Emniyet’teki ‘suç örgütü’

Ankara Cum-huriyet Başsavcılığı’nca, Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) İstihbarat Dairesi’nde “usulsüz telefon dinleme” iddiasına yönelik başlatılan soruşturmada, daire bünyesinde “suç örgütü” kurulduğu iddia edildi.
Soruşturma savcısı Tekin Küçük’ün hazırladığı, dairede görev yapan ve aralarında daire başkanı Ömer Altıparmak’la birlikte 6 yardımcısı ve 3 şube müdürünün yeraldığı 18 sanıklı iddianame, “emniyet teşkilatındaki bir biriminde suç örgütü oluşturulduğu”nu iddia eden belki de ilk iddianame olarak tarihe geçti. (Bu noktada; Susurluk sürecini ayırmak gerekir. Zira; Susurluk sürecindeki örgüt yapısı daha farklı görünümdeydi.)
Bu iddianamenin birinci sırasında ise, dört yıla yakın süreyle Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı olarak görev yapan ve hakkında 207 yıl hapis cezası istenen Ömer Altıparmak yeraldı.
Savcı Küçük, hakkındaki idari soruşturmalar devam ederken emekli olmayı tercih eden Altıparmak hakkında “örgüt lideri” tanımlaması yapmaktan kaçınmadı.
İddianameyle ilgili ayrıntılar geçen hafta kamuoyuna yansıdı. Altıparmak ve oluşturduğu iddia edilen suç örgütünün, bazı kritik projelerde çalışan TÜBİTAK ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı personelinin yanısıra çeşitli siyasiler, hukuk adamları ve meslektaşımız Ahmet Şık’ın eşine ait telefonların “usulsüz” olarak dinlenmesinde rol oynadıkları iddianemenin konusunu oluşturdu.
Dosyanın “bir numarası” Ömer Altıparmak; savunmasında genel olarak “yaşananlardan kendisinin bilgisi olmadığı”nın altını çiziyor.
Sosyal medyayı oldukça “verimli” kullanan Altıparmak, özellikle milliyetçi duyguları okşayan mesajları kamuoyu ile paylaşırken, hükümetin özellikle PKK ve çözüm süreci kapsamındaki çalışmalarını ağır biçimde eleştirmekten de geri kalmıyor.
Bu çerçeveden bakıldığında; bir dönem “Türkiye’nin en kudretli 10 kişisi” içinde sayılan Altıparmak’ın görev yaptığı süreci de masaya yatırmak gerekir.
Uzun yıllardır güvenlik bürokrasisini; özellikle de Türkiye’nin yaşadığı her kritik dönem ve süreçte ayak izleri görülen emniyet camiasını yakından izleyen bir gazeteci olarak, Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı’nın konumunu şöyle özetleyebiliriz:
Emniyet İstihbarat Dairesi, teşkilat şemasında doğrudan Emniyet Genel Müdürü’ne bağlı olarak görev yapar. Polise telefon dinleme izni veren Polis Vazife ve Selahiyetleri Yasası’nın ek 7. maddesinde 2005 ve 2007’de yapılan son değişikliklerle oldukça kolay biçimde hedef kişilerin teknik olarak izlenmesine izin verebilme yetkisine sahiptir. Elinde çok geniş yetkilerle kullanabileceği ve yüksek meblağlı “örtülü ödeneği” vardır. İstediği zaman, istediği biçimde şehir dışı göreve gitme olanağına sahiptir. Tüm illerde ve büyük ilçelerde kurulmuş istihbarat ağına hükmeder. İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü, Ankara’da olmaları halinde, her sabah makamlarına geldikten sonra ilk olarak görüştükleri kişi İstihbarat Dairesi Başkanı’dır. Bu görüşmeler çoğunlukla randevusuz olarak gerçekleşir. İstihbarat Dairesi Başkanı, koltuğunun altındaki dosya ile her sabah bakan ve genel müdüre “rutin” ziyaret yaparak yaşanan ve yaşanacak gelişmeler, takip edilen önemli olaylar ve soruşturmalarla ilgili ilk ağızdan bilgi verir. Makamı nedeniyle oldukça kudretli bir bürokrat olarak, teşkilat içinde ağırlığı vardır. Teşkilata alınacak herkesin yanısıra, üst göreve getirilecek tüm teşkilat mensuplarının incelemesini yapar, yaptırır. Özellikle Cumhurbaşkanı ve Başbakan’la “doğrudan görüşebilme” olanağına sahiptir. Ülke güvenliği ve teşkilat yapılanması çerçevesinde ağzından çıkan her kelimenin önemi vardır. Günde 24 saat, haftada 7 gün aralıksız bilgi akışına sahiptir.
Bu özellikleri artırmak mümkün. Ancak, genel olarak bu kadar etki ve yetkiye sahip bir bürokrat olan Ömer Altıparmak’ın “suç örgütü lideri” olarak adli yargılamaya konu olması da oldukça manidardır.
İddianameye bakıldığında, Altıparmak’ın etki ve yetkisini çok olumlu kullandığını söylemek zor.
Elindeki yetkiyle telefon hatları üzerinde; terör örgütlerinin bombalarının patladığı, bu patlamalarda hiç günahı olmayan genç, yaşlı, çocuk, ünlü, ünsüz, kadın, erkek onlarca yurttaşın yaşamlarına mâl olan, bir çoğunun yaralı ve sakat kalarak ömür boyu bu acıları çekeceği süreçleri önlemeyi sağlayacak teknik çalışmaları yapmak yerine; olanaklarını, usulsüz telefon dinlemelerinde kullanılmasını sağlayan bir devlet yöneticisinin profili iddiası var. Adli yargılama başladıktan sonra daha net biçimde gerçekler ortaya çıkacaktır.
Bu konuda bir “küçük ayrıntı” daha var.
Emniyet Genel Müdürü’ne doğrudan bağlı olan bir daire başkanının “örgüt lideri” olarak adli yargılamaya konu olması, kendisine doğrudan bağlı olan birim üzerinde denetleme yetkisi olmasına karşın bu yetkiyi kullanmayan Emniyet Genel Müdürü’nü de bağlamaktadır. Altıparmak’ın örgüt lideri olarak usülsüz faaliyetlere karışması, onun kadar en az kendisinden sorumlu olan dönemin Emniyet Genel Müdürü’nü de sorumlu kılıyor. Bu kadar usülsüz işin olduğu süreçte görev alan Emniyet Genel Müdürü’nün görevden alınmak yerine “terfi ettirilmesi”de artık hükümetin sorunu haline gelmiştir.