Üniversite, reform ve statüko

Objektif Bugünkü gergin ortamda bir de katsayı sorununu ateşlemekten sakındıkları için Sayın Özcan'ı ve YÖK üyelerini kutluyorum.YÖK toplantısında bu konuda, müzakereden öteye hiçbir tartışma olmamış, oybirliğiyle karar alınmış. Kurullarda "oybirliği" bir emrin icrası veya bir baskının sonucu değil de, serbestçe oluşan bir "ortak akıl" halinde ortaya çıktığı zaman sağduyu göstergesidir.Katsayı meselesi bir sorundur, büyük bir sorununun parçasıdır. Türkiye'de bir "üniversiteye giriş" sorunu vardır, girdikten sonra bölüm değiştirme sorunu vardır. Bu konulardaki yasaklar "kabiliyetlerin serbest dolaşımı"nı engelliyor.Çocuklar ailelerinin tercihine ve giriş sınavında tesadüf eden branşa ömür boyu mahkûm oluyorlar! YÖK Başkanı Sayın Prof. Yusuf Ziya Özcan aradı, katsayıya dokunmadıklarını hatırlattı. "Bana hitaben açık mektup yazdınız ama benim karardan önce açıklama yapmam uygun olmazdı" dedi. Prof. Özcan, ünivrsiteye girişte "İngiltere'deki o-level ve a-level gibi sınavlarla öğrenci seçilmesine benzer" bir model düşündüklerini söyledi. Ayrıntıya girmedi, çünkü çalışma devam ediyor, model zamanla şekillenecek.Esası şu: Lise ve dengi okul mezunları bir "genel seviye" (o-level) sınavına girecek; eski bakalorya veya olgunluk sınavları gibi.Ondan sonra "ileri seviye" (a-level) sınavı...Bu iki sınavda alınan notlara göre öğrenciler fakülte ve yüksekokullara gidecek.Ailen seni hangi okula vermişti, hangi okuldan mezun olmuştun diye değil, tamamen başarıya, liyakate dayalı bir model.Uzun vadede hedef, bu iki sınavın sonuçlarına göre üniversitelerin kendi öğrencilerini kendisinin seçmesi...Prof. Tosun Terzioğlu, Prof. Üstün Ergüder ve Bilgi Üniversitesi kurucusu Latif Mutlu gibi otorite isimlerin eskiden beri savunduğu doğru ilkelerdir bunlar. Liyakate göre Perşembe günkü YÖK toplantısı Başkan Prof. Özcan'ın "Herkes görüşünü söylesin" demesiyle başladı; toplantıda bulunan 17 üyenin tamamı görüşlerini bildirdi; genel kanaat, bugünkü öğrenci seçme sisteminin tıkandığı...YÖK Başkanı'nın üyelere karar empoze etmediği bir toplantı oldu.Dahası, YÖK'te artık bütün üyeler uzmanlıklarına göre komisyonlarda görevlidir, "dışlanan üyeler" yok.Bunlar sevindirici işaretlerdir. YÖK kendi çalışma sisteminde ne kadar serbest fikirli ve katılımcı olursa, reform konusunda o kadar yaratıcı düşünceler ortaya çıkar. İster hükümetten, ister "akademik mahalle"den gelecek baskılara karşı kurumsal direnç o kadar güçlü olur.Türkiye artık "çağın üniversitesi"ni düşünmek, bu yönde reform üretmek zorundadır: Hür ve rekabetçi bir üniversite. İlişkilerin ve ideolojinin değil, evrensel liyakat ve hesap verirlik ölçülerinin geçerli olduğu bir üniversite.Prof. Üstün Ergüder, "Bizde üniversitenin kendi içinde bir reform modeli ve süreci üretememiş olması, sistemin nasıl tıkandığının göstergesidir" diyor haklı olarak.Reform hükümetten gelince; "İstemeyiz!"Peki sen yap; "Hayır, yapamam!"Bu, çağın dinamizmine aykırı bir statükoculuktur. Üniversite statüko için "bekçi" değil, reform için "yaratıcı" olmaya, bunun liyakat ve rekabet sistemlerini geliştirmeye mecburdur! t.akyol@milliyet.com.tr Hür ve rekabetçi