Yargı sorunu

YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın “mahkeme kararını dolanmak” sözü sadece yakışıksız değildi; ‘yöneticilik’ açısından da olumsuz bir örnekti. İşte Danıştay ‘dolandırtmam’ dedi!
Danıştay’ın öyle diyeceği besbelliydi. Çünkü Danıştay, tuttuğu çizgide ısrarlı ve kararlıdır... Katsayı eşitsizliğinin azaltılmasına bile izin vermiyor. Bunun için “statü” kavramına dayanıyor: Öğrencilerin aileleri tarafından gönderildikleri okulu “hukuki statü” sayıyor, katsayı eşitsizliğini ‘emredici norm’ haline getiriyor!
Pedagojinin gerekleri açısından idareye takdir yetkisi bırakmıyor.
Böyle bir “statü” anlayışı “fırsat eşitliği”ne aykırı olduğu gibi, modern de değildir. Başarılı öğrenci niye ailesinin biçtiği “statü”nün ötesine geçemesin?! Herhangi bir sosyal tarihçiye sorulabilir; “statü”leri böyle aşılmaz koridorlar gibi görmek onları tarihteki “kast”lar gibi değerlendirmek olur. Modern hukukun temelinde ise hak eşitliği vardır.

HSYK tarafsız mı?
Aslında mesele, genel ve hayati derecede önemli bir sorunla ilgilidir: Yargının tarafsız olup olmadığı sorunu...
HSYK Başkan Vekili Sayın Kadir Özbek’in arkadaşımız Fikret Bila’ya dün yaptığı açıklamalarda da bu genel ve hayati sorunu görüyoruz.
Sayın Özbek bir “taraf”tan baktığı için problemin bir “taraf”ını görüyor: Adalet Bakanı ve Müsteşarı’nın HSYK’ya katılmasının, sekretarya ve müfettişlerin bakanlığa bağlı olmasının yarattığı bağımlılık sakıncaları...
Önerdiği çözüm de ister istemez “tek taraflı” oluyor: Adalet Bakanı ve müsteşar kuruldan çıksın, bütün işlevler HSYK’ya verilsin.
Halbuki Sayın Özbek’in görmediği “taraf”ta başka bir büyük sorun daha vardır: Yargıyı tarafsız kılacak kurumsal yapılanma noksanı!
Bizde HSYK yüksek yargı üyelerini seçiyor, yüksek yargı da beş tanecik HSYK üyesini seçiyor!
Bu da oligarşileşmeye, tarafsızlık aşınmasına yol açıyor!
Bunun önlemek ve tarafsızlığı geliştirmek için demokratik ülkelerde HSYK türü kurullara sadece “yüksek yargı” üye seçmiyor; üye seçimi “geniş tabanlı” ve “çeşitli kaynaklardan” yapılıyor; üye sayısı da yüksek oluyor, görüşlerin çeşitliliğini sağlamak için.

Bağımsız ve tarafsız?
Sayın Özbek’in görmediği bu “taraf”ı Yargıtay ve Danıştay görmüş, HSYK’nın geniş temsil ve çeşitlilik esasına göre yeniden yapılandırılması konusunda Adalet Bakanlığı ile “mutabakat zaptı” imzalamıştır.
Yargısal “tarafsızlık” ancak problemin çeşitli “taraflar”ını görmek ve eşit mesafede durmakla mümkündür; “tek taraf”tan bakarak tarafsız olunamaz.
Sayın Özbek’in çok savunduğu 1961 Anayasası’nda, Yüksek Hâkimler Kurulu’nda evet Bakan’ın oy hakkı yoktu, ama kurul 5 tanecik üyeden değil, 18 üyeden oluşuyordu! Parlamento da üye seçiyordu!
HSYK’ya parlamentonun üye seçmesi şart değil, şart olan üye sayısının artması, geniş temsil ve kaynak çeşitliliğidir.
Yani oligarşik yapının demokratikleştirilmesi...
Bunlara değinmeden HSYK reformunu “tek taraflı” savunmak tarafsız bir tavır değildir.
Son bir not: 27 Mayıs cuntası adli yargıdan 520 hâkimi, Danıştay üyelerinin de tam yarısını tasfiye ederek yargıyı kendine göre şekillendirdikten sonra bağımsızlık vermişti! Merhum Ecevit’in 1970’lerde “Yargı devrimcilerin elindedir” dediği, bu yargıydı işte.
Reformun amacı sadece “bağımsız” değil, mutlaka “tarafsız” yargı olmalıdır.