Üniversite...

Üniversite...


SAMSUN 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ndeki bir uygulamayı, değerli yazar Gülay Göktürk'ten okudum.
Yönetimi en fazla ideolojikleşmiş yüksek öğretim kurumlarımızdan biri olan bu üniversitemizde, İlahiyat Fakültesi'nin Kur'an derslerinde her hafta bir saat İstiklal Marşı, Onuncu Yıl Marşı, Gençlik Marşı gibi marşlar söylettiriliyormuş.
Dekan da emir vermiş:
- Bu marşlardan sınavı geçemeyenler, Kur'an dersinden sınıfta kalacak!
12 Eylül'de Mamak Askeri Cezaevi'ndeki tutukluluğumu hatırladım. İlk 'görüş günü'müzdü... Yaşar Okuyan ve rahmetli Avni Çarsancaklı dahil, 8 kişilik bir grup olarak bizi sıraya dizdiler. Kışta kıyamette, emir ve komuta altında uygun adım yürüdük, yürüdük...
Tel örgünün öbür tarafında eşlerimiz ve çocuklarımız bekliyorlardı.
Selahattin onbaşı "hazır ol, başla" diye emir verdi ve biz başladık:
- Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen...
Eşlerimiz, çocuklarımız ağlıyordu!
* * *
DİRENEBİLİR miydik? Bir defasında "diklenme"ye kalkınca, Cezaevi Komutanı Raci Tetik esip gürlemişti:
- Sizi asarım, intihar ettiler diye rapor tutarım!
Bu blöftü besbelli... Ama eş ve çocuklarımızın gözü önünde dövülmek onları çok büyük acı ve kaygılara boğardı. Bunu göze alamazdık.
Hücreye döndüğümüzde Okuyan bağırıyordu:
- Biz birinci vazifemizi yaptığımız için buraya konulduk!
Öyle ya komünizmle mücadele etmiştik! İstiklal Marşı, bayrak, vatan, Türklük gibi yüce değerler uğruna ölmeye hazırdık...
Ama bu yüce değerlerle aşağılanmak! Buna katlanmak çok zordu!
12 Eylül'de, Diyarbakır hapishanesinde dayakla "Ne Mutlu Türküm Diyene" diye bağırtılan acaba kaç genç sonradan azgın bir PKK celladı olmuştur, diye hep düşünmüşümdür.
O zaman cezaevi hatıralarımı yazmaya kararlıydım. Sonra vazgeçtim, yaraları kaşımamak için; olağanüstü bir dönemin duygularını yeni kuşaklara taşımamak için...
* * *
AMA üniversite söz konusu olunca susmak mümkün değil!
Hangi pedagojik, akademik ve mesleki icaptır üniversite öğrencilerine sınıfta zorla marş söyletmek... Hem de inadına yapar gibi, Kur'an derslerinde!
Temel eğitim döneminde elbette, en başta bayrak ve İstiklal Marşı olmak üzere, milli değer, simge ve marşlar öğretilir, benimsetilir.
"Millet' olmanın ortak duyarlıklarıdır bunlar...
Üniversite ise "eğitim" değil, "öğretim" yeridir. Marş belletmek Ticaret Hukuku'nda, Farmakoloji'de ne kadar akıl dışı ise, Kur'an dersinde de öyledir.
Hiçbir pedagojik, akademik sebebi olamaz! Pozitivist bağnazlıktır bu! Bilime, bilgiye yararı olan ideolojik bağnazlık yoktur! Lavoisier'nin kafasını Jakobenler kesmedi mi?
Zihinleri açmak mı istiyorsunuz?
Dün Vakıf Bilgi Üniversitesi'nde, Clinton kuşağından felsefe doktoru yazar Thomas Friedman "Globalleşmenin Türkiye için anlamı" konulu bir konferans verdi. Üniversiteye bu tür faaliyetler yakışır.
İstanbul ve Samsun üniversiteleri niye böyle dünyaya açık konferanslar düzenlemiyor?
İşte çağa açık ya da kapalı olmanın göstergelerinden biri daha!