ZORUNLU AÇIKLAMA!

9 Ekim 2019

Galatasaray Başkan Yardımcısı Yusuf Günay, dün “Zorunlu Açıklama” başlığı altında yapmış olduğu yazılı açıklama ile doğru haberin kalesi olan Milliyet Spor’u da hedef alınca, bizim için de bir “zorunlu açıklama” yapmak farz oldu.

Önce, dün Milliyet Spor’un “Divan-ı Harp” başlığıyla manşetinde yer alan ve Sayın Günay’ın “servis edildi” dediği habere bir bakalım...
Galatasaray kafilesi, 3-2 kazandığı Kayseri deplasmanından dönüyor. Yolculuk öncesi Günay ile sohbete başlayan Fatih Terim, Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ile yaşadıkları gerilime dikkat çekip, “Bizim stadın içinde Koç Grubu’na ait Divan Restoran var. Neden hâlâ çalıştırıyorsunuz” diye soruyor, Yusuf bey, “Devam eden bir sözleşmemiz” var deyince de, Terim, “Tazminatını verin feshedin, paranız yoksa ben öderim” şeklinde tepki koyuyor.

Bu son derece ilginç ve özel haberi ilk olarak meslektaşım Gökhan Dinç geçtiğimiz pazar günü, TV360’da Haluk Yürekli ile birlikte yaptığı programda duyurdu. Dinç, “Konuşma sanırım Malatya maçından sonra ama emin değilim” dedi.

Pazartesi günü gündem toplantımızda bu dikkat çekici haberi geliştirme kararı aldık. Saat 14.03’de konuyla ilgili olarak Sayın Günay’ı cep telefonundan aradım. İletişim sırasında not tutmaya başladım, odada bulunan Milliyet Ekonomi Müdürü Şükrü Andaç’ın yanı sıra mesai arkadaşlarım Ediz Sırapınar ve Mustafa Anıklı da buna şahit oldu.

Ankara’da çok önemli bürokratik görevlerde bulunduğunu yakından bildiğim ve gerçekten saygı duyduğum Yusuf Günay, konuşmamızın hemen başında Türkiye Gazetesi’ndeki işten çıkartılmayla ilgili olarak haksızlık yapıldığını, Sadık Söztutan ile konuştuğunu ve bu haksızlığın giderilmesini istediğini anlattı. Ardından da Gökhan Dinç’in açıklamalarıyla ilgili olarak, “O söylenenler doğru değil. İki kişi arasındaki sohbeti nasıl duyabilirler. Uçakta böyle bir konuşma olmadı. Ben sana gerçeği anlatayım; böyle bir konuşma Kayseri maçı dönüşünde oldu” dedi.

Odadaki arkadaşlarımla o an birbirimize baktık. Sayın Günay, “Malatya’da olmadı ama Kayseri’de oldu” diyerek net bir biçimde haberi doğruluyor, hatta ek bilgi de veriyordu. “Evet, Fatih hocanın Divan ile ilgili böyle bir isteği oldu, ben de sözleşmemiz sürüyor karşılığını verdim” dedi. Ardından “Bugün başkan Cengiz ile Fatih hoca arasında bir görüşme olacakmış. Konu da hocanın görev tanımıymış, bu yönde az önce internet sitelerine düşen haberler var” diye sordum, “Sadece başkan değil ben ve Abdurrahim Albayrak’da katılacak” diye yanıtlayan Günay, bu toplantı sonrasında da akşam konuşabileceğimizi söyledi ve telefonu karşılıklı olarak kapattık.

Bu görüşme sonrası Fatih Terim cephesinden aldığımız bazı bilgileri de ekleyip Galatasaray muhabirimiz Nevzat Dindar’ın toparladığı “Divan-ı Harp” başlıklı haberimizi yaptık. Dün saat tam 15.00’te Sayın Yusuf Günay’dan zehir zemberek bir açıklama geldi. Günay, kendisine yönelik karalama kampanyasından dem vurduğu açıklamasında, haberi yalanlamıyor ama “servis edildiğini” iddia ediyor. Yasal süre başlatıldığına da dikkat çekiyor.

Yazının devamı...

Lider olmayınca...

23 Eylül 2019

Bu beklenmedik beraberliğe birden fazla gerekçe bulabiliriz. Örneğin, “Fatih Terim’in sürpriz rotasyonu takımın dengelerini bozdu” diyebiliriz. Ya da, “Terim ve ekibinin cezalı oluşları, otorite boşluğu yarattı, organizasyon bozuldu” şeklinde değerlendirme de yapabiliriz. Hatta, bu denli kaliteli ve tecrübeli kadroya rağmen “Şampiyonlar Ligi yorgunluğunu üzerlerinden atamamışlar” diye abartılı bir yorumda bile bulunabiliriz. Ve bunlar gibi başka nedenler sıralamak da mümkün...
Ama gerçek bir tane... O da, Galatasaray’ın iyi takım olmasına karşın iyi futbolu henüz oynamıyor olması...
Sarı-kırmızılı ekibin, “Bunu ben de atarım” türünden çok sayıda goller kaçırması kimseyi aldatmasın. Malatya maçına çıkmadan Fenerbahçe maçıyla yatıp-kalkan lidersiz takımın “şuursuz” olması son derece doğal değil mi?
Gerçekçi konuşalım, Fatih Terim’in kenarda olmadığı her maçta Galatasaray saha içi organizasyonda sorun yaşıyor. Dünkü Malatya maçı bu tespit için harika bir örnek...
Malatya ilk 20 dakikanın hakimi olan taraftı. Galatasaray üzerinde etkileyici bir baskı kurdu Sergen Yalçın’ın takımı. İki ciddi pozisyon işte bu anlarda kaçtı. Seri dışında ne yaptığını bilen Galatasaraylı’nın mumla arandığı bu bölümün bitiminde, yukarıdan gelen uyarı sonrasında, oyuncuların bölgeleriyle ilgili küçük bir değişiklik başka bir Galatasaray çıkardı karşımıza. Tanıdığımız, başında Terim’in olduğu bildiğimiz Galatasaray gibi oynamaya başladılar. 23. dakikada gol geldi. Ardından devre olana kadar goller kaçtıkça kaçtı.
Galatasaray ikinci yarıya bıraktığı yerden başladı. Yine şuursuz, yine vurdumduymaz bir görüntü vardı ama geriye yaslanmış Malatya’ya karşı pozisyon üstüne pozisyon buldular. Bu dönemde akıl almaz goller de kaçtı. Tam, “Şimdi Galatasaray ikinciyi atıyor” derken, Sergen Yalçın devreye girdi. Fofana’yı sahaya süren Sergen hoca, bir anda maçın rengini de gidişatını da değiştirdi. Orta sahaların kolaylıkla geçildiği bu son bölümde, üç duran top ile “Geliyorum” mesajı veren Malatya, dördüncüsünde golü buldu.
Hakemin 3 dakika uzatma verdiği yerde, Falcao’nun 90. dakikada oyuna girmesine ve hakeme yapılan eleştirilere de şaşırmamak elde değil.

Yazının devamı...

Emre olmayınca

17 Eylül 2019

Ligin 4. haftası oynanıyor ama, dünkü Alanyaspor maçı sezonun tamamına yetecek kadar Fenerbahçe ile ilgili defoları ortaya çıkardı. İlk 3 haftadaki heyecanlı, keyif veren futbolun karşılığında Emre Belözoğlu isminin yazdığı çok net görüldü. Dün Emre’nin yokluğu, Fenerbahçe’nin Alanya karşısındaki yokluğuyla eş değerdi. Maçın neredeyse tamamında dikine oynayamayan, savunma yapma konusunda beceriksizler mangasını andıran, topu ileri taşıma çabasında ise komik durumlara düşen bir Fenerbahçe izledik. Yenilen üç gol, üçünde de çok büyük savunma hataları.
Ersun Yanal’ın neden ısrarla bir sol bek istediğini dün çok net bir şekilde Kolorov’a yaşlı diye itiraz eden Fenerebahçeli yöneticiler sanırım anlamışlardır. Doğru bir sol bek Dirar’ı gerçek yerine taşır, Ozan’ı da zorunlu sağ bek pozisyonundan çıkarırdı. Ozan’ın bölgesi dün tam anlamıyla koridor oldu. Alanyaspor baskıyı da, hücumu da öncelikle Ozan’ın alanına yığdı. Alanyaspor burada hiç hata yapmazken, Ozan ve onun hemen yanındaki Zanka hata yapma konusunda adeta yarıştılar. Tabelada 3-1 yazıyor ama 5-1 olsa skor kimse şaşırmazdı.
Gerçekçi konuşalım... Bu pas oyunu Fenerbahçe’ye yakışmıyor. Aykut Kocaman döneminde de sevilmemişti, hücumcu diye bildiğimiz Ersun Yanal’da da sevilmediği kesin. Oyunu Altay ile kurmak büyük bir risk. Bir de Jailson’un ikinci topları kendi ceza alanında dağıtmak istemesi var ki işte Fenerbahçe adına en büyük sorun bu. Erol Bulut, sarı-lacivertli ekibin bu sıkıntısını iyi görmüş. Kalabalık bir biçimde önde baskıyla Fenerbahçe’yi net bir şekilde alaşağı etti. Bakmayın siz topun Fenerbahçe’de daha çok kaldığına. Erol Bulut’un istediği zaten buydu. Fenerbahçe de yan paslarla Bulut’un ekmeğine yağı da sürdü, balı da.
Geçtiğimiz haftalarda Emre Belözoğlu tek topla Fenerbahçe’yi çok hızlı bir şekilde ileri taşıyordu. Sarı-lacivertliler ileride oynayınca Kruse de, Deniz Türüç de ve elbette özellikle Vedat Muriç kapasitelerinin üstünde performans gösteriyor, Fenerbahçe de sıklıkla pozisyon buluyordu. Dün bunun tam tersi oldu. Bu üçlü kayıp, orta alanda destekçileri ise tam anlamıyla yitikti.
Alanyaspor ilk üç hafta 9 puanı bileğinin hakkıyla aldığını net bir şekilde gösterdi. Onlar büyük bir alkışı hak etti, Fenerbahçe ise ilk hayal kırıklığında kendini dev aynasında görmekten kurtuldu.

Yazının devamı...

Saplantılar...

22 Nisan 2019

Üst düzey teknik adamların genellikle takıntıları vardır. Kiminin sistem takıntısı vardır, elindeki oyuncu topluluğunun yapısına bakmadan onları vazgeçemediği sistemine uydurmaya çalışır. Bazılarının da oyuncu takıntısı vardır, ısrarla kötü oynayan oyuncuya aynı ısrarla her hafta onbirde forma verir...Tıpkı Ersun Yanal’ın Tolgay tercihi gibi. Tolgay iyi bir oyuncu olabilir. Bu göreceli bir değerlendirme elbette.Ama Beşiktaş performansları Tolgay’a bir kredi sağlıyor. Ancak, her iyi oyuncu sürekli oynar diye bir kaide yok. Tolgay hatfalardır “ben formsuzum” diyor, ne ilginçtir ki Ersun Yanal ne görüyor, ne de duyuyor. Ersun hoca üç maymunları oynuyor ve bu kötü oyun kapalı gişe olsa da karın doyurmuyor...Yanal formsuz, Yanal cesur değil, Yanal hücum oynatmayı unutmuş, risk almak artık kitabında yazmıyor. Sanırım Fenerbahçe Teknik Direktörü olduğunun farkında değil, yoksa beraberlikleri sevinçle karşılayacak kadar hedefsiz kalmazdı.
Bakın ilk yarının neredeyse tamamında Alanyaspor, Fenerbahçe’yi hallaç pamuğu gibi attı. 15. dakikadan sonra neredeyse oyunun tamamı Fenerbahçe ceza alanı içinde cereyan etti. Çok büyük şans eseri gol yemeden soyunma odasına gitti Fenerbahçe. Hem de Tolgay-Mehmet ikilisi ve önlerindeki Elmas, kanat bekleri (Ki onlara bek demeye şahit gerek) İsmail ile Isla’nın saç-baş yolduran berbat oyunların rağmen...
Maçı izleyenler, Ersun Yanal en az iki hamle yapar, hiç olmazsa orta alanı güçlendirir diye beklerken, Yanal ilginç bir kararla grogi durumundaki takımını sahaya geri gönderdi...
Sergen Yalçın elbette bu fırsatı kaçırmadı. Gösterişsiz ama özenle seçilmiş ve futbol oynamayı bilen takımı ikinci yarıya bıraktığı yerden devam etti. Arka arkaya üç pozisyonda golün sinyalini veren Alanyaspor, Harun’un kalesinde devleşmesine karşın beklenen golü Efecan ile buldu. Sonrasında cömert Sisse neler kaçırdı neler...
Ortada çok net görünen yalın bir gerçek var. Sezon başından bu yana üç teknik adam değiştiren Fenerbahçe ligimizin en kötü futbol oynayan takımı. Son 15 yılda hiç bu kadar kifayetsiz Fenerbahçe kadrosu hatırlamıyorum. Yazık, varını yoğunu ortaya koyan taraftara yazık. Bu takımın top yekün yenilenmeye ihtiyacı var...Ama elbette önce ligde kalmayı becersinler...

Yazının devamı...

Tek devre

18 Mart 2019

Galatasaray’da kötü başlayıp iyi bitirmek artık bir alışkanlık... O nedenledir ki ilk 45 dakikada 2-0 gerideyken bile çok rahat, hatta zaman zaman vurdumduymaz bir takım vardı sahada... İşin ilginç tarafı, Fatih Terim de kenarıda sakin ve müdahaleci değildi. Terim’in durumunu, soyunma odasında yaşanacak fırtına önceki sessizlik olarak değerlendirmek mümkün... Ama kim ne derse desin, sonuç ne olursa olsun ilk yarıdaki Galatasaray için şampiyonluk adayı demek, Bursaspor’a, Yusuf ve Senegallilere haksızlık olur.
Olağanüstü güzellikteki golleri unutmadan maçı özetlemek gerikirse; tek devrelik Galatasaray, genç ve tecrübesiz Bursaspor’u alaşağı etmeye yetti diyebiliriz.
Bursaspor’un her iki kanadı mükemmel kullanıp Yusuf ile fırtına gibi estiği ilk yarıda, Galatasaray neredeyse hiç pozisyon üretemedi. Samet Aybaba’nın talebeleri 45. dakikaya kadar hem orta sahayı iyi kontrol ettiler hem de Feghouli-Belhanda ikilisinin etkili pas trafiğini engellediler. Ne var ki soyunma odasına gitmeye saniyeler kala duran toptan gelen gol Galatasaray’a can suyu oldu.
Galatasaray ikinci yarıya evinde oynuyorcasına etkili bir baskıyla başladı. Sarı-kırmızılı ekip en iyi yaptığı işi, yani önde baskıyı, skoru korumaya çalışan ve geriye yaslanan Bursaspor’a hemen kabul ettirdi. Arka arkaya gelen iki gol, Bursaspor’u oyundan düşürdüğü gibi, tüm kontrol Galatasaray’ın oldu. Sonrasında gelen Feghouli’nin jeneriklik golü Galatasaray’ın şampiyonluk yarışı içinde kalmasını sağladı.
Maçın kritik anları var;
Öncelikle VAR ile gelen penaltı kararı kesinlikle doğru... Ama burada VAR’a hiç ihtiyaç yoktu. Çünkü Suat Arslanboğa pozisyona çok yakındı ve hiç de atlanacak bir pozisyon değildi. “Nasıl olsa VAR var” düşüncesi tembel bir hakem nesli yarattı. Bu pozisyonda kolaylıkla VAR’ı bekleyen Arslanboğa, Emre Taşdemir’in elinin topla teması ile ilgili olarak ise çok daha kendinden emindi. Oysa biz de o pozisyonun penaltı olduğu konusunda eminiz. Hazır Emre’den bahsetmişken ona çıkması gereken ikinci sarı kart tartışmasını da gündeme taşımalıyız.
Yusuf Erdoğan, Galatasaraylılar’ın yüreğini ağzına getirdi. Özellikle ilk yarıda “Galatasaray’ın yumuşak karnı hızlı kanat çıkışlarıdır” diyerek tam 6 depar attı.

Yazının devamı...

Umut veren bir F.Bahçe

13 Şubat 2019

Bu sezon en umut verici, en heyecanlandıran ve taraftarını en az tedirgin eden Fenerbahçe’yi izledik. Özellikle ilk 45 dakika mükemmele yakın bir performans sergilediler. Kanatları değişerek kullanan Moses-Valbuena ikilisi, Hasan Ali ve Isla’dan aldıkları olağanüstü desteklerle, hem sarı-lacivertli ekibin çok iyi hücum etmesini sağladılar hem de ilerde baskı yaparak Zenit’in çıkışını büyük ölçüde engellediler.
Ama asıl önemlisi, yine ilk yarıda çok etkileyici bir orta saha izledik. Özellikle Jailson ve Eljif Elmas neredeyse tüm ribaundları topladılar, bir tane bile dönen top bırakmadılar. Hazır sahanın en iyilerinden biri olan Eljif Elmas’tan bahsetmişken, Ersun hocanın güçlü orta alana en çok ihtiyaç duyduğu bir anda onu kenara almasını anlamakta zorluk çektiğimi belirtmeliyim. Eljif çıktıktan sonra Zenit, korner üstüne korner kullandı ve hiç olmadığı kadar hücum şansı buldu. Yaslanan bir Fenerbahçe bu yüzden son 15 dakika hücumu neredeyse hiç yapamadı.
Herkes biliyor ki Slimani iyi bir golcü... Özellikle Premier Lig’deki performansı hala akıllarda... Belli ki bir kan uyuşmazlığı, bir aidiyet eksikliği söz konusu... Dün attığı gol öyle her babayiğit santrforun atabileceği bir gol değil. Kafaya çıkmışken, yere daha temas etmemiş topu filelere göndermek büyük beceri ister. Ama yazık ki, yine akıl almaz goller kaçırdı. Kariyeri göz önüne alındığında bu kaçanları anlamak çok zor. Bir de şu gerçek var ki bir santrfor o kadar çok orta sahaya ya da kanatlara gelip oyunun içinde olmaz, pas trafiğini karıştırmaz. Sanki Slimani’de bir de pozisyon bilgisi eksikliği var.
Moses henüz tek devrelik fizik güçle oynuyor. Birkaç hafta sonra bambaşka bir oyuncu olarak karşımıza çıkacağı kesin. İlk yarı tıpkı Valbuena gibi Fenerbahçe taraftarını mest etti ama ikinci yarı bu ikili de özellikle 60. dakika itibarıyla birbirlerine nazire edercesine oyundan düştüler. Sanırım Ersun Yanal’ın çözüm bulması gereken ilk sorun burası. Bu takım kanatları kullanınca başka oynuyor. Kanat bekleri son derece etkileyici... Beklerle önlerinde oynayanların uyumu da mükemmel... Ama bu uyumun mutlaka ve mutlaka 90 dakikaya yayılması şart.
Skrtel, Fenerbahçe’nin en kritik oyuncusu. O olmayınca savunma hem çok kısalıyor, hem de fizik güç olarak oyundan düşüyor. Dün Skrtel oynayınca savunmanın ne kadar yüksek bir özgüvenle oynadığını hep birlikte gördük.
Ve elbette Harun... Öyle olağanüstü bir performans ortaya koymadı. Onu tedirgin edecek çok fazla bir pozisyon olmadı. Ancak öyle bir penaltı kurtardı ki, belki de Fenerbahçe’nin tur şansının altına imzasını attı. Harun’un penaltı pozisyonundaki çift hamleli reaksiyonu inanılmazdı. Önce çıkardı, sonra düştüğü yerden tekrar kalkıp, topu kontrol etti. Hem ona bravo, hem de kademe nasıl yapılırı mükemmel ortaya koyan, taraftarın yeni gözdesi Sadık’a...

Yazının devamı...

Hesap tutmadı

3 Şubat 2019

Sergen Yalçın’ın büyük takımları analiz etmedeki müthiş becerisi dün de Galatasaray’a engel çıkardı. Ara transfer döneminde net bir biçimde şampiyonluğunu ilan eden sarı-kırmızılılar gerçek şampiyonluk yolunda aynı performansı gösteremediler... Takımda yeni oyuncu çok, alışkanlık, uyum, aidiyet sorunu var ama en önemlisi Mariano’nun erken sakatlığıdır. Bu sakatlık Fatih Terim’in tüm planlarını alt-üst etmeye yetti ve hatta kaybedilen iki puanın ana nedeni oldu.
Birarada hiç oynamamış dört savunma oyuncusu ve bunlardan bir tanesi en kritik bölgede ilk defa forma giyiyor. Önlerindeki üçlü, beceri ve mücadele yönünden ligin belki de en iyisi ama en vurdumduymazları, kanatta iki özel isim ne var ki onların da geriye dönüp savunmaya destek vermek gibi bir huyları yok. Forvette ise müthiş kariyer, ne yazık ki onun da gücü yok.
İşte böyle bir Galatasaray’a karşı maçın neredeyse tamamında önde baskı yaparak oynayan Alanyaspor 90 dakikanın hakimiydi. İstediği zaman Galatasaray’ın oynamasına izin verdi (ki bu süre en fazla 15 dakika), istediği zaman tempo yaptı ve en önemlisi topun kontrolünü sürekli elinde tuttu.
Fatih Terim’in ilk yarıdaki 4-3-3’lük sistemi kağıt üstünde ve oyuncuların bireysel yetenekleri düşünüldüğünde doğruydu. Ancak ilk yarı bittiğinde soyunma odasındaki hesabın sahaya uymadığı ortaya çıktı. Bir tarafta Onyekuru, diğer tarafta Feghouli, Alanya’nın yoğun baskısında Ndiaye ve Fernando ikilisine hiç destek vermediler... Belhanda ise zaten kayıptı. 45’te gelen sürpriz gol ve elbette Fatih Terim’in tahmin edilen ağır fırçası ikinci yarı karşımıza farklı bir Galatasaray çıkarttı... 4-2-3-1’e dönen Cim-Bom savunmayı da iyice orta sahaya yaklaştırınca daha iyi top yapan daha az pas hatasına neden olan ve özellikle kanatlardan daha çok atak geliştiren bir takım olarak karşımıza çıktı. Bu yeni düzen meyvesini çok çabuk verdi. Belhanda-Feghouli işbirliği beraberlik golünü getirdi. Ne ilginçtir ki, yediği golle krizden çıkan Galatasaray, attığı golle tekrar durağanlığa geri döndü. Gerçekçi olalım, dünkü Galatasaray için bir puan büyük başarıdır.
Hakem Alper Ulusoy bu sezonun haksızlığa uğramasına karşın 1 numaralı çıkış yapanı... VAR’ın başında ahkam kesenlere, sahada tecrübesiyle idare etmeye çalışanlara inat iyi hakemlik örneği veriyor. Dün bir kaç sarı kart uygulamasındaki eksikliğine rağmen yine iyi bir performansla yeni bir maç almayı hak etti.

Yazının devamı...

Can suyu!

29 Ocak 2019

İşler bir kere ters gitmeye görsün... Aksilikler arka arkaya gelir... Murphy kanunu işte... Birbirinden güzel iki gol atan Mehmet Ekici penaltı kaçırıyor. Soldado antrenmanda bile bulamayacağı pozisyonda topu kaleciye nişanlıyor... “Top tekniği yüksek orta sahayı organize eder, tek pasla forvetleri pozisyona sokar” diye transfer edilen Benzia, top öldürme ustası olup çıkıyor... Yılların tecrübeli ismi Mehmet Topal ikinci paslara girmekten ürküp kaçıyor. Buna rağmen sezonun en iyi futbolu oynanıyor... Ve bu takım ne ilginçtir ki, kümede kalma mücadelesi veriyor...
Fenerbahçe’nin efsane başkanlarından Ali Şen, 7 yıl sonra sırf bu maç için tribünlerde... Bodrum’da onca işini bırakıp maça gelen efsane başkan aynen şunu söylüyor: “Tarihimizin en kritik maçını oynuyoruz. Fenerbahçe için kapıcı, bekçi olmaya gerek yok. Taraftarlar maça gelsin yeter”...
Akil adam bu açıklamasıyla çok net, “Destek zamanı, Fenerbahçe asla yalnız kalmamalı” mesajı veriyor. Tribün mesajı almış; ya oyuncular? Gerçekçi konuşmak lazım. Bu takımın üzerindeki ölü toprağı dünkü müthiş galibiyete rağmen kalkmış değil... Kiralık oyuncular Ayew ve Benzia ile Roman hâlâ başka dünyalarda dolaşıyorlar... Ayew ve Benzia bu takımın çekilmiş el freni... Roman ise Truva atı... Yenilen iki golün başlangıcında Benzia’nın kaybettiği toplar, sonrasındaki duran top organizasyonlarında da Roman’ın Mina’nın altında ezilmesi var... Mina’ya da stoper diyoruz, Roman’a da... Mina’ya büyük haksızlık yapıyoruz galiba...
Çok kritik bir maçı kazanan Fenerbahçe’de transferin bitmesine sayılı saatler kala defolar iyice netleşti... Sadık’ın biraz daha zamana ihtiyacı var... Skrtel’in yanına acil tıpkı Mina gibi bir stoper lazım... Fenerbahçe’nin zayıf karnı aslında orta sahası... Bu bölgeye mutlaka ama mutlaka iyi top tutan, pas atan organizatör gerekli... Ve elbette Soldado ile rekabet edebilecek golcü de şart...
Ben bu satırları kaleme alırken Reyes’in gittiği, Slimani’nin gitmek üzere olduğu haberleri ayyuka çıkmıştı. Umarım doğrudur... Yeni oyuncular başka bir ruh, başka bir hava getirecektir bu takıma... Kısa süre oynayan Moses bile bunu gösterdi. Yönetim inşallah bu kez bunu becerir...
Ali Palabıyık, zor bir maç yönetti kabul ediyorum. Ama 55. dakikada VAR’dan yardım almasına rağmen Mehmet Ekici ile ilgili pozisyonda ‘penaltı yok’ kararı vermesi bence yanlıştı. O pozisyon net bir penaltıdır...

Yazının devamı...