Daracık sokakları ve eski taş evleriyle Mardin başlıbaşına bir sanat eseri. 29 Ekim tatili tarih ve doğayla başbaşa bir gezi için fırsat


Mardin ve çevresi  birbuçuk saatlik uçak mesafesinde güzel yurdumuzun mutlaka görülmesi gereken yerlerinden biri. Önümüzdeki üç günlük Cumhuriyet Bayramı da çok güzel bir fırsat, tur şirketine falan ihtiyacınız yok, Diyarbakır’dan bir araba kiralayacaksınız, Mardin’de ve Midyat’da  birbirinden güzel oteller var, ben Mardin’de Erdoba Konaklarını veya Artuklu Kervansaray Otel’I tavsiye ediyorum,  üç gün tarih ve doğa ile başbaşa güzel bir tatil yapacaksınız.

Mardin, sadece ara sokaklarında, hiç beklemediğiniz anlarda karşınıza çıkan inanılmaz etkileyici taş binaları, binlerce yıllık tarihi, candan insanlarıyla değil, her köşesinden görebildiğiniz Mezopotamya Ovası’ndan ciğerlerinize dolan havasıyla da büyüleyici. O havada başka bir enerji var. Mutlaka yaşamalısınız.

Diyarbakır’a varır varmaz şehir merkezine giderek tarihi Hasan Paşa Hanı’na uğruyor, yerel lezzetlerden oluşan kahvaltımızı edip Mardin’e devam ediyoruz. Yaklaşık bir saat süren yolculuk sonrası Mardin’e varıyoruz. Giriş  çok etkileyici, Mezepotamya Ovası’nın ortasında yükselen, bir tepenin üstünde inci gerdanlık şeklinde yerleşmiş, tepenin rengi gibi beyaz-sarı taşlardan yapılmış evlerden oluşan tablo gibi bir şehir. Otelimiz Erdoba konakları, bir çok tarihi Mardin Evi’nden oluşuyor, her ev ve her odası birbirinden farklı ve zevkli döşenmiş.

Mardin’in daracık sokakları ve Murathan Mungan’ın evi

İlk durağımız halen Süryanilerin metropolitik görevini sürdüren Kırklar Kilisesi. Daha  sonra Mardin Müzesi’ne gidiyoruz, müze olarak içeriği  çok zengin olmasa da bina gezmeye değer.  Daracık Sokakları ve merdivenleri ile Mardin başlıbaşına bir sanat eseri. Kendimizi sokaklarda kaybediyoruz, merdivenleri  ine çıka Murathan Mungan’ın evine gidiyoruz.
Daracık Sokakları ve merdivenleri ile Mardin başlıbaşına bir sanat eseri.
Bu seyahat boyunca her gittiğimiz yerde çeşitli yaşlarda gençler bize rehberlik yapmak için birbirleri ile yarışıyor. Ezberledikleri bilgileri nefes almadan bize aktarıyorlar.



Bu seyahat boyunca her gittiğimiz yerde farklı yaşlardaki gençler bize rehberlik yapmak için birbirleriyle yarışıyor.

PTT Binası ise Mardin’in en çok bilinen binası. Birçok dizide kullanılan bu binada dizi seyredenler, hemen çekim yapılan yerleri ve film karelerini hatırlıyorlar. Mardin çarşısı da mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Satıcıların kıyafetleri, rengarenk baharat, kuruyemiş ve sepetlerle bembeyaz peynirler tam tezat teşkil ediyor ve fotoğrafcılara mükemmel malzemeler veriyor. 

Dayrul Zafaran Manastırı

Süryanilerin merkezi Dayrulzafaran Manastırı

Ikinci gün bütün dünyadaki Süryani halkının senelerce merkezi konumunda kalmış Dayrulzafaran Manastırı’na gidiyoruz. Sakin bir gün ise şanslısınız, sizi manastırda yaşayan rahiplerden biri gezdirebiliyor . Manastırın temel bölümleri 5. yüzyılda inşa edilmiş ve 1932’ye kadar, yani  640 yıl boyunca Süryani Ortodoks patriklerinin ikametgah yeri olmuş. Azizler Evi( Beth Kadişe) diye bilinen bölümde bazı azizlerin kemikleri ile birlikte Manastır’da görev yapan  patrik ve metropolitler de  gömülmüş. Maalesef çeşitli baskılar sonucu burada yaşayan süryaniler başka merkezlere gitmek zorunda kalmış, Süryanilerin ana merkezi Suriye’ye kaymış. Yine de yıl boyunca dünyanın her yanından Süryaniler geliyor ve  manastırı ziyaret ediyor.

Öğleden sonra  yine otobüs ile Kasımiye Medresesi’ne gidiyoruz, Akkoyunlu Hükümdarı Cihangir oğlu Kasım Padişah Mardin'e atandığı zaman,1469 dan  günümüze kadar mükemmel yapısıyla ayakta durabilen bu çok amaçlı medreseyi yaptırmış. Günün kalan kısmında kendimizi Mardin sokaklarına bırakıyoruz ve ayaklarımızın bizi götürdüğü yere kadar gidiyoruz.

Akşam yemeğini Cerciş Murat Konağı’nda yiyoruz. Konak, Tüfekçioğlu ailesi için 1888 'de inşa edilmiş. Birkaç kez el değiştirdikten sonra, 1956 – 1977 yılları arasında  bugün konağın adıyla anıldığı Cercis Murat (Dilmener)konağı satın almış. Daha sonra Mardin İl Turizm Müdürlüğü Binası olarak hizmet vermiş, bugün  pek çok kişinin ziyaret ettiği bir mekan olarak Mardin için önem taşıyor. 2001 yılından itibaren turizmci Ebru Baybara Demir tarafından restoran olarak düzenlenen konak, yoğun ilgi görüyor. Yemekler Mardinli kadınlar tarafından hazırlanıyor ve tamamı yerel tadlardan oluşuyor. Yemek boyunca akordiyon eşliğinde Türk sanat müziği dinleyip siz de eşlik edebiliyorsunuz.
Fiyat aralığı: 21 - 42 TL (15 $-30 $)içki var.


Mor Gabriel  ve Mor Yakup manastırları
Son gün sabah otobüs ile Midyat’a doğru yola çıkıyoruz. İlk durağımız 20 km kala Mor Gabriel Manastırı. Manastır 397 yılında Mor Şmuel ve Mor Şemun tarafından kurulmuş, kısa zamanda manastır o kadar ünlenmiş ki Roma İmparatorları tarafından destelenmiş ve o sayede çok görkemli bir yapı haline gelmiş.

Midyat’da ki önemli yapılardan biri olan Mor Yakup Manastırı’nı geziyoruz.  Manastır M.S. 419’da Aziz (Mor) Yakup adına inşa edilmiş, Hayatı hastalara şifa vermek, sakat ve topalları iyileştirmek, bir haftalık bebeği konuşturmak gibi mucizelerle geçen Mor Yakup daha sonraları azizlik mertebesine yükselmiş. Mor Yakup M.S. 421’de öldükten sonra, zaman içinde manastıra yüzlerce rahip yerleşiyor.  Bugün manastır yine faal ve 3 rahip, 2 rahibe hizmet vermekte.  Şanslıyız, Rahip Saliba Er, güler yüzü ile bizi gezdiriyor.

Savur yolu üzerinde Kıllıt köyünü (Dereiçi)  geziyoruz. Yaşlıca bir adam yaklaşıyor yanımıza, konuşması bir parça zor anlaşılıyor. Kıllıt (Dereiçi) köyünde yaşayan bir avuç insan gibi o da bir Süryani.
Mardin’in minyatürü olan Savur ilçesine geliyoruz. Çarşıdan yukarı çıkarak en tepede yer alan Hacı Abdullah Bey konağına çıkıyoruz. Nefis bir manzara karşısında çay içip sohbet ediyoruz.

Mağara evleri ile HasanKeyf
Hasankeyf’e varıyoruz. Kimler tarafından kurulduğu tam bilinmiyor, tepede harap durumda olan kalesi ve yerleşim yeri, nehrin iki yanında yer alan ve hala içlerinde yaşayanların olduğu mağara evleri ve   taş köprüsü ile çok ilginç bir yer. Yakın zamanda baraj suları altında kalma riski olan HasanKey’I biran önce görmenizi ve bu güzel beldenin yok olmaması için başlatılan imza kampanyasına katılmanızı tavsiye ediyorum.
Hasankeyf’i yok olma riski nedeni ile biraz buruk geride bırakarak, tarihi, güzel yerleri ve insanları ile son üç günü, sanki bir hafta gibi dolu dolu yaşadıktan sonra Diyarbakır üzerinden İstanbul’a dönüyoruz.



Mağara evlerinde yaşıyorlar 
Kimler tarafından kurulduğu tam bilinmiyor, mağara evleri ile çok ilginç bir yer. Hasankeyf’i bir an önce görmenizi tavsiye ediyorum, bu güzel beldenin yok olmaması için imza kampanyasına katılmanız önemli.



Çarşıda renkli kareler  
Mardin çarşısında satıcıların kıyafetleri, rengarenk baharat, kuruyemiş ve sepetlerle bembeyaz peynirler tam tezat teşkil ediyor ve fotoğrafçılara mükemmel malzemeler veriyor.



Mutlaka gezilmesi gereken yerler: 
Mardin’de: Kırklar Kilisesi, Zinciriye Medresesi, Postane Binası,Mardin Çarşısı ve sokakları, Dayrul Zafaran Manastırı, Ulu camii, Kasımiye Medresesi

Midyat’da:  Midyat Evleri, Anıtlı köyü, Barıştepe (Salhe) Süryani köyü, Mor Şarbil(Yakup) Manastırı, Mor Gabriel (Deyrulumur)  Manastırı

Savur’da : Savur Bağları, kalesi, kıllıt Köyü

Hasankeyf’de : Kale, Dara Harabeleri, Nusaybin, Gırnavaz, Artuklu Sarayı, Zeynel Bey Türbesi, El Rızk Camii


AJANDA
1. gün   07:15 THY İstanbul- Diyarbakır, Otobüs ile Mardin’e hareket, Mardin şehir gezisi,  Akşam yemeği otelde, Otel : Erdoba Konakları, 0482 – 212 76 77, www.erdoba.com.tr
2.gün Mardin, Akşam yemeği Cerciş Murat Konağı, Erdoba Konakları’nda konaklama
3.gün otobüs ile Midyat, Savur, Hasankeyf, 21:50 THY Diyarbakır- İstanbul,

Toplam maliyet uçak dahil 600 TL

Yazarın Diğer Yazıları
EtiketlerPatrik