Türklüğe hakaret!

"Kimliklere saygı"dan bahsediyorsak, bu endişeyi de anlamak ve saygı duymak gerekir.Tarihi husumetlerle bugünkü Türk kimliğine saldıranlar, aşağılayanlar var. Bunlar "kardeşlik, barış" gibi kavramları 'suistimal' ederek toplumun büyük çoğunluğunu ve Türkiye'nin temel değerlerini "tahkir ve tezyif" ediyorlar. Sayıları çok az ama tahrikleri maalesef etkili oluyor.Bazen öyle sorumsuz yazıyorlar ki, ben de kendimi "tahkir ve tezyif edilmiş" hissediyorum.Ancak bu, meselenin bir yönüdür. Öbür yönü, 301. maddenin bugün ciddi bir "siyasi sorun" haline gelmiş olmasıdır. HUKUKİ bir mesele ideolojik kavgaya dönüştü; hatta kimlik kavgasına dönüşmek üzere! 301. maddenin kalkması halinde "önüne gelenin Türklüğe hakaret edeceği" endişesini çevremden gittikçe artan şekilde işitiyorum. 301. maddedeki suç tanımının aynısı, Atatürk zamanında İtalya'dan alınan Türk Ceza Kanunu'nda da vardı; İtalyan Ceza Kanunu'nun 291. maddesi "İtalyan milletine veya cumhuriyetine" alenen hakaret edenleri cezalandırıyordu.Prof. İzzet Özgenç'ten aldığım bilgiye göre, hukukçular bu maddeyi "Türk milleti" diye tercüme etmişler, Atatürk'ün müdahalesiyle "Türklük..." şeklinde kanunlaştırılmış."Türk milleti" sadece tarihi ve kültürel değil, aynı zamanda hukuki bir terim olduğu için hukuki sınırları daha belirgindir. "Türklük" terimi ise, "Türk milleti" teriminden daha geniştir ve o sebeple hukuki sınırları da yoruma çok açıktır.Bu muğlaklık yüzünden, aynı davada soruşturma, takipsizlik, iddianame, beraat ve mahkûmiyet kararları peş peşe gelebiliyor!Bu maddenin siyasi yönü, hukuki yönünden daha önemlidir. Onun için Atatürk zamanında da ondan sonra da bu tür davaların önünde "siyasi" bir süzgeç vardı: Ceza davası açmak için Adalet Bakanı'nın izni gerekiyordu. "Davayı açmak siyaseten uygun mu, değil mi?" anlamında Adalet Bakanı'na soruluyordu.Meselenin bamteli buradadır!Çünkü, davanın açılması, siyaseten davayla korunmak istenen değerlere daha büyük zarar verebilirdi!Fakat, 'yargı bağımsızlığı'nı Adalet Bakanlığı'nı dışlamak olarak anlayan çevrelerin etkisiyle, yeni Ceza Kanunu'nda "Adalet Bakanı'nın izni" şartı kaldırıldı. Türklük ve Türk milleti Artık siyasi bakımdan "Türklük" için zararlı olup olmayacağı düşünülmeden, davalar açılıyor. Birkaç bin kişinin okuduğu bir yazı, bir kitap bu davalarla milyonlara iletiliyor, kitlelerin duyguları kurcalanıyor, dünya ayağa kaldırılıyor! "Türklüğün" saygınlığı zedeleniyor bu şekilde. Halbuki Adalet Bakanı'nın izni şartı devam etseydi, bu yüzden yaşanan gerginlikler ve Türkiye hakkındaki imaj lekelenmeleri olmazdı.Neticeten, 301. madde konusunda ikili bir değişiklik öneriyorum: Suçun maddi unsurları bakımdan, "Türk milleti" ve "Türkiye Cumhuriyeti" terimleri kabul edilmelidir; çağdaş kanunlarda, mesela 1997 tarihli Polonya Ceza Kanunu'nda "Polonya milletine ve cumhuriyetine" hakaret cezalandırılıyor. Madde metnindeki "aşağılama" terimi yerine de, hukuki içtihatlarla içeriği belirlenmiş olan "tahkir ve tezyif" terimine dönülmelidir. Usul bakımından Adalet Bakanı'nın izni şartı getirilerek siyasi bir süzgeç konulmalıdır. t.akyol@milliyet.com.tr Siyasi süzgeç lazım