutuplaşması hayra alamet değildir!Onun içindir ki, Sayın Cumhurbaşkanı'nın, yasayı özgürlükçü bir gerekçeyle Meclis'e geri göndererek samimi kaygıları ve yasakları birlikte gideren liberal bir düzenleme için ülkeye soluk aldırması gerektiğini düşünüyorum. t.akyol@milliyet.com.tr Eşit vatandaş?