Yargı ve siyaset

Çetinkaya, 27 Mayıs cuntasının Menderes ve arkadaşlarını mahkûm ettirmek için kurdurduğu düzmece Yassıada mahkemesini şöyle tanımlıyor:"Güdümlü bir mahkeme. Yargılama değil, mahkûm etmeye yönelik bir senaryoydu. Yargı büyük yara aldı."Bu düzmece mahkemenin gerçek yüzünü ifade ettiği için Çetinkaya'yı alkışlıyorum.Halbuki hukuk profesörleri, utanç verici fetvalarla bu yüz karası mahkemeye 'meşruluk' kisvesi giydirmişlerdi! Hukuk fakültelerimiz de otuz beş yıldır bu hukuk faciasına gözlerini kapatıyor!Bu vahim tablo bizde "resmi hukuk kültürü"nün ne kadar sorunlu olduğunun bir fotoğrafıdır. DANIŞTAY Başkanı Sayın Ender Çetinkaya, emekliye ayrıldı; başarıları için kendisini kutluyorum. Basına yaptığı açıklamaları da yargı ve siyaset arasındaki sorunlu ilişkiler açısından irdelemek istiyorum. Anayasa Mahkemesi, demokrasiler için vazgeçilmez kurumlardır. Ancak 27 Mayıs cuntası, Anayasa Mahkemesi'ni kurarken, kendi ideolojisini 'kadrolaştırdı'; Yassıada Mahkemesi'nin Başkanı Salim Başol'u Anayasa Mahkemesi üyeliğine ataması bunun bir göstergesidir. Mahkemenin birçok kararı bu 'kadrolaşma'nın damgasını taşımıştır."Kurucu irade"lerin yargıyı 'kadrolaştırma'sı tarihsel bir gerçektir. Fakat yargının zamanla "tarafsız" hale gelmesi gerekir. Biz bunu yeterince gerçekleştiremedik; 1950'lerden beri yargı-siyaset sürtüşmesi yaşanıyor. Ecevit bunu "Yargı devrimcilerin elindedir" diye ifade etmişti. (1)Askeri anayasalara da yansıyan genel bir 'refleks' vardır: 'Siyaset bulaşmasın' sloganıyla "seçilmişler"in yetkilerini olabildiğince budamak, onları "kurumsal" bir vesayet altında tutmak!Özelleştirmeyi engelleyen kararlar yargıdaki "devletçilik" ideolojisinin ve "seçilmişleri olabildiğince kısıtlama" refleksinin birçok örneklerinden biridir. (2) Yargı ve devrim Seçilmişleri normal demokrasilerde olduğundan daha fazla kısıtlama, hatta vesayet altında tutma isteğinin bir örneği, Meclis'in Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmesine Cumhurbaşkanı Sezer'in ve yargı organlarının karşı çıkmasıdır! Hiçbir demokraside böyle bir şey yoktur!Diğer bir örnek, Adalet Bakanlığı'nın yetkilerinin yargı bağımsızlığına aykırı sanılmasıdır! Sayın Çetinkaya da yargıyı denetleyecek müfettişlerin Adalet Bakanlığı kadrosunda olmasına karşı çıkıyor. Öyle olmasaymış, Van Savcısı o iddianameyi hazırlayamaz veya hemen hakkında işlem yapılırmış!Dünya tecrübesi göstermiştir ki, denetleyen ile denetlenen 'ayrı' olmalıdır; yargıyı yine yargının seçtiği organlar denetlediği takdirde "kapalı bir zümrenin, bir hâkimler aristokrasisinin oluşmasına yol açabileceği" görülmüştür. (3)Bu sakıncanın bizdeki örneği "Neşter Operasyonu"nda ortaya çıktı!Böyle sakıncaları önlemek için, sağlıklı demokrasilerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi kurullarda ve denetim mekanizmasında Adalet Bakanlığı'nın belli ölçüde işlevsel olması kabul edilmiştir.Neticeten, bizde "yargının bağımsızlığı" sorunu yoktur, "yargının tarafsızlığı" sorunu vardır. Yargının siyasi konularda "muhalif taraf" gibi hareket etmesi, yargı-siyaset sürtüşmesini kızıştırmaktadır.Tüpraş ve türban iki simge konudur bu sürtüşmede.Yarın devam edeceğim.1) B. Ecevit, Atatürk ve Devrimcilik, sf. 106.2) Prof. Ergun Özbudun, Anayasa Mahkemesi ve Ekonomik Politika, sf. özellikle 325.3) Prof. Şeref Ünal, Anayasa Hukuku Açısından Mahkemelerin Bağımsızlığı, özellikle sf. 88. t.akyol@milliyet.com.tr 'Tarafsız' yargı?